Sivas'ın Şarkışla ilçesinde 1934'te dünyaya gelen, imam babasının izinden giderek önce köy imamlığı, 1958-1965 yılları arasında da müftülük yapan Turan Dursun, TRT'de dini içerikli programlarda görev aldı. 1989'da emekli olunca haftalık "2000'e Doğru" dergisinde yazı yazmaya başlayan Dursun, 4 Eylül 1990'da İstanbul-Koşuyolu'ndaki evinin yakınlarında sırtından 6, şakağından da bir kurşunla vurularak öldürüldü. Cinayet aynı yılın mart ayında, yine evine az bir mesafede öldürülen gazeteci Çetin Emeç cinayeti ile benzerlikler taşıyordu. O da 7 kurşunla can vermişti...
İRAN TV'Sİ İLK HABER VERDİ
Babasını kaybettiğinde 30 yaşında olan Abit Dursun, sonraları kaleme aldığı iki kitabıyla babasını anlattı. İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin Tarihi Havagazı Fabrikası'nda işletme müdürü olan Abit Dursun, babasının öldürüldüğü gün yaşanan ilginç detaylara şöyle dikkat çekti: "Saat 14.30'da evinden 50 metre uzaklıkta vuruldu. Saat 15.00'te İran Radyo Televizyon Kurumu, bunu birinci haber olarak verdi. İran'da haber verilirken, evinden 150 metre uzaklıktaki Altunizade Karakolu'nun haberi yoktu. Karakol polisi geldiğinde ise ne olduğu belirsiz bir ekip eve girmiş, bir takım belgeleri almış, siyah poşetlere doldurup çıkmıştı. Daha karakol polisi gelmeden İran TV'si nasıl haber alıyor? Eve gelen bu ekip nasıl bir ekip ki karakol polisi gelmeden ve daha Turan Dursun'un cesedi yerdeyken evden bir şeyler alıp götürüyor. Evden alınanlarla ilgili suç duyurusunda bulundum, ancak takipsizlikle sonuçlandı. Tutanaklarda da yanlışlıklar vardı. Diğer cinayet kurbanlarının yakınlarıyla konuştuğumda, benzer şeylerin onlarda da olduğunu fark ettim. Yani bu tür olaylarda hep hatalar, yanlışlıklar ya da gizem var."
TELEFONU DİNLENİYORDU
Babası öldürülmese, iki gün sonra Berlin ve Londra'da düzenlenecek konferanslara gideceğini söyleyen Abit Tursun, "Telefon tehditleri alıyordu. Telefonunun değiştirilip numaranın kimseye verilmemesi için resmi başvuru yaptı. Oradan çıktı, evine geldi, aradan bir kaç saat geçti, yine tehdit telefonları geldi. Şimdi nasıl oluyor ki gizli kalması gereken bir kayıt bir gün bile gizli kalamıyor? Çok güçlü bir olasılıkla telefonları dinleniyordu ve iki gün sonra yurtdışına gideceği bilindiğinden suikast gerçekleştirildi" diye konuştu.
'BAHÇELİ ANLAMALI'
Parlamentoyu ziyaretlerinde MHP'nin randevu talebini kabul etmediğini hatırlatan Abit Dursun, "Sonradan Devlet Bahçeli yaptığı açıklamayla olayı kendi bakış açısından farklı noktada değerlendirdi. Biz oraya kavga dövüş için gitmedik, polemiğe de girmeyiz. Diğerleri gibi MHP'ye de cinayetler için araştırma komisyonu kurulması talebini iletecektik. Bu talep; Devlet Bey'in 'Bizim camiamızda da bir takım kişiler öldürüldü' demeciyle de örtüşüyordu. Araştırma komisyonunun kurulup, cinayetlerin arkasında hangi odakların olduğunun ortaya çıkması sadece bizim değil, Sayın Devlet Bahçeli'nin ifade ettiği gibi, kendi camiasına mensup olup öldürülenlerin katillerinin de bulunmasında önemli katkı sağlayacaktır. Sayın Bahçeli'nin bunun önemini anladığını görmek isterdik. Farklılıklara tahammül etmeliyiz. İnsanlar düşüncelerinden dolayı hedef tahtası haline getirilmesin ve 'bizim katil', 'sizin katil' gibi kamplaşma içine girmesin" ifadesini kullandı.
'İNTİKAM İSTEMEDİK'
Türkiye'deki suikastların temelinde sevgisizlik tohumunun yattığını savunan Abit Dursun, "Suikast sonucu yaşamı ellerinden alınanların ailelerindeki çocuklarından bir tanesi bile, eline silah alıp 'ben de intikam alayım' diye herhangi bir hedefe yönelmedi. Bu ilginç ve manidar değil midir sizce?" diye sordu. Dursun, sözlerini şöyle noktaladı: "Birçoğu en ihtiyaç duyduğu çağlarda babadan uzak kaldı. Aileler büyük facialar yaşadı, acıya bağlı zincirleme ölümler oldu, ekonomik ve sosyal anlamda göçtüler ama bir tanesi bile 'benim hayatım karartıldı, ben de intikamımı alayım' demedi. Temelinde yatan ise sevgi iklimiyle büyümeleridir."