İkinci gün söz verdiğim saatte gidiyorum yurda. Gönüllü annelikte söz verdiğin şeyleri yapmak çok önemli çünkü. Küçük bir sapma bile çocukları hayal kırıklığına uğratabiliyor. O gün yalnız kalacağım çocuklarla... Korkmaya başlıyorum; ya yanlış bir şey söylersem, ya sevmezlerse diye. Bebek değiller ki bunlar kucağına alıp piş piş yapınca gülsün. 12- 18 yaşları arasındaki ergen ve yaralı çocuklar... Yurdun kapıları yine açık. Girer girmez üst kata atıyorum kendimi. Ses çıkarmamaya çalışıyorum görünmemek için. Nasıl davranacağımı hâlâ bilmiyorum çünkü. Dolanırken Refika Hanım tedirginliğimi fark edip odasına çağırıyor beni. Kafanıza takılan ne varsa sorun diyor. İşin altın kuralları diyerek nasihat veriyor önce:
"NORMAL OLUN"
"Sakın onlara acımayın. Acısanız da belli etmeyin. En çok buna üzülüyorlar. Herkes onlara bu gözle bakmış çünkü. Siz her şey normalmiş gibi davranın. Sakın para vermeyin. Harçlık alıyorlar devletten. Dışarıda görüşmek isteyebilirler sizinle sakın kabul etmeyin. Ev özlemlerini anlatıp sizin eve gelmek isteyeceklerdir. Sakın kabul etmeyin. Mesafeli olun hep ve asla özel hayatlarını sormayın. Yine kaçarlar. Bırakın onlar anlatsın..." Bu direktiflerden sonra yurdu geziyoruz Refika Hanım'la... Refika Hanım okul ev ödevleri derken bir dizi konu açıyor konuşabilmemiz kaynaşabilmemiz için çocuklarla ama nafile... Herkes suspus yine de. Yanımızdan gelip geçenler de bir bakıyorlar muhabbete sonra uzaklaşıyorlar hemen. Bir şey yapmalı ama ne? O sırada kağıttan yapılmış bir top ilişiyor gözüme. Bir sürü kağıt sıkıştırılarak bantlanmış bir top. "Daha normali yok mu bu topun" diye soruyorum. Biri atılıyor. "Var. Ne yapacaksın" diyor. "Getir" diyorum. Koşa koşa gidip bir top buluyorlar. Bir futbol topu geliyor en şişkininden...
BAHÇEDE GÜZEL BİR GÜN...
Basketbol oynamak isteyen takip etsin beni diyorum. Üç çocuk hevesleniyor hemen... Hadi diye sesleniyorum sayı 5'e çıkıyor. Ve toplam beş oyunculu iki takımın zorlu mücadelesi başlayınca sayımız da 15'e ulaşıyor. Rekabet zorlu. Eğlence sonuna kadar olunca sosyal çalıştırıcılar da dayanamayıp eşlik ediyorlar bize. İki saatlik zorlu müsabaka 10-0'lık yenilgiyle sonuçlanıyor.
Psikolojik duruma göre yerleştirilmişler
Okmeydanı Yetiştirme Yurdu iki katlı müstakil bir bina ve bahçeden oluşuyor. İki ayrı bahçede spor alanları, kamelyalar var. Binanın içinde 4 yatakhane mevcut. Bu yatakhanelere çocuklar psikolojik durumlarına göre yerleştiriliyorlar. Her yatakhanenin salonu banyosu var. Her yatağın başında çocukların resmi ve ismi var. 13 yaşındaki M. yatağının başucundaki fotoğrafı kaldırmış. "Niye senin resmin yok" diyorum. "Karşıdaki aynayı gösteriyor. Her kalktığımda aynada kendi resmimi görüp korkuyorum" diye cevap veriyor.
Selam veren kayboluyor
Dolaplar
çarşaflar perdeler muntazam. Yerlerde gıcır gıcır halılar tertemiz. Biz yatakhaneleri gezerken yurt anneleri çıkıyor yer yer karşımıza. Kimi temizlik yapıyor kimi yemek. Çocuklar onlara anne diye hitap ediyor. Yurt binasının girişinde iki basamakla inilince büyükçe bir salon var. Salonda büyük bir televizyon ve birkaç koltuk. Gezimiz bitince o koltukta oturan yaşları 12-13 olan iki çocuğun yanlarına götürüyor beni Refika Hanım. Bu arada okuldan gelen çocuklar da görünüyor kapıda. Selam veren geçiyor kayboluyor yurtta.