Av. Çimen, savcılığa verdiği dilekçede, "Dosya bütün olarak incelendiğinde örtbas, dağınık ve birbirinden kopuk işlemlerle değil, birbirini tamamlayan bir zincir halinde gerçekleştirilmiştir" ifadelerine yer verdi. Dilekçede, olayın ihmal değil, kasıtlı ve örgütlü bir delil karartma faaliyeti olduğuna da dikkat çekildi.
Tunceli'de 6 yıl önce ortadan kaybolduktan sonra cinayete kurban gittiği ancak halen cesedi bulunamayan üniversite öğrencisi 21 yaşındaki Gülistan Doku soruşturmasında yeni gelişme yaşandı. Ailenin avukatı Ali Çimen, Gülistan'ın kaybolduğu tarihte kentte görev yapan 108 kişinin isimlerini tek tek tespit etti. Çimen, ardından hazırladığı isim listesiyle birlikte Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulundu. Başvuru dilekçesinde, 108 kişinin "suç delillerini gizleme değiştirme, suçluyu kayırma ve görevi kötüye kullanma suçları yönünden şüpheli sıfatıyla ifadelerinin alınması, delil karartma ve uyum tehlikesinin halen devam etmesi ve birçoğunun aktif görevde bulunması karşısında CMK m. 90-91 uyarınca gözaltına alınmalarının değerlendirilmesi, kamu görevlisi olmaları sebebiyle gerekli görülen hallerde 4483 sayılı Kanun uyarınca soruşturma izni istenmesi ve alınacak beyanlar doğrultusunda soruşturmaya dahil edilmeleri talep edildi.
"İHMAL DEĞİL, KASITLI VE ÖRGÜTLÜ BİR DELİL KARARTMA FAALİYET"
Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığına verilen dilekçede şu ifadelere yer verildi.
"Maktul Gülistan Doku, Munzur Üniversitesi öğrencisi 05.01.2020 tarihinden bu yana kendisinden haber alınamamıştır. Aradan geçen süreye, mevcut maddi bulgulara ve şüpheliye ait dijital materyallerdeki anomaliye rağmen olay aydınlatılamamıştır. Soruşturma başlarda ne yazık ki maddi gerçeği aydınlatma yönünde değil, baştan itibaren olayı bir intihar vakası gibi gösterme yönünde yürütülmüştür. Kamuoyuna ve basına da yansıdığı üzere ilk günden itibaren intihar ve suya atlama algısı oluşturulmuş, arama çalışmaları Uzunçayır Baraj Gölü üzerinde bu algı doğrultusunda yoğunlaştırılmıştır.
Oysa Ulusal Kriminal Büro raporunda, Dinar Köprüsü'nde intihar ihtimalini destekleyecek herhangi bir hareketlilik bulunmadığı belirtilerek intihar ihtimali teknik olarak çürütülmüştür. İntihar tezi delillerle çökmesine rağmen kolluk ayağında üretilen tutanakların büyük bölümü, ısrarla bu tezi destekler ya da asıl şüphelileri görünmez kılar niteliktedir. Dosyaya yansıyan ve aşağıda kişi bazında somutlaştırılan başlıca örtbas emareleri şunlardır: Gülistan'ın telefon sinyalinin son alındığı Sarı Saltuk Viyadüğü'nü yakından gören Munzur Üniversitesi kamerasının bozuk olduğunun belirtilerek görüntülerin incelenememesi; Gülistan'ın kaybolmadan önceki gece Zeinal Abakarov'un evine girerken KGYS'ye yansıması, ancak ertesi gün kamera açısının değiştirilmesi nedeniyle kapının görüntülenememesinin tutanağa geçirilmesi, Baymak Adlı iş yerinin 2 katında bulunan kameranın dosyaya konulmaması, Baymak adlı iş yeri kamerasının dosyaya konulmaması ; kaybolmadan iki gün sonra, hiçbir arıza ve bakım ihbarı olmaksızın kamera değişimi yapılması; Gülistan'a ait SIM kartın resmi soruşturma makamları yerine bir koruma sabık polisi olan Gökhan Ertok gönderilerek içindeki verilerin silinmesi; Engin Yücer'e ait ve Gülistan'ın zorla bindirilmeye çalışıldığı iddia edilen aracın soruşturmanın başladığı gün şehir dışına çıkarılması; şüpheli Zeinal Abakarov ile üvey babası Engin Yücer ve ailesinin Antalya'da beş yıldızlı Sueno Hotels Deluxe Belek'te aylarca konaklaması; Tunceli Devlet Hastanesi'ndeki kayıtların silinmesi, PST kayıtları ile KGSY kameralarının talebimize rağmen soruşturmaya kazandırılmaması, Şüpheli Zeynal'ın cep telefonun iki defa bilirkişiye raporlandırmak üzere verilmesine rağmen delillerin toplanmaması hatta silinmesi , 24.01.2020 tarihinde suya düşen nesne izlenimi yaratılan tutanakla Cumhuriyet Savcısı'nın o sırada suya maktulün atladığına inandırılması, 18.01.2020 tarihinde maktulün sosyal medya hesaplarının yasa dışı müdahale sonrasında yapılması ve bu gibi işlemlerin... Müşteki taraf olarak bu işlemlerin tesadüf olmaktan fazla uzak olduğunu düşünmekteyiz. Dosya bütün olarak incelendiğinde örtbas, dağınık ve birbirinden kopuk işlemlerle değil, birbirini tamamlayan bir zincir halinde gerçekleştirilmiştir. Aynı görevli grubunun; kamera görüntüsü değerlendirme, PTS/MOBESE araç araştırması, tanık telefon içeriği değerlendirme, dijital materyal imaj/inceleme ve veri sorgu tutanaklarında tekrar tekrar imza ve talimat zincirinde yer aldığı; bu görevlilerin elinden geçen her delilin sistematik biçimde ya "bulunamadı, okunmadı,görüntü yok,görülmedi" şeklinde sonuçlandığı ya da hiç dosya kapsamına alınmadığı görülmektedir. Bu, münferit ihmal değil, kasıtlı ve örgütlü bir delil karartma faaliyetinin göstergesidir."