1974'te Almanya'da terör olaylarının gölgesi altında geçen Dünya Kupası bu defa, Generallerin yönetimi altındaki Arjantin'de oynanacaktı. 1968 yılında FIFA, 1978'de kupanın Arjantin'de düzenlenmesine karar verdi. Ancak ülkede 1976 yılında Generaller yönetime el koyunca FIFA zor durumda kaldı. Ülkede 1976-1982 yılları arasındaki askeri cunta yönetiminde 30 bin insan ortadan kaldırılırken bir Dünya Kupası eksikti. Cunta ses çıkarmadı, Avrupa ülkelerinin cılız protestolarına aldırış etmeyen FIFA, 'Bu kupa burada oynanacak' dedi ve herkes Arjantin'e geldi. Zaten kupa da askeri yönetimlere yabancı değildi. 1970 Meksika'da Ordu yönetimde iken oynanmıştı. 1974'te finalde ev sahibi Federal Almanya'ya kaybeden Hollanda finale çıkmış ama ev sahibi ile oynamaktan kurtulamamıştı. Çünkü Arjantin gruptan çıkması için son maçında farklı alması gereken karşılaşmayı Peru karşısında 6-0 kazanıyordu ve bu sonuçla Brezilya eleniyordu. Turnuvada sadece 4 gol yiyen Peru'nun bir maçta 6 gol birden yemesi Arjantin'deki askeri yönetiminin vaat ettiği ciddi ekonomik yardımlara bağlandı ama FIFA seyrediyordu! Arjantin, River Plate Stadı'nda 80 bin seyircinin önünde normal süresi 1-1 biten maçı uzatmada Hollanda'yı 3-1 yeniyor, kaptan Passarella kupayı Devlet Başkanı sıfatıyla darbeci Jorge Rafael Videla'nın elinden alıyordu. Finalde attığı iki golle Mario Kempes efsane olurken, kaybeden Hollanda Milli Takımı'nı turnuvada yalnız bıraktığı için ülkesinde yoğun eleştiriler alan Johan Cruyff yıllar sonra Arjantin'e niye gitmediğini açıkladı: "1977 yılında ben ve ailem yoğun tehdit altında kaldım. Bir gece yarısı evime giren kişiler, çocuklarımın gözü önünde beni ve eşimi kollarımdan bağlayıp kafama silah dayadılar. Büyük bir korku yaşadık. Çocuklarım uzun bir süre okula korumalarla gitmek zorunda kaldı. Bu olay hayata bakış açımı değiştirdi."
Dünya Kupası artık dünyayı daha geniş bir şekilde kucaklayacaktı. Katılımcı ülke sayısı 16 ülkeden 24'e çıkartılırken, 6 kıtanın kupada ilk kez temsilcisi vardı. Okyanusya'dan Yeni Zelanda da gelmişti. Ve tabii ki Armando Diego Maradona. 22 yaşındaki genç yıldız adayının ilk kupa deneyimi, bekleneni vermedi. 17'lik Pele gibi çıkış yapmak yerine çeyrek finalde markajından kurtulamadığı Brezilyalı Batista'ya tekme atan Diego maçı, son şampiyon Arjantin de yarı finale çıkamadan turnuvayı noktalayacaktı. FIFA, bu turnuvada yeni bir utanca ortak olacaktı. Cezayir kupanın açılış maçında favori Almanya'yı 2-1 yeniyor, Cezayirliler futbollarıyla alkış alıyordu. Ancak Cezayir bir galibiyet daha alınca gruptan çıkma şansı oldu. Fakat grubun son maçı Almanya-Avusturya idi. Aynı dili konuşan iki ülke kolayca anlaşıyor, mutlak kazanması gereken Almanya ve farklı kaybetmemesi gereken Avusturya'nın mücadelesi 1-0 bitiyordu. Tribünler uzun süren orta saha paslaşmalarını ıslıklıyor, mücadele etmeyen futbolcularını protesto ediyordu. Bir başka utanç da gruplardaki Fransa-Kuveyt maçında yaşandı. Fransa 3-1 önde iken 80. dakikada Alain Giresse ile farkı üçe çıkardı. Ancak Kuveytliler, tribünden gelen bir düdük sesiyle pozisyonu bıraktıklarını söyleyip SSCB'li hakem Miroslav Stupar'a itiraz ettiler. Hakem kararından dönmeyince tribündeki Kuveyt Futbol Federasyonu Başkanı Şeyh Fahid El Ahmed El Sabah, oyuncuların sahadan çekilmesini sağlamak için sahaya indi. El Sabah'ın bu çıkışı sonrası hakem golü iptal etti ve maç devam etti. Futbol sahalarında benzeri bir daha çok şükür yaşanmayan bu olay sonrası Fransa 90. dakikada Maxime Bossis bir kez daha farkı üçe çıkarıp maçı kazandı. Fransa yarı finalde Federal Almanya ile yenişemedi. Normal süresi 1-1, uzatmaları 3-3 sona eren maçı penaltılarda 5-4 kazanan Almanlar'dı. Dünya Kupası'nda eşitliğin bozulmadığı maçlarda uygulanmaya başlayan penaltı atışlarının ilk kurbanı da böylece Fransa oluyordu. Ancak Almanya finalde rakibi olan İtalya'ya diş geçiremedi. İtalyanlar maçı 3-1 alıp kupayı 3. kez kazanmanın onurunu yaşadı. Hem de Santiago Bernabeu Stadı'nda...
Kupayı düzenleyecek olan Kolombiya ekonomik zorluklardan ötürü organizasyon çekildi. 1970 yılında da kupaya ev sahipliği yapan Meksika 1985 yılının sonunda binlerce insanın öldüğü depreme rağmen 1986'yı düzenleyip toparlanmayı istedi. Ve görev Meksika'nın oldu. FIFA yine yeni bir statü getirmiş, 6 grupta ilk 2 sırayı alanlar dışında 3. sıradaki takımlardan puanı ve gol averajı en iyi olan 4 ülke de 2. tura kalacaktı. Kupaya yine siyaset karıştı. Falkland Adaları için 4 ay boyunca birbiriyle savaşan Arjantin ile İngiltere çeyrek finalde eşleşti. Maç öncesi Meksika'da Arjantinli ve İngiliz taraftarlar adeta yeni bir cephe açıp savaşırken, çok sayıda taraftar yaralandı. Ama bu büyük kavgaların önüne geçecek bücür bir adam vardı. 26 yaşındaki Armando Diego Maradona çeyrek finalde İngiltere karşısında ülkesinin 4 ay süren Falkland Savaşı'nda incinen onurunu tamir etti. Azteca'da 115 bin kişi önünde Maradona önce elle topu tipleyip fileleri sarsarken, ardından İngiliz futbolcuları ülkesi Arjantin'in dibinde sahip çıkamadığı adacıklar gibi ipe dizdi. 2-1 biten bu maçta attığı golle kupanın gol kralı olan Gary Lineker ancak kendini kurtarabildi. "Benim değil Tanrı'nın eliydi. Maçı kazanmak için değil, İngilizleri yenmek önemliydi" diyerek savaşın intikamını aldığı sözleriyle tarihe geçen Maradona sadece Arjantin ulusunu değil tüm Güney Amerika'yı sokağa döküyordu. Arjantin bu moralle finalin yarısında Belçika'yı, finalin kendisinde ise Federal Almanya'yı yenerek kupaya ikinci kez uzandı. Tribünlerde ilk kez bu turnuvada başlayan Meksika dalgası da sadece Meksika'da ve futbol tribünlerinde kalmamak üzere dünyanın her yerine yayılacaktı.