Afgan Kızı fotoğrafıyla tüm dünyada tanınan Magnum Photos üyesi ve National Geographic dergisinin fotoğrafçısı Steve McCury görülmemiş fotoğraflarıyla İstanbul Modern'de... McCury'nin iki yıl önce üretimi durdurulan son Kodachrome filmiyle çektiği fotoğraflar, 3 Ağustos - 4 Eylül arasında dünyada ilk kez sergilenecek. Ara Güler ve Robert de Niro gibi isimlerin de portrelerinin bulunduğu 36 fotoğraftan oluşan sergi, sanatçının 30 yıldır kullandığı bu fotoğraf filmine ve geçen bu döneme bir saygı duruşu niteliğinde. Küratörlüğünü Engin Özendes'in üstlendiği sergi, Zaman Gazetesi'nin desteğiyle düzenleniyor. McCury, İstanbul'a konuk olduğu projesini, fotoğrafa bakışını ve Türkiye kültürü üzerine gözlemlerini SABAH'a anlattı...
Bu projede Kodachrome'la birlikte biten bir 30 yıla da göndermede bulunuyorsunuz. Sizin için bu fotoğraf filmini bu kadar özel kılan nedir?
Kodachrome filmleri bugüne kadar yapılmış en iyi filmler. Uzun süre dayanır ve renkleri çok farklı bir şekilde yansıtır. Ve bu muhteşem bir görüntü verir. Tartışma götürmeksizin bu böyle. Ben 30 yıl bu filmleri kullandım. Kalan son filmlerle ilgili özel bir proje yapmak istedim. Çünkü bu filmleri kullanan birçok fotoğrafçı bitmesinden şikâyetçiydi. Bu sergi, filmlerin bitişine ve bir çağın geçişine saygı duruşu niteliğinde.
Projede fotoğrafını çekeceğiniz isimleri nasıl seçtiniz?
Bu projedeki herkes ikonik birer figür oldukları için seçildi. Robert De Niro, New York'u temsil eden ikonik figür. Hayatı New York'ta geçmiş ve bana mükemmel kişi gibi göründü. Ara Güler de İstanbul'un ikonik figürü. İstanbul'a gelen her Magnum fotoğrafçısı, önce Ara Güler'i bulur ve o bu fotoğrafçılara yardımcı olur. Biz de böyle tanışmıştık.
Size göre Ara Güler'in fotoğrafçı olarak dünya için önemi nedir?
İstanbul'u belgeledi. Ve çok uzun süren ve kesintisiz bir kariyeri var. Muhteşem bir gözü var ve muhteşem bir fotoğrafçı.
Dijital fotoğrafa geçiş ve onun yarattığı değişim hakkında ne düşünüyorsunuz?
Dijital fotoğrafa bayılıyorum. Çok daha farklı ve birçok medya yaratma imkânı veriyor. Şu an Nikon D3x kullanıyorum ve 20 yıl önce bu makinaya sahip olsaydım çok daha iyi bir fotoğrafçı olurdum. (Gülüyor) Ama bu dijital makinayla daha iyi fotoğraflar çekebilirsiniz anlamına gelmiyor. Yine yapmanız gereken şey aynı. Tıpkı daktiloyla ya da bilgisayarla yazmak gibi. Bilgisayarda yazmak daha kolay ama size iyi bir yazar olacağınızın garantisini vermez.
Portrelerinizle tanınıyorsunuz. Sizin portrenizi kimin çekmesini isterdiniz?
Aslında en sevdiğim fotoğraflarımdan biri Türk fotoğrafçı Ahmet Sel tarafından çekilmişti. Birkaç yıl önce öylesine çektiği bir fotoğraftı. Sadece eğlence için çekmişti.
Siz iyi portrelerinizi nasıl çekiyorsunuz?
En iyi portre gerçek görünen ve portredeki insanın sakin ve rahat olduğu fotoğraftır. Fotoğrafı çekilen kişinin neredeyse fotoğrafının çekildiğinin farkında bile olmaması gerekir. Makinayla doğal bir ilişki kurmalıdır. Poz veren birinden asla güzel fotoğraf çıkmaz. İnandığınız fotoğraf iyi olur. Sanırım biri hakkında bir şey öğrenmek isterseniz gerçekten o fotoğraf iyi oluyor. Ya o insanın hikâyesini ya da insanlık hakkında bir şeyler öğrenmeye çalışmanız gerekir.
O FOTOĞRAFIN ÖYKÜSÜ
Serginin küratörü Engin Özendes, 1974'ten bu yana fotoğrafçı ve fotomuhabiri olarak çalışan Steve McCurry'nin yaşamında Kodachrome'un unutulmaz yeri olduğunu anımsatıyor: "McCurry, 1984'te Afganistan-Pakistan sınırındaki bir mülteci kampında çalışırken, bir grup çocuğun sesini takip ederek bir çadıra ulaştığında, tarif edilemez derecede etkili yeşil gözleri olan 12 yaşındaki Afgan kızını görür. Afgan kızı Şerbet Gula'nın fotoğrafı, Haziran 1985'te National Geographic'in kapağında bütün dünyaya ulaşır. 20'nci yüzyılın sembollerinden birine dönüşür. Dünyada en çok üretilen fotoğraf olma özelliğini taşırken, National Geographic'in de en iyi 100 fotoğrafı arasına girer. Bir kere görüldüğünde artık unutulmayacak, Kodachrome'la kaydedilmiş bir fotoğraftır bu."