ÇOK KÜLTÜRLÜ VE FÜZYON MUTFAĞA YÖNELİM
Dünya mutfaklarının harmanlanması ve farklı kültürlerin lezzetlerinin bir araya getirilmesi, gastronomide büyük bir trend haline geldi. Asya mutfağından Latin Amerika'ya, Akdeniz'den Orta Doğu'ya kadar birçok mutfak, özgün tatlarını koruyarak modern dokunuşlarla yeniden yorumlanıyor. Farklı kültürlerin baharatları, pişirme teknikleri ve malzemeleri, mutfaklarda yeni deneyimler yaratıyor. Çok kültürlülüğün lezzeti bir başka! Bir ulusun kültürel anlamda özelliklerini belirten maddi ve manevi değerlerinden biri olan mutfak önemli bir yere sahiptir. Hâkim olunan coğrafi konum, tarihsel gelişim üretim şekilleri, politik, ekonomik ve kültürel ilişkiler, etnik yapı ve inançlar, yöresel beslenme anlayışını da direkt olarak etkilemektedir. Mutfak kültürü bir toplumun beslenme biçimlerini, bu amaçla kullandıkları yiyecek ve içecekleri, bu yiyecek-içecekleri temin etme şekillerini, muhafaza etme koşullarını ve hazırlarken kullandıkları ekipmanları ifade etmektedir Gastronomi alanında yaşanan gelişmeler, ülkeler arası tarih boyunca oluşan göçler ve teknoloji alanındaki gelişmeler, kentleşme ve sanayileşmenin sebep olduğu farklı farklı sosyal değişimler gelenekselleşmiş olan mutfak kültürümüz ve beslenme alışkanlıklarımızda da bazı farklılıklara ve değişimlere de yol açmıştır. Bu değişimler dünya mutfaklarının küreselleşmesini sağlarken, gastronomi alanında da yeni mutfak akımlarının oluşmasına yol açmıştır. Bu akımlardan biri olarak görülen füzyon mutfak, değişkenlik gösteren mutfak kültürlerinin egemen olduğu malzemeleri, teknikleri ya da ürünleri bir araya getirerek ortaya farklı lezzetler çıkarmayı hedefleyen bir gastronomi akımıdır.

İŞLETMELERE ÖNEMLİ AVANTAJ
Füzyon mutfak uygulamaları, bir yandan mutfak kültürünün devamlılığını sağlarken bir diğer yandan da mutfak kültürüne evrensel bir bakış açısı kazandırmaktadır. Füzyon mutfak yenilik gayesinde olan tüketiciler için de çarpıcı bir unsur olmaktadır. Menülerinde farklı kültürlere ait olan malzemeleri harmanlayıp, çeşitli sunumlar ile zenginleştirerek sundukları füzyon mutfak ürünleri sayesinde yiyecek içecek işletmeleri pazarlama konusunda da avantaj elde edebilme potansiyelindedir. Çünkü bu işletmelerin stratejik konumlarını korumaları ve piyasadaki varlıklarını da devam ettirebilmeleri adına yeni ürünler ortaya çıkarmaları gerekmekte. Ayrıca, turistler için yöresel mutfak kültürünün çarpıcı bir nokta olması, pazarlama faaliyetlerine yöreye özgü yiyecek ve içecekleri dahil eden işletmelere önemli bir avantaj sağlamaktadır.

MOLEKÜLER MUTFAK HIZLA BÜYÜYOR
Moleküler mutfak fizik, kimya ve biyoloji disiplinleriyle ortak çalışmaları sonucu yiyeceklerin alışılmışın dışında sunum ve tatlara sahip olmasına olanak sağlamaktadır. Moleküler gastronomi gibi akımlar teknolojinin hızla gelişmesi her alanda farklılıklar getirdiği gibi gastronomi alanında da birçok yeniliğe ve gelişime neden olmuştur. İnsanlığın var oluşundan günümüze kadar devam eden yeme-içme ihtiyacı günümüzde sadece fizyolojik ihtiyaç olmak dışında artık sosyolojik ve kültürel önem kazanmıştır. Küreselleşme ile hızla artan sosyal ve teknolojik ilerleyiş neticesinde gastronomik anlamda da yeni ürün ve yöntemler gelişerek farklı gastronomi trendlerinin gelişimi hızlanmıştır. İnsanların iyi ve kaliteli yeme içme arzusunun artması üzerine gastronomi bilimi ve sanatı ortaya çıkmasına sebep olmuş ve bu talebi karşılamak isteyenler içinde yepyeni bir sektör ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda oluşan moleküler gastronomi gelişime açık ve merak edilen bir trenddir. Farklı bilim dalları ile de etkileşimde olan moleküler gastronomi, keşfedilen yeni pişirme teknikleri ve uygulamaları ile moleküler gastronominin bir akım olarak dünyaya yayılmasını sağlamıştır. Moleküler gastronomi tekniklerinin hala daha dünyanın birçok yerinde, mesleğinde başarılı ünlü şefler tarafından kullanıldığına rastlanmaktadır. Moleküler gastronomi tekniklerini uygulayanlar dünyanın en ünlü şefleri arasında gösterilmektedir.

Bu şeflerin birçoğunun moleküler gastronomi alanında eğitim aldıkları ve moleküler gastronomi tekniklerini takip edip, meslek yaşantılarında kendilerini geliştirmek amacı ile üniversitelerle ortak çalışmalar sürdürdükleri görülmektedir. Moleküler gastronomi, Türk gastronomisinin dünya gastronomisi ile rekabet etmesi açısından önemli bir yere sahiptir. Moleküler Gastronomi, yiyecekleri en sade unsurlarına dönüştürmek için bilimsel deney yaklaşımlarını kullanır. Bu şekilde, alışık olmadık formlarda ürünler meydana getirmek için pişirme yöntemleri ve bilim arasında ortak bir kesişme noktası olduğunu ileri sürer. Bir diğer ifadeyle, moleküler gastronomi açısından ürünlerin hazırlık ve işleme süreçlerinde gerçekleşen fiziksel ve kimyasal mekanizmalar belirlenmekte ve elde edilen sonuçlarla yenilikçi teknikler ve mekanizmaların keşfedilmesi hedeflenmektedir. Son yıllarda teknolojinin hızla gelişmesi birçok alanda olduğu gibi gastronomi alanında da farklı ekipman ve tekniklerin kullanılmasını mümkün kılmıştır. Moleküler gastronomi tekniklerinden sadece şeflerin yararlanmadığı, öğrenciler, gıda sektörü ve bilim insanları gibi birçok farklı meslek grupları ve bireylerin de bu tekniklere başvurduğu ve faydalandığı da görülmektedir.
ÇİĞ BESLENME ARTIYOR
Yeme ilimi ve sanatı diye açıklanan Gastronomi, kişinin bedensel ve zihinsel sağlığını koruyabilmesiyle gıda tüketimi arasındaki bütün dereceleri ve oluşan rezervi barındıran bir bilim alanıdır. Devamlı olarak varyasyona ve evrime meyilli olan gastronomi, bu sebeplerden ötürü yeme-içme alanında yeni akımlar meydana gelmektedir. Çiğ beslenmenin tarihsel gelişimine bakıldığında başlangıcının çok eskilere dayandığı görülmektedir. İnsanoğlunun ateşi bulmadan önce tükettiği tüm besinler, çiğ gıda yeme alışkanlığına örnektir. Bilindiği gibi, ilk insanlar ateş bulunmadan önce beslenme ihtiyaçlarını yeşil yapraklı sebzeler, kuruyemişler, meyveler, tohumlar, yüksek lifli bitkilerle karşıladılar. Ünlü filozofların antik Yunan tarihinin matematikçileri ve din görevlileri vegandı ve çiğ gıda ile beslendiler. Çiğ beslenme yaşadığımız zamanda sağlık amaçlanarak kullanılmaktadır. Ağırlıklı olarak tezek ile üretilmiş, organik, kimyasallarla hiçbir evresinde temas etmemiş meyve ve sebzelerin, filizlendirilmiş köklerin, canlı gıdaların yenilmesini savunan bir gastronomi akımıdır. Çiğ beslenme, yaşayan besinlerle bir tutulmakta olup; Uzak doğu gastronomisinde et ve çeşitlerini tanımlarken, batı gastronomisinde bitkiler, meyve-sebzeler, filizlenmiş tohumları kapsamaktadır. Vegan mutfak ile ortaknoktaları olan çiğ beslenme, tüketim biçimi ve gıdaların tercih edilmeme sebeplerinden dolayı farklılıklar ortaya çıkmaktadır. Çiğ beslenenleri; Et ve çeşitlerini asla tüketmeyen, et ve çeşitlerini pişme işlemi görmeden soslayarak tüketen ve daha çok somon balığı olarak çiğ balık yiyenler diye 3 farklı grupta inceleyebiliyoruz. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
DİKEY TARIM YAYILIYOR
Dünya genelinde patlak veren en önemli problemlerden iklim değişikliği ekim alanlarının günden güne küçülmesine, doğal felaketlere, su yetersizliğine, açlık, fakirleşme ve ölümlere neden olmaktadır. Geçmişten gelen ziraat uygulamalarının mevcut besin talebini karşılamayacak vaziyette bulunduğundan, hali hazırdaki kirlenme, ekim alanlarındaki yetersizliğinden ve katedilen mesafeden sıyrılıp daha küçük alanda, daha fazla gıda üretilebilme imkanı olarak dikey tarımı öne sürmüştür. Besin sağlığı ve yeme kültürünün sürdürülebilirliği için dikey tarım günümüzde popülerlik ivmesi yükselen bir uygulama olmaktadır. Belli bir gaye için tasarlanan dikey tarım uygulaması dikey bir yapıda, genelde toprak ve gün ışığına sahip olmayan, üst üste konulmasıyla oluşturulan düzgün yığınlı ceplerde uygulanan üretme tekniği olarak tanımlanmaktadır. Bu teknik ile, fazla kata sahip olan yapıların içerisinde az atık ve az su sistemiyle kırsal alanlardan besinin getirilmesine lüzum duyulmadan, besin güvenliği ile 12 ay boyunca üretim yapılabilmektedir.