Klinik Psikolog Dr. Rukiye Karaköse, "Son yıllarda, aile içinde, okullarda ve sosyal hayatta saldırganlık davranışlarında artış görülüyor. Bunda biyolojik, genetik ve sosyal faktörler rol oynayabiliyor. Aile içi şiddet, yoksulluk, işsizlik, eğitim seviyesi, eşler arası çatışmaların doğru yönetilememesi gibi nedenler ile de ilişkilendiriliyor.
"EN TEMEL YAPI TAŞI AİLE"
Aile içi iletişim ve denetimin önemi üzerinde durmakta fayda var. Çocuklar ve ergenler üzerinden değerlendirdiğimizde; iletişim ve empati becerilerini geliştirmek, duygularını tanımak öfke ve kaygıyla nasıl baş edebileceklerini öğretmek faydalı olabilir. Ebeveynlerin, aile içi sorunları şiddetle değil, şefkatli bir şekilde sınır koyarak çözülebilmesine dikkat etmeleri gerekiyor. Ailece etkileşimlerinde olumlu yönde değişiklikler yaratabilecek eğitim ve programlardan yararlanmaları gerekiyor."

"AİLE, OKUL VE DEVLET BİRLİKTE HAREKET ETMELİ"
Klinik Psikolog Zeynep Kayhan: "Zorbalık ve sadistçe davranışların arkasında çoğunlukla kimlik arayışı, dezavantajlı ailelerden geliyor. Dürtüsellik, aidiyet ihtiyacı ve sosyal dışlanma gibi psikososyal etkenler yatıyor. Ergenler, henüz kişiliklerinin oturmadığı bu dönemde çetelere katılarak kendilerini güçlü ve değerli hissetmek isteyebiliyor. Bilhassa sorunlu ve ilgisiz ailelerde büyüyen çocuklar, duygusal boşlukta bu tür zararlı ilişkilere yönelebiliyor. Şiddete meyilli, dürtüsel, davranış bozuklukları gösteren çocuklar maalesef ergenlikte suça karışmaya çok daha yatkın oluyor. Sosyal medya ve kimi dizilerde, şiddetin ve 'güçlü olmanın' yüceltilmesi de bu davranışlar için özendirici olabiliyor. Şiddetin önlenmesi için ailede sağlıklı bir iletişim olmalı, çocukların duygusal ihtiyaçları karşılanmalı. Sevgi, ilgi ve sınırların dengeli olduğu bir ev ortamı, gencin tehlikeli kişi ve gruplara karşı daha dirençli olmasını sağlar. Aile, okul ve devlet birlikte hareket ederek bu sorunun çözümüne yönelik ciddi adımlar atılmalı."