Zigana Köyü'nde dünyaya gelen Meltem Özgün (53) henüz 3 yaşındayken, çocuk sahibi olamayan halası Müzeyyen Özgün (96) ve eniştesi Ahmet Özgün'e evlatlık olarak verildi. Babası olarak bildiği eniştesi Ahmet Özgün'ün 1985'te kalp krizi sonucu vefat etmesiyle halasıyla yalnız kalan Meltem, erken yaşta hayatın yükünü omuzlamaya başladı. Çocukken aile büyükleri tarafından tedavi olmak üzere İzmir'e götürülen Meltem'e, yapılan sağlık kontrollerinde menenjit teşhisi konulmasına rağmen ameliyat olamadı. Kulağı alışık olmadığı için verilen işitme cihazından duyduğu seslerden korkan Meltem bir türlü işitme cihazını kullanmayınca duyma ve konuşma becerileri de gelişemedi.

İlkokul yıllarında evlatlık olduğunu öğrenen Meltem, halası ve eniştesiyle yaşamaya devam etmeyi seçti. Uzun yıllar önce hem öz anne ve babasını hem de babası yerine koyduğu eniştesini kaybeden Meltem, şimdi ailesinden geriye kalan halasına çocukken halasının ona baktığı gibi bakıyor. Halasıyla geçirdiği bir gününü anlatan Meltem, "Sabah 06.30, 07.00 gibi uyanıyorum. İlk iş sobayı yakıyorum, 08.30, 09.00 gibi ahıra gidip hayvanlara yal veriyorum. Sonra peynir yapıp eve geliyorum. Annemde uyanmış oluyor, abdest ve namazdan sonra kahvaltı yapıyoruz. Sonra annem TV izlerken ben gidip yağ yapıyorum" diye konuştu.

"Ahmet Vefat Edince Ben Ağladım, O da Ağladı"
Çocuğu olmadığı için kardeşinin kızı olan Meltem'i 3 yaşındayken evlat edinerek sevgiyle büyüten Müzeyyen Özgün de, "Bizim çocuğumuz olmadı, Meltem'i evlat edinmek istedik. Daha küçüktü, 3 yaşındaydı kardeşimin kızı aldım, onu ben baktım büyüyene kadar. Az daha büyüdü geldik buraya köye. Ondan sonra da geldik gittik, komşu gibi. Çokta geçmedi arası, 5 yaşında öğrendi. Öğrendikten sonra da beni bırakmadı. Ahmet vefat edince ben ağladım, o da ağladı, ben durdum o da durdu. Anne baba olarak bizi bildi. Vardım 100 yaşını buldum hala Meltemle birlikteyiz, bana o bakıyor. Oda hizmet ediyor bu eve ben de. Birlikte yapıp yiyoruz. Bir aylığımız da var onu da alıyoruz. Meltem kapıda ki köpeğe de bakıyor, kedilere de. Sabah ev işleri, temizlik, çay yapıp sofrayı kuruyor. Oturup içiyoruz. Biraz oturduktan sonra, ev işi, ahır işi, odun, yakacak toplar. Böyle öyle idare edip bu zamana kadar geldik. Meltem yediğime İçtiğime çok yedin, az yedin diyor. Çok çay içme hasta oluyorsun diyor" ifadelerini kullandı.

"Kimseye Muhtaç Olmadık"
Eşi öldükten sonra kimseye muhtaç olmadıklarını söyleyen Müzeyyen Özgün, "Ahmet öleli kırk elli sene oldu. O zamandan bu zamana devletten Allah razı olsun para çıkmasa zaten vaktimizi götüremezdik. Aylıkla ve hayvanla idare ettik. Hayvan yaptık bir tane, iki tane onunla idare ettik. Sattık yedik, içtik kimseye de muhtaç olmadık. Koskoca tarlamız var patates, soğan hepsi ekilmiş gider alırız. Sebze yerimiz de var. Ben yaşlı değilken çalıştım, oda çalışmayı seven biriydi oda çalıştı" dedi. Meltem ve Müzeyyen'in komşuları olan Hatice Özgün ise, "Meltem Müzeyyen'in kızı değil tabi evlat aldılar. Bir zaman sonra burada bir komşumuz vardı, dedi ona senin bu annen değil, aldı seni bebekken büyüttü etti evlat. Meltem ağlamış, attı kendini anasının yanına kim verdi beni diye. Müzeyyen ablamın eşi almış onunu yanına gelmiş çıkmış buraya. İşte çocuktu o zaman, ondan sonra Müzeyyen'i çok sevdi daha da anasına gitmedi. Burada da çok iyi baktılar Melteme. Öz annesi olsa bakmaz bu kadar. Müzeyyen hani alır saçını okşar, sever çok güzel bakardı. Meltem hayvanları bakmakla cennete gider kimse korkmasın, bu kedileri hep o bakar" dedi.