İstanbul Başakşehir'de yaşayan Haluk Tokat (43), 'engel' tanımayan yaşamıyla hayranlık uyandırıyor. Sakarya'da 7 kardeşli bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Haluk Tokat, 5 yaşındayken babasını sonra da annesini toprağa verdi. Adana'ya göç eden Tokat, küçük yaşlarda bağlamayla tanıştı. Bağlama imalatçılığı yapmaya başladı ancak 2001'de yaşanan ekonomik krizin ardından kepenk indirdi. Daha sonra yüksek gerilim hattında çalışmaya başladı. Bir süre sonra sevdiği kadınla nişanlandı ve evlenmek için gün saymaya başladı. 2009'un Şubat ayında elektrik direğinde akıma kapılarak iki kolunu birden kaybetti.

ENGEL TANIMAYAN ADAM
Nişanlısı başta olmak üzere etrafındaki herkes onu birer birer yalnız bıraktı. 30 yaşındayken hayata yeniden başlama kararı aldı ve İstanbul'da çırak olarak girdiği lokantanın kısa sürede sahibi oldu. Ancak yine başarılı olamadı. Lokantanın iflas etmesiyle tüm maddi birikimini kaybetti. Boynuna taktığı çantayla kapı kapı dolaşarak çerez satmaya başladı. Tüm zorluklara rağmen Tokat, 81 ilde internet üzerinden "Engel tanımayan lezzetler" sloganıyla çerez satışı yapan bir işletme kurdu.

ONUN İÇİN EN BÜYÜK ZENGİNLİK
"Yaşadığım acının tarifi yok ama pes etmedim" diyen Haluk Tokat, engellere rağmen nasıl yılmadığını şöyle anlatıyor: "Hayata daha sıkı tutunan, her şeye artısıyla bakan biriyim." "En büyük zenginlik nedir?" diye sorduğumuzda ise "Ayaklarımın üzerinde durabilmek" diyor. İstanbul Başakşehir'de yaşayan Haluk Tokat (43) hikayesini SABAH'a anlattı: Bağlama imalatçılığı yapardım. 2001 krizinden sonra kapatmak zorunda kaldık. Daha sonra elektrik işiyle uğraşmaya başladım. Direk dikerdim, trafo kurardım. 13 yıl önce Adana'nın Yenice semtinde bir yaylada şoklama üniteleri yapıyorduk. Tam işi teslim etme döneminde bir arıza oldu. Arızayı düzeltmek için direğe alelacele çıktım. 1.5 metreden yüksek gerilim, bana atlama yaptı. 2 koltuk altından ve sol ayağımdan patlatarak çıktı.

MORFİN VERDİLER, BİR RÜYA GİBİYDİ
Gözümü açtığımda hastaneye götürüyorlardı ama hiç acı yoktu. Meğerse sinirler yanmış. 10 gün boyunca kollarımı ampute etmediler. 'Ne kadar zayiat var, kolların ne kadarını kurtarabiliriz?' diye düşünüyorlarmış. Damla damla morfin veriyorlardı bana. Bir rüyada gibiydim. Ben ise başıma gelecek olan şeylerin farkında değildim. Artık yemek yiyemeyeceğim, bağlama çalamayacağım, araba süremeyeceğim. Sevdiğimin elinden tutamayacağım, ona sarılamayacaktım.
AYAĞIM KURTULDU
Ailemden kimse kollarımın kesileceğini günlerce söyleyemedi. Doktorlar, hüzünlü bir şekilde, 'Halukçum, '2 kolunu kesmek zorunda kalacağız. Ama nereden olacağı ameliyat sırasında belli olacak" dedi. Ben ise 'Nişanlımı çok seviyorum, size yalvarıyorum. Kollarımı kesmeyin' dedim. 10 saat süren ameliyat sonrası gözlerimi açtığımda kollarım yoktu. 70 gün hastane sürecim oldu. Yüksek gerilimden dolayı damarlarım patlayıp iç kanamalar yaşıyordum. Sol ayağımı da kesip alacaklardı. Çok şükür bir serçe parmağımı ve iki tarak kemiğimi alarak ayağımı kurtardılar.

İNSAN ETİ AĞIRDIR
Nişanlım o dönemler gitti geldi biraz. İnsan eti ağırdır. Baktı ki yemek yiyemiyor, suyunu içemiyor. Evet, yük farkındayım. Nişanlıma kazadan 10 gün önce 'yürüyemezsen bile seni başımı tacı ederdim' demiştim. Ben onu o kadar çok seviyorum ki kelimeler kifayetsiz kalıyor. İlk zamanlar çok zor geçiyordu. Ya benim gibi yarım insanı ne yapacaksın? Git falan diyebiliyor insan. Cehalet zamanlarımdı. Rabb'im hoş görsün ve affeylesin. O da 'Sen bana beni hiçbir şekilde bırakmayacağını söyledin. Ben seni nasıl bırakıp gideyim?' demişti. Tabii bu insan yükü, teraziye basıncaya kadar. İnşallah çok mutludur. Hiç kırgın değilim.
KARDEŞİMİN O LAFINI İYİ Kİ DUYDUM
Hastaneden çıktıktan sonra kardeşlerimde kaldım. Yemeğiniz önünüze geliyor, üstünüz değişiyor. İnsanlara bazen ağır gelebiliyorsunuz. Kız kardeşimin tek bir lafı üzerine kendimi dışarı attım. Onu çok seviyorum, iyi ki o lafı duydum. Çocukluk arkadaşımın desteğiyle ilk önce kalem satmaya başladım. Utanarak bir süre devam ettim. Baktım olmuyor İstanbul'a geldim. 'Kalem yerine çerez sat' dediler. Boynuma astığım çantayla günde 20 km yol yürüyerek çerez satmaya başladım. İşlerim iyi gitmeye başladı. Bir lokantaya ortak oldum. Sonra devraldım. Nasip olmadı, bütün yaptığım yatırımı kaybettim. Tekrar geldiğim konuma düştüm. Yine yılmadım. Çünkü her şey Rabbim'in nimetidir. Belki de ahiret yolunda beni, çok güzel bir köşk bekliyor.

PANTOLONUMU GİYMEK YARIM SAAT SÜRDÜ
Sürekli birilerinin yardımıyla kıyafetlerimi giyiyor ve birilerinin desteğiyle yemek yiyordum. Bıkmıştım artık. En zor olan pantolon giymekti. Duvardaki elbise askısını belimin hizasına monte ettirdim. Ayaklarımla düğmeleri bağladım, fermuarı çektim. Kemeri belli bir noktaya kadar sıktım. Sağdan, yandan, önden derken yarım saatimi aldı. O sevincimin tarifi yoktu, gözlerimden yaşlar gelmişti. Kan ter içinde kalmıştım. Anneden doğma olsa alışırsınız aman 30 yaşından sonra bunu yapmak çok zordu. Bir gün yine bir lokanta gittim kendi başıma yemek yiyeceğim dedim. Üst kata çıktım. Dişimle kaşığı ısırdım. Omzumu biraz eğerek kaşığı tahterevalli gibi kullandım. Eğildim yedim. Halen o yemeğin lezzetini unutamam. Meğer Rabb'imin verdiği nimetler ne kadar büyükmüş.

UZUVLARIMIZI, SAĞLIĞIMIZIN DEĞERİNİ BİLELİM
Çamaşırlarım kirlendi makinem de yok. Ben de leğene sıcak su koydum. Beklettim, ayaklarımla çitiledim. Bir sıkıntım daha vardı. Kendi evimin kapısını anahtarla açamıyordum. Ben de işten dönünce eve yakın bir yerde taksiye binip, taksiciden evin kapısını açmasını rica ederdim. En büyük zenginlik inançtır. Ayaklarımın üzerinde durabildiğim için kendimi zengin görüyorum. 3 dakikalığına kollarımı verseler ilk dakikasında Allah'a secde ederdim. İkinci dakikasında kardeşlerime sarılırdım. Son dakikasında ise Adana dürümün kağıdını kendim açmak isterdim. Uzuvlarımızı, sağlığımızın değerini bilelim.

ENGELLİ ARKADAŞLARIM HİÇ VAZGEÇMESİN
Başakşehir'de 81 ilde çerez satışı yapan bir işletme kurdum. Benim amacım engelli arkadaşların hayatlarına dokunmak. Onlar için daha çok çalışıyorum, daha çok yoruluyorum. Olsun, onlar zaten rızıklarıyla beraber geliyor. İçine kapanmış fiziksel engelli arkadaşlarım, hiçbir zaman yılmayın. Bunlar bizim hep imtihanımız. Ben, ibret olmak için hayatıma 30 yaşından sonra devam etmeye karar verdim.