Son dakika haberleri: Venezuela'nın başkenti Caracas'ta cumartesi yerel saatle 02.00 civarında patlama ve uçak sesleri duyulmuştu.
Venezuela yönetimi, patlamaların ardından ABD'yi ülkenin çeşitli bölgelerinde sivil ve askeri tesislere saldırı düzenlemekle suçlamıştı.
ABD Başkanı Donald Trump, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'ya karşı büyük çaplı bir saldırı düzenlendiğini, Maduro ile eşinin ülke dışına çıkarıldığını duyurmuştu.
ABD Adalet Bakanı Pam Bondi de Maduro ve eşi Cilia Flores hakkında ABD'de suç duyurusunda bulunulduğunu, Maduro'ya "uyuşturucu terörizmi, kokain kaçakçılığı, ABD'ye karşı makineli tüfek ve yıkıcı cihazlara sahip olma" suçlamalarının yöneltildiğini açıklamıştı.
Venezuela yönetimi, ABD'nin kınanması için uluslararası topluma çağrıda bulunmuş, bazı ülkeler saldırıyı eleştirirken, açıklamalarıyla ABD'ye destek verenler de olmuştu.
İşte Venezuela-ABD geriliminde son gelişmeler...
ABD Başkanı Donald Trump, Venezuela’nın geçici Devlet Başkanı Delcy Rodriguez'i tehdit ederek, "Eğer doğru olanı yapmazsa, çok ağır bir bedel ödeyecek, muhtemelen Maduro'dan daha ağır bir bedel" dedi.
ABD Başkanı Donald Trump, ABD basınına verdiği röportajda Venezuela’nın devrik lideri Nicolas Maduro’nun görevini üstlenen Venezuela Devlet Başkan Yardımcısı Delcy Rodriguez'i tehdit etti. Trump, Venezuela’nın geçici Devlet Başkanı Rodriguez'i hedef alarak, "Eğer doğru olanı yapmazsa, çok ağır bir bedel ödeyecek, muhtemelen Maduro'dan daha ağır bir bedel" ifadelerini kullandı.
Trump, ayrıca Venezuela’nın ABD müdahalesine maruz kalan son ülke olmayabileceğini ifade etti.
"GRÖNLAND'A KESİNLİKLE İHTİYACIMIZ VAR"
Grönland'ın kendileri için stratejik olarak çok önemli olduğu ve adanın ABD'nin bir parçası olması gerektiği yönündeki tepki çeken açıklamalarını yeniden gündeme getiren Trump, "Grönland'a kesinlikle ihtiyacımız var" ifadelerini kullandı. Trump, Danimarka'ya ait olan Grönland’in "Rus ve Çin gemileriyle çevrili" olduğunu iddia etti.
ABD'nin Venezuela'ya saldırısı başkent Caracas'ta paniğe yol açtı. Saldırının ardından temel ihtiyaçlarını temin edememe korkusu yaşayan Venezuelalılar, stok yapmak için az sayıda açık olan marketlere ve mağazalara akın etti.
Uzun kuyrukların görüldüğü caddelerde bazı dükkanlar yağmalamaların önüne geçmek için müşterileri az sayıda gruplar halinde içeri aldı.
Bazı bölgelerde insanlar gece geç saatlere kadar kuyrukta beklerken görüldü. Yerel yetkililer, bölge halkını paniğe kapılmamaları ve gereksiz stok yapmamaları konusunda uyardı.

ABD'nin Venezuela'ya askeri müdahalesini kınamak amacıyla birçok gösterici Beyaz Saray önünde toplandı.
Göstericiler, "Petrol için kan dökülmesin", "Bu savaş yasal değil", "ABD ellerini Latin Amerika'dan çek" ve "Kongre, Trump'ın savaşını durdur" yazılı pankartlar taşıdı.

İspanya'da İspanya'da komünist ve aşırı sol görüşlü gruplarca dün başlatılan ABD karşıtı gösteriler bugün başkent Madrid ile Bilbao ve Sevilya kentlerinde devam etti.
"Venezuela'ya yönelik emperyalist saldırganlığa karşı" başlığıyla Madrid'deki ABD Büyükelçiliği binası önünde yapılan gösteriye komünist ve aşırı sol görüşlü sivil toplum kuruluşları ile Birleşik Sol, Komünist Parti ve Podemos partilerinin yanı sıra Madrid'de yaşayan Latin Amerikalılar ile Filistinliler de destek verdi.
Çok geniş güvenlik önlemlerinin alındığı gösteride, "Yankiler, Latin Amerika'dan defolun", "ABD Büyükelçiliği kanlı", "NATO'ya hayır, askeri üsler kapansın", ABD'ye boykot", "ABD kolonisi olmak istemiyoruz" sloganları atıldı ve benzer ifadelerin olduğu pankartlar taşındı.
Podemos lideri İone Belarra, basına yaptığı açıklamada, "ABD yasa dışı bir askeri müdahale yapmıştır ve bu bir petrol savaşıdır. Venezuela'da yaşananlar devlet terörizmi olarak sınıflandırılabilir ve şu anda dünyada var olan en önemli terörist (ABD Başkanı) Donald Trump'tır. Halkımızın güvenliğine en büyük tehdidi o oluşturmaktadır." dedi.
ABD Başkanı Trump için "çağımızın Hitler'i" ifadesini kullanan Belarra, bu ülkeyle ilişkilerin kesilmesini, ABD'nin uluslararası alanda izole edilmesini ve NATO'dan çekilmesini istedi.
Sevilya ve Bilbao kentlerinde de ABD karşıtı gösteriler düzenlendi.

İsrail Başbakanlık Ofisi, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun ABD ziyareti dönüşü katıldığı ilk kabine toplantısının açılışında çeşitli konulara değindiği konuşmasını paylaştı.
Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump ile İran konusunu da ele aldıklarını kaydederek "sıfır uranyum zenginleştirme" konusunda ortak bir tutuma sahip olduklarını, İran'dan 400 kilogramlık zenginleştirilmiş uranyumun çıkarılması ve tesislerin sıkı denetim altında tutulması gerektiğini ileri sürdü.
İsrail hükümetinin "İran halkının mücadelesine, özgürlük, hürriyet ve adalet özlemlerine" katıldığını iddia eden Netanyahu, ulusal para biriminin döviz karşısında yüksek değer kaybı ve ekonomik sorunlar nedeniyle protestoların yaşandığı İran'da, halkın kaderini eline aldığı bir anın yaşanacağını savundu.
Netanyahu, ABD'nin Maduro ve eşini alıkoyduğu askeri müdahalesine destek verdiklerini yineledi.
"Şu anda Latin Amerika'da bir dönüşüm yaşandığını söylemeliyim; birçok ülke Amerika eksenine ve, şaşırtıcı olmayan bir şekilde, İsrail Devleti ile ilişkilere geri dönüyor." ifadesini kullanan Netanyahu, ABD Başkanı Trump'ı tebrik etti.

Maduro ve eşinin Brooklyn'deki New York Metropolitan Federal Gözetim Merkezi'ne sevk edilmesinin ardından ABD'nin eylemlerini kınayan çok sayıda kişi Arjantin, İngiltere ve Yunanistan'da sokaklara döküldü.
İngiltere'nin başkenti Londra'da düzenlenen gösterilerde ABD Başkanı Donald Trump'a tepki gösteren kalabalık, ABD aleyhinde sloganlar attı. Ben Woodward adlı gösterici, "Bu açıkça emperyalist bir saldırganlıktır. Eğer bu ülkeyi kontrol edemezlerse, yaptırımlar, tehditler ve sonunda bombalar ve adam kaçırmalarla zorbalık yaparlar. Venezuela'da gördüğümüz şey tam olarak budur" dedi.
Londra'daki protestoya katılan Reagan Gray ise, "ABD'nin Venezuela'yı bombalama eylemi bir devlet terörizmidir. Bu, emperyalist devlet terörizmidir. Bu eylem, onların başından beri hedefledikleri şeyi gerçekleştirmek için yani demokratik yollarla seçilmiş bir yönetimin devrilmesi için yapıldı. Böylece ABD, Venezuela altınına, Venezuela petrolüne ve kaynaklarına el koyabilecekti" şeklinde konuştu.
Yunanistan'ın başkenti Atina'daki protesto gösterisinde ise "Latin Amerika'da ABD hegemonyasını tamamlama planı hayata geçiriliyor" vurgusu yapıldı. Protestoya katılan Yannis Simopoulos, "Uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele etmeyi amaçladıklarını iddia etseler de niyetleri açık. Başkan Trump'ın bizzat kendisinin de söylediği gibi, Venezuela'nın maden zenginliklerini sömürmek istiyorlar" ifadelerini kullandı.

ABD'nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i alıkoyduğu askeri müdahalesinin ardından Asya-Pasifik'teki birçok ülke, taraflara diyalog çağrısı yaptı.
Endonezya Dışişleri Bakanlığı, X sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, tarafları sivillerin korunmasına, diyalog ve barışçıl çözüme öncelik tanımaya çağırdı.
Paylaşımda, uluslararası hukuka ve Birleşmiş Milletler (BM) ilkelerine saygı gösterilmesi gerektiği belirtildi.
Japonya Başbakanı Takaiçi Sanae, X sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Venezuela'da demokrasinin bir an önce yeniden tesis edilmesinin önemli olduğunu bildirdi.
Takaiçi, Venezuela'da demokrasinin yeniden tesisi ve ülkede istikrarın sağlanması için diplomatik çabalarını sürdüreceğini aktardı.
Avustralya Başbakanı Anthony Albanese, X sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, bölgesel istikrarın sağlanması ve gerginliğin önlenmesi amacıyla tüm tarafları diyalog ve diplomasiye davet etti.
Albanese, "Uluslararası hukuku ve Venezuela halkının iradesini yansıtan barışçıl, demokratik bir geçiş sürecini destekliyoruz." ifadesini kullandı.
Yonhap'ın haberine göre, Güney Kore Dışişleri Bakanlığı, tüm tarafları gerginliği azaltmak için çaba göstermeye davet etti.
Bakanlık, Venezuela halkının görüşlerine saygı gösterilerek demokrasinin yeniden tesis edilmesini ve en kısa sürede ülkenin istikrara kavuşmasını istediklerini belirtti.
Tayland Dışişleri Bakanlığından yayımlanan açıklamada, taraflara itidal çağrısı yapılarak sivillerin korunmasına öncelik verilmesinin ve Venezuela halkının iradesine saygı duyulmasının gerektiği vurgulandı.
Açıklamada, tüm taraflar çatışmayı barışçıl şekilde çözmeye davet edildi.
Hindistan Dışişleri Bakanlığının internet sitesinden yapılan açıklamada, "Tüm ilgili tarafları, bölgenin barış ve istikrarını sağlamak için sorunları diyalog yoluyla barışçıl bir şekilde çözmeye çağırıyoruz." ifadesine yer verildi.
Filipinler Haber Ajansına (PNA) göre Filipinler Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, taraflara sorunları barışçıl yollarla çözme ve çatışmanın tırmanmasını önlemek için itidal gösterme çağrısı yapıldı.
Malezya Başbakanı Enver İbrahim, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Venezuela'daki gelişmeleri endişeyle takip ettiğini belirtti.
Maduro ve eşi Cilia Flores'in derhal serbest bırakılması gerektiğini kaydeden Enver, şöyle devam etti:
"Her ne sebeple olursa olsun, görevdeki bir hükümet başkanının dış müdahaleyle zorla görevden alınması, tehlikeli bir emsal teşkil etmektedir."
Enver, Venezuela halkının, siyasi geleceğini belirleme hakkına sahip olduğunu vurguladı.
Kore Merkezi Haber Ajansının (KCNA) haberine göre, Kuzey Kore Dışişleri Bakanlığı ABD'nin Venezuela'ya askeri müdahalesine tepki gösterdi.
ABD'nin Venezuela'nın egemenliği ve toprak bütünlüğünü ihlal ettiği vurgulanan bakanlık açıklamasında, uluslararası hukukun kasıtlı olarak ihlal edildiği kaydedildi.
Açıklamada, uluslararası toplumun Venezuela'nın mevcut durumunun ciddiyetini kabul etmesi ve sesini yükseltmesi gerektiğinin altı çizildi.

ABD'li Demokratlar Venezuela'ya yönelik askeri operasyonu eleştirerek, Trump yönetimine tepki gösterdi.
Senato Azınlık Lideri Demokrat Chuck Schumer, konuya ilişkin yaptığı basın açıklamasında, ABD Kongresinin onayı olmadan yapılan bir askeri harekat başlatmanın "düşüncesizlik" olduğunu söyledi.
Schumer, Trump yönetiminin ileriki planları hakkında Kongreyi derhal bilgilendirmesi gerektiğini, bu durumun ülkeyi savaşa sürükleyebileceğini savundu.
Demokrat senatör Tim Kaine, yazılı açıklamasında, Trump'ın Venezuela'ya yönelik askeri operasyonlarını engellemek için üst meclisin gelecek hafta savaş yetkileri tasarısını oylayacağını duyurdu.
Vermont bağımsız Senatörü Bernie Sanders, Kongre'yi "yasa dışı askeri operasyonu sona erdirmek ve anayasal sorumluluklarını yeniden ortaya koymak" amacıyla harekete geçmeye çağırdı.
Sanders, "ABD Başkanı bu ülkeyi tek taraflı olarak savaşa sokma hakkına sahip değildir." ifadelerini kullandı.
Senatör Sanders, Venezuela'ya yönelik saldırıların ABD'yi ve dünyayı "daha güvensiz hale getireceğini" belirtti.
Demokrat Senatör Ruben Gallego, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "Bir yıldan kısa sürede dünyanın polisi konumundan dünyanın zorbası konumuna gelmiş olmamız utanç verici." ifadesine yer verdi.
Gallego, Venezuela ile savaş halinde olunması için hiçbir gerekçe bulunmadığını kaydetti.
Senatör Andy Kim, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Başkan Trump, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Savunma Bakanı Pete Hegseth başta olmak üzere üst düzey yetkilileri eleştirdi.
Trump'ın güç kullanmak için Kongre'den yetki almaktan kaçındığını savunan Kim, şöyle devam etti:
"Trump, silahlı çatışmaların onaylanması için Anayasa'da öngörülen süreci bilerek reddetti çünkü ABD halkının büyük çoğunluğunun başka bir savaşa girmeyi reddettiğini biliyor." ifadelerini kullandı.
Temsilciler Meclisinin Demokrat üyesi Jim McGovern, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Venezuela'ya yönelik operasyon için Kongre'nin onayının ve halkın desteğinin bulunmadığına işaret etti.
McGovern, "(Trump) ABD'nin sağlık hizmetleri için yeterli paramız olmadığını söylüyor, ama bir şekilde savaş için sınırsız paramız var mı?" ifadesine yer verdi.
Demokrat Temsilciler Meclisi Üyesi Melanie Stansbury, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Venezuela'ya yönelik saldırıların yasa dışı olduğunu savunarak, "ABD Başkanı'nın, Kongre olmadan savaş ilan etme veya büyük çaplı askeri operasyonlar yürütme yetkisine sahip olmadığını" vurguladı.
Stansbury, Kongreyi, Trump'ı durdurmak için harekete geçmeye davet etti.
Temsilciler Meclisi Üyesi Alexandria Ocasio-Cortez, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Trump'ın yasa dışı uyuşturucu ticaretini başlıca neden olarak göstermesine rağmen, saldırıların uyuşturucuyla ilgili olmadığını vurguladı.
Temsilciler Meclisi Üyesi Rashida Tlaib ise ABD merkezli X şirketinin sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Trump'ın Venezuela'ya yönelik saldırılarının ve Maduro'nun alıkonulmasının "uluslararası hukuk ve ABD Anayasası'nın ağır ihlalleri" olduğunu kaydetti.

Washington’un Venezuela’ya yönelik askeri hamlesinin ardından siyasi ve ekonomik planı da netleşmeye başladı. Trump yönetiminin, ABD’li petrol şirketlerine tazminat karşılığında Venezuela’ya dönme şartı sunduğu ortaya çıktı.
Politico dergisine konuşan yetkililere göre, ABD'li petrol şirketlerinin tazminat alabilmesi, Trump yönetiminin sunduğu koşula bağlandı.
Yetkililer, Trump yönetiminin petrol şirketi yöneticilerine, "sondaj kuleleri, boru hatları ve el konulan diğer varlıklar için tazminat isteyen firmaların, Venezuela'nın çökmüş petrol altyapısını yeniden ayağa kaldırmak üzere sahaya dönmeye hazır olmaları gerektiğini ilettiğini" aktardı.
Ancak haberde, sektör temsilcilerinin, ülkedeki siyasi belirsizlik, güvenlik riskleri ve altyapının ileri derecede yıpranmış olması nedeniyle Trump yönetiminin şartlı desteğine temkinli yaklaştığı belirtildi.
Bir sektör yetkilisi, "Mesajları net, tazminat istiyorsanız sahaya girmeniz gerekiyor." diyerek bu teklifin son 10 gündür masada olduğunu iddia etti.
Mevcut altyapının harap durumda olduğunu ifade eden yetkili, sektörün önde gelen şirketlerin sistemi işler hale getirmek için ne gerektiğini sağlıklı şekilde değerlendirmediğini kaydetti.
İsmini vermek istemeyen bir şirket yöneticisi ise "ABD, Amerikan petrol şirketlerini Venezuela'ya gitmeye ikna edebilir mi? Belki." diyerek, bunun ancak bu şirketlerin ABD hükümetiyle doğrudan sözleşme yapabilmesi halinde mümkün olabileceğini ifade etti.

İran resmi haber ajansı IRNA'ya göre, İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi ve Venezuelalı mevkidaşı Yvan Eduardo Gil Pinto, telefon görüşmesinde Venezuela'daki son gelişmeleri görüştü.
Erakçi, ABD'nin saldırısını ve Venezuela'nın Devlet Başkanı Maduro ile eşinin kaçırılmasını şiddetle kınayarak, bunu "devlet terörü" ve Venezuela'nın egemenliğine açık bir saldırı olarak niteledi.
İranlı Bakan, ülkesinin Venezuela halkı ve seçilmiş hükümetine desteğini vurguladı.
Venezuela Dışişleri Bakanı Pinto ise İran'ın desteğine teşekkür ederek, ülkesinin ABD'nin yasa dışı politikalarına karşı ulusal egemenliğini ve kendi kaderini tayin hakkını savunmakta kararlı olduğunu ifade etti.

ABD, Venezuela'ya düzenlenen saldırının ardından getirdiği Karayipler hava sahasına yönelik kısıtlamaları kaldırdı.
ABD Ulaştırma Bakanı Sean Duffy yaptığı açıklamada, kısıtlamaların yerel saatle gece yarısında (TSİ 08.00) itibarıyla sona erdiğini belirtti. Duffy, tarifelerin hızla güncellenmesiyle uçuşların yeniden başlayabileceğini söyledi.
United Havayolları tarafından yapılan açıklamada, "Bugün bölgeye yönelik planlanan uçuşların çoğunu gerçekleştirmeyi bekliyoruz" ifadeleri kullanıldı.
Delta Havayolları'ndan yapılan açıklamada ise kaynakları yeniden konumlandırmak için bazı ayarlamalar yaptığını, bugün Karayipler için normal uçuş programının uygulanacağını belirtti.

NBC News'ün haberine göre, ABD'nin Havana Büyükelçiliği yakınlarında düzenlenen protestoya Küba Devlet Başkanı Miguel Diaz-Canel de katıldı.
ABD'nin Maduro'yu alıkoymasını ve Venezuela'ya saldırılarını kınamak amacıyla düzenlenen protestoda yaklaşık 30 bin kişi bir araya geldi.
Küba Devlet Başkanı Diaz-Canel, burada yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin askeri operasyonunu "uluslararası hukuka yönelik kabul edilemez bir saldırı" olarak nitelendirdi.
Bu arada, Küba Dışişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada da ABD'nin Maduro ve eşi Cilia Flores'i derhal serbest bırakması çağrısında bulunuldu.
Açıklamada, saldırının "emperyalist ve faşist nitelik taşıdığı" ve amacının "Venezuela ve bölgenin doğal kaynakları üzerinde sınırsız denetim kurmak ve Latin Amerika ile Karayipler'deki hükümetleri sindirmek" olduğu kaydedildi.
Birleşmiş Milletler üyesi bir devlete yönelik saldırının cezasız kalmaması gerektiği vurgulanan açıklamada, "Venezuela halkı için Küba için yapacağımız gibi, gerekirse kendi kanımızı vermeye hazırız." ifadeleri kullanıldı.

Şili Devlet Başkanı Gabriel Boric, X sosyal medya hesabından, ABD'nin Venezuela'daki müdahalesine ilişkin açıklama yaptı.
Şili'nin ilke ve değerleriyle tam uyum içinde hareket edeceğini belirten Boric, bu meselenin "diktatörlükleri desteklemek ya da meşrulaştırmak anlamına gelmediğine" işaret etti.
Boric, asıl meselenin, "bir ülkenin geleceğine kimin ve hangi meşruiyetle karar verdiği" olduğuna dikkati çekerek, şunları kaydetti:
"Bugün, uyuşturucu-terörizm bahanesi ve kaynaklarını kontrol etme niyetinin açıkça dile getirilmesiyle Venezuela hedef alınmaktadır. Yarın ise başka bir ülke, başka bir bahaneyle hedef olabilir."
Boric, egemenlik ve uluslararası hukukun vazgeçilmez olduğunu vurguladı.

El Nacional internet sitesinin haberine göre, Venezuela Yüksek Adalet Mahkemesi (TSJ) tarafından yapılan açıklamada, Devlet Başkan Yardımcısı Delcy Rodriguez'in, idari sürekliliği ve ulusun bütüncül savunmasını güvence altına almak amacıyla Venezuela Devlet Başkanlığı makamına ait tüm yetki, görev ve sorumlulukları geçici olarak üstleneceği bildirildi.
Açıklamada ayrıca, Maduro'nun "iradesi dışında oluşan yokluğu" nedeniyle devletin sürekliliğinin, hükümetin idaresinin ve egemenliğin savunulmasının hangi hukuki çerçevede yürütüleceğinin belirlenmesi için mahkemenin konuyu müzakere edeceği ifade edildi.

Nicolas Maduro ve eşinin getirildiği gözetim merkezi çevresinde olağanüstü güvenlik önlemleri uygulanırken, çevredeki sokaklarda sık sık kimlik kontrolleri yapıldığı görüldü.
Güvenlik kaynakları, alınan önlemlerin hem tutukluların güvenliği hem de olası protesto ve taşkınlıkların önlenmesi amacıyla artırıldığını belirtti.
Maduro ve eşinin gözetim merkezine sevki sırasında beyaz zırhlı bir araçla getirildiği görüldü. Bu süreçte zırhlı aracın, güvenlik güçlerine ait araç konvoyu ve polis helikopterleri ile takip edilmesi dikkat çekti.

ABD basını, Nicolas Maduro ve eşinin pazartesi günü Manhattan'da bulunan New York Güney Bölge Federal Mahkemesi'nde hakim karşısına çıkarılmasının planlandığını bildirdi.

ABD'li yetkililerden edinilen bilgilere göre Nicolas Maduro, New York eyaletinin kuzeyinde bulunan Stewart Air National Guard Base'e sevk edildi. Üsse inişin ardından Maduro ve eşi, yoğun güvenlik önlemleri altında helikopterle Manhattan'a getirildi.
Maduro ve eşi, Manhattan'a ulaştıktan sonra ilk olarak ABD Uyuşturucuyla Mücadele Dairesi'nin (DEA) New York genel merkezine götürüldü. Burada kimlik tespiti, parmak izi ve resmi gözaltı işlemleri yapıldı.
SON DAKİKA | Maduro ve eşi New York’ta federal gözetim merkezine sevk edildi | Video
DEA binası çevresinde geniş güvenlik çemberi oluşturulurken, bina giriş ve çıkışları kısa süreli olarak kontrollü şekilde kapatıldı. Yetkililer, gözaltı sürecine ilişkin ayrıntı paylaşmazken, işlemlerin tamamlanmasının ardından Maduro ve eşinin Brooklyn'e sevk edilmesine karar verildi.
Maduro ve eşi, Manhattan'daki işlemlerin ardından Brooklyn'de bulunan New York Metropolitan Federal Gözetim Merkezi'ne getirildi. Gözetim merkezinin ana girişinin kullanılmadığı, çiftin yan kapıdan yoğun güvenlik önlemleri altında içeri alındığı görüldü.
Güvenlik güçleri, Maduro'nun merkeze girişinin görüntülenmesine izin vermedi. Merkez çevresinde uzun namlulu silahlarla görev yapan güvenlik personelinin yanı sıra zırhlı araçlar ve ek polis ekiplerinin konuşlandırıldığı dikkat çekti. Basın mensupları ise dar bir alanda kordon altına alınarak kontrollü şekilde görev yapabildi.

Beyaz Saray'a bağlı resmi sosyal medya hesaplarından yapılan paylaşımlar, Washington'un Venezuela yönetimine yönelik sert tutumunu bir kez daha gündeme taşıdı. Devrik Venezuelalı lider Nicolas Maduro hakkında paylaşılan son video, kısa sürede kamuoyunda geniş yankı uyandırdı.
White House'ın resmi hızlı yanıt sosyal medya hesabı Rapid Response 47 üzerinden yayımlanan videoda, Maduro'nun polis eşliğinde bir koridorda yürüdüğü görülüyor. Görüntülerde Maduro'nun siyah kapüşonlu bir sweatshirt giydiği, yürüdüğü koridorun ise üzerinde "DEA NYD" yazılı mavi bir halıyla kaplı olduğu dikkat çekiyor.
SON DAKİKA | Maduro'nun yeni görüntüleri ortaya çıktı! New York'ta ilk sözleri ne oldu?
Paylaşılan videonun üzerine İngilizce olarak "Suspect walked" (Şüpheli yürüdü) ifadesi eklendi. Görüntülerin, Maduro'nun Manhattan'daki Uyuşturucuyla Mücadele Dairesi ofisinde (DEA) işlem gördüğü anlara ait olduğu belirtildi. Bu kapsamda Maduro'nun parmak izinin alındığı bilgisine yer verildi.
Videonun kısa bir bölümünde Maduro'nun çevresindekilere dönerek "Yeni yılınız kutlu olsun" dediği anlar da yer aldı. Beyaz Saray kaynaklı bu paylaşım, ABD yönetiminin Venezuela krizine yaklaşımı ve Maduro'ya yönelik mesajları açısından sembolik bir adım olarak değerlendirilirken, görüntüler sosyal medyada yoğun tartışmalara yol açtı.

ABD'nin Venezeula'ya yönelik saldırılarına Çin yönetiminden tepki geldi.
Çin Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, ABD'nin, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşini güç kullanarak ülkeden kaçırmasından derin endişe duyulduğu belirtildi.
ABD'nin eyleminin, uluslararası hukuk, uluslararası ilişkilerin temel normları ve Birleşmiş Milletler (BM) Şartının amaç ve ilkelerinin açık ihlali olduğu vurgulanan açıklamada, şunlar kaydedildi:
"ABD'yi, Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşinin kişisel güvenliğini güvenceye almaya, onları derhal serbest bırakmaya ve Venezuela hükümetini devirme girişimine son vererek sorunları diyalog ve müzakere yoluyla çözmeye çağırıyoruz."
Bakanlık, dün yaptığı açıklamada da ABD'nin egemen bir ülkeye ve onun devlet başkanına güç kullanımını kınadığını bildirmişti.

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, CBS televizyonuna verdiği röportajda Venezuela'ya gerçekleştirilen saldırılar ve Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun ülkeden çıkarılarak ABD'ye getirilmesine ilişkin açıklamalarda bulundu.
ABD Başkanı Donald Trump'ın "Ülke yönetiminde uygun bir geçiş sağlanana kadar Venezuela'da kalacağız" sözleri hatırlatılan Hegseth, "Bundan sonra ne olacak, bu ne demek?" sorusuna, "Bu, şartları bizim belirlememiz anlamına geliyor. Şartları Başkan Trump belirler. Nihai olarak bunun hangi aşamalardan geçeceğine de o karar verir. Ancak bu; uyuşturucu akışının durması, bizden alınan petrolün nihayetinde geri verilmesi ve suçluların ABD'ye gönderilmemesi anlamına geliyor" yanıtını verdi.
Venezuela'yı istikrara kavuşturmaya yönelik tam ölçekli bir müdahale için ABD Kongresi'nin onayını isteyip istemeyecekleri sorusunu da yanıtlayan Hegseth, Maduro'nun yakalanmasını bir kolluk kuvveti operasyonu olarak nitelendirdi.
Bu operasyon için Kongre onayı gerekmediğini, ancak daha geniş çaplı bir operasyon halinde gerekli adımların atılacağını vurgulayan Hegseth, "Bu bir kolluk kuvveti operasyonuydu.
Savunma Bakanlığı (Savaş Bakanlığı) Adalet Bakanlığı'nı destekleyerek, nihayetinde adalete hesap vermesi gereken bir suçluyu ülkeden çıkarıyordu. Ve (Dışişleri Bakanı) Marco Rubio bunun Kongre'ye önceden bildirilecek bir şey olmadığını açıkça belirtti. Ancak, bu durumun daha da uzaması halinde elbette Kongre'yi sürece dahil edeceğiz" dedi.

New York Times gazetesinin üst düzey bir Venezuelalı yetkiliye dayandırdığı haberinde, ABD'nin Venezuela’nın başkenti Caracas ve bazı stratejik bölgelere saldırılarındaki sivil ve askeri zayiata değinildi.
Buna göre ABD'nin, Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in alıkonulduğu, başkent Caracas ve bazı stratejik bölgelerdeki askeri hava saldırılarında, askeri personel ve siviller de dahil en az 40 kişi yaşamını yitirdi.

ABD merkezli CBS News haberine göre, Washington’un operasyonu sonrası alıkonulan Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i taşıyan uçak New York kentinin kuzeyindeki Stewart Hava Ulusal Muhafız Üssü'ne indi.
Maduro ve Flores'in Brooklyn bölgesindeki federal düzeyli Metropolitan Gözaltı Merkezi'nde tutulmasının beklendiği kaydedildi.
Bu yerleşkede daha önce Joaquin Guzman, Sean Combs, Luigi Mangione ve Ghislaine Maxwell gibi yüksek profilli mahkumlar tutulmuştu.
CNN'in federal bir yetkiliye dayandırdığı haberinde, Maduro ve Flores'in gelecek hafta Manhattan federal mahkemesinde yargı önüne çıkarılacağı aktarıldı.
