Özel sektörde çalışan ve işi dolasıyla depremin olduğu dönem İstanbul'da olduğunu belirten Gövce, "Felaket yaşandığında işim sebebiyle İstanbul'da kız kardeşimde kalıyordum. Eşim ve kızlarımsa Anltakya'daki evimizdelerdi. Sabah 4.30 civarında kardeşim uyandırdı ve deprem haberini. İlk anda alıştık gibi bir cevap verdim. Ancak olayın ciddiyetini kimseye ulaşamayınca anladım. Bunun üzerine hemen yola çıktım" dedi.

HER ŞEYİ ACI BİR FOTOĞRAFLA ÖĞRENDİM
Apartmanda hak sahibi olanlardan birinin Whatsapp grubuna attığı tek kare fotoğrafla binalarının yıkıldığını belirten Gövce sözlerini şöyle devam ettirdi; "Gruba bir fotoğraf geldi. Altına da 'Başınız sağ olsun, yıkıldık, cehennemdeyiz' yazmış. Acı haberi o şekilde aldım. Depremden yaklaşık 10 saat sonra Antakya'ya vardım. Her yer toz, duman, yıkık, sisli. Korku filmi gibiydi. Kimse ne yapacağını bilmiyor. Gördüğünüz kareler karşısında gerçeklik algınız bozuluyor."

"İLK KAYBI ENKAZDA YAŞADIK"
Enkazda üst katta yaşayan polis memurunun eşine ulaştık. Elini tutabiliyorduk ancak çok üşüyordu. Montları ateşte ısıtıp veriyorduk. Sabaha karşı kaybettik. Ölüm nedir ilk kez orada anladım. Yedinci günde el işleme dantel bir perdeye ulaşıldı. 'Bizim dairedesiniz' dedim. Önce Elif Eylül'ü çıkardılar. Stetoskop istediler ama nabız yoktu. Sonra Ece'yi, sonra Sena'yı çıkardılar. O sene ailecek ilk kez tatil yapacaktık. Gemi tatili hayalimiz vardı bunun için de para biriktirmiştik. Hatta depremden bir gece önce telefonda bunu konuştuk. Biletleri alacaktık" ifadelerini kullandı.