Şarkıcı Özcan Deniz son albümü 'Sevdazede'de çoğunlukla kendi şarkılarına yer veriyor. Elektronik, etnik ve rock yapının birarada kullanıldığı albümün sürprizi ise Sezen Aksu'dan gelen 'Can Hatice'...
Aksu'nun oğlu Mithatcan'ın altyapılarını oluşturduğu bu türkü dışında Deniz, kendi yazdığı şarkılara da ağırlık veriyor. Deniz önceki albümünde birlikte çalıştığı Nazan Öncel'den de şarkı dinlediğini ama dinleyicinin tepkisini görmek için kendi şarkılarında karar kıldığını söylüyor.
'Aşk Yakar' adlı dizinizin bitmesiyle albümün çıkış tarihinin aynı günlere denk gelmesi tesadüf mü, yoksa siz mi böyle planlamıştınız?
Dizi bitmese bile zaten tatile girecekti. Yani illa ki bu yaz boş olacaktım. O yüzden diziyle bir alakası yok! Albüm sezonu genelde mayıs ya da hazirandır ya, bu da öyle denk geldi.
Sevenleriniz oyunculuk ile çok haşır neşir olup, müziği biraz ihmal ettiğinizi düşünüyor...
Öyle değil! İki senede bir albüm çıkarıyor, sık sık konserler veriyorum, arada bazı projeler oluyor. Ama diziyle her hafta milyonlarca insanın evine giriyoruz. Haliyle insanlar da gördüğünü algıladığı için beni daha çok 'oyuncu' olarak algılamış olabilir. Hayatımda dizi olmasa bile yine bu dönemlerde albüm çıkacak, yine bu kadar konser vereceğim. Yani 'dizi var' diye müzikal anlamda bir şey artmıyor ya da eksilmiyor.
KİMSE YERİNİ BİLMİYOR
Bu kez albümünüzdeki çoğu şarkıyı siz yazmışsınız. Oysa ki biz, Nazan Öncel'le yolunuza devam edersiniz diye düşünmüştük...
Bu kez sözlerin neredeyse tamamı bana ait. Tüm albümlerimde kendi şarkılarım var ama ilk kez bir albümün tümüne bu kadar sirayet etti. Böyle olsun istedim, özel tercihim. Yoksa ondan çok güzel şarkılar geldi. Ama ben kendi şarkılarımdan oluşan bir albümün nasıl bir duygu uyandıracağını görmek istedim.
Albümün basın tanıtımında yazan 'Taze ama bilgin ve dünyalı bir albüm' ne demek?
Taze oluşu, yeni şeyleri anlatmasından; 'bilgin oluşu' ise olgunluğundan; dünyalı oluşu ise evrenselliğinden kaynaklanıyor. Yani dünyanın ortak müzik kulağına hitap eden bir sound ve müzikalite anlamını kast ediyoruz.
'İllallah' şarkınızda "Çok eskiden herkes yerini bilirdi. Kim kadın, kim erkek, kim değildi..." diyorsunuz. Bunu neyle ilgili söylüyorsunuz?
Eskiden kadın yerini bilirdi, erkek yerini bilirdi, ya da ikisi de olmayan kimse, o da yerini bilirdi. Herkesi bilirdik, şimdi karmakarışık yaşamıyor muyuz? Kim kadın, kim erkek, kim ne, herkesin herkesin yerinde gözü var, tuhaf bir karmaşa yaşanıyor ve gerçek anlamda ilişkiler eskisi gibi sarılarak muhafaza edilmiyor. Her türlü tehlikeye, her türlü riske açık bir şekilde yaşanıyor. O yüzden de erken bitiyor. İnsanların birbirine tahammülü neredeyse yok! Yani eskiyle yeniyi kıyaslayan bir şarkı bu. Eskiden evlilikler uzun sürerdi, 'bir yastıkta kocayın' yerinde bir deyimdi, şimdi çok havada bir deyim çünkü kimse bir yastıkta kocamıyor!
Sizce eskiden evliliklerin uzun sürme sebebi kadınların ekonomik anlamda bu kadar hayatın içinde olmamasından kaynaklanıyor olabilir mi?
Eskiden çalışan, kariyeri olan bir kadın da evliliğini çok uzun süre götürebiliyordu. Şimdi ise hayatın ritmi değişti. Yani eskiden insanlar çok küçük şeylere razı, mütevazı hayatlar yaşayabiliyordu. Şimdi insanlar razı değil, fazlasını elde etmek istiyor, başka hayatlara göz dikiyor. Çünkü artık başka hayatlara ulaşabilmek zor değil! Türk milleti olarak, Amerika'yı taklit ediyoruz. Ama orada ya da Avrupa'da da insanlar artık o eski aile kavramına, kendi öz kültürlerine yönelmeye başladı. Fakat biz daha yeni yeni tüketim toplumu olmanın gazıyla o aile kavramından kopuyoruz. Sonradan dönüş yaşayacağız inşallah...
10 YAŞINDAN BERİ YAŞLIYIM
Gazetelerde okuduğumuz kadarıyla kız arkadaşınız Fahriye Evcen'e albümdeki 'Teklif' şarkısı ile evlenme teklif etmişsiniz. Öyle mi?
Aslında 'Teklif' benim kendime yazdığım bir şarkı ve albüme girdikten sonra bu parçaların hiçbiri belli bir isme, belli bir şahsa, belli bir adrese gönderilemez. Bu herkesin şarkısı. Ayrıca kız arkadaşıma bu yolla teklif etme ihtiyacı hissetmem. O, onunla benim aramda özel bir andır. O yüzden ona mal etmek istemiyorum. Ettim mi, etmedim mi, edecek miyim, yapacak mıyız, bu bizim özelimiz. Bu bir şarkıdır, bu albümdedir ve artık herkesindir.
Bu şarkıda kendinizi çok açtığınız bir söz de var; "10 yaşından beri yaşlıyım" diyorsunuz. Öyle mi hissediyorsunuz?
Dedim ya, benim kendime yazdığım bir şarkı diye... Ben çocuk yaşta sorumluluklara boğulmuş bir adam oldum. Çok küçük yaştan beri aile sorumluluğu, ekonomik sorumluluk benim üzerimdeydi. Yani '10 yaşından beri yaşlıyım'dan kasıt; ruhen bir yaşlılık değil, yaşı büyük insan, evin babası muamelesi görmekten bahsediyorum. Bu da haliyle o yaşları, çocuk gibi yaşayamadığım anlamına geliyor. Bundan pişman mıyım? Hayır! Bunlar hayatıma çok güzel şeyler kattı. Ayrıca şöyle bir şey var; bir avantaj bu, şimdi gençliğimi yaşıyorum. Eskiden 35 yaşında amca, dedeydik, şimdi yaş diye bir şey kalmadı. Bir de galiba erkek de, kadın da 10 yaş geriye attı kendini. Biraz da kendimize özen gösteriyoruz, hepimiz Benjamin'e (Button) bağlamış durumdayız. Bir erkek artık 55 yaşında falan yaşlanmaya başlıyor.
FAHRİYE'YLE ÇOCUK GİBİ EĞLENİYORUZ
"Şimdi gençliğimi yaşıyorum" dediniz. Ne yapıyorsunuz?
Güzel bir flörtüm var, beraber çocuk gibi eğleniyoruz. Bu tamamen ruh haliyle, hissetmekle, bunun görüntüye yansımasıyla ilgili bir şey. Ben kendimi izlediğimde, 40'a doğru giden bir adam görmüyorum. Gayet zıpkın gibiyim!
Bir sinema filmi projeniz vardı...
Açıkçası altı-yedi yıllık hayalim bir sinema filmi yapmak. Hatta bundan dört sene önce falan 'Özcan Deniz Makyajsız' diye bir belgeselim yayınlandı, orada "Bazı hikayelerim var, kendim çekmek ve insanları kendi gözümden anlatmak istiyorum" demiştim ama nasip olmadı. Bu sene inat ettim, yapacağım. Psikolojik-gerilim bir hikaye yazdım.
Yönetmeni de siz mi olacaksınız?
Şimdilik öyle görünüyor ama değişebilir. Çünkü öyle bir yükün altına girmek istemiyorum; senaryoyu takip et, oyna, kameranın arkasında bulun. Ama süpervizör olup, iyi bir yönetmene de bırakabilirim.