Resmi Gazete'de yer alan karara göre, İzmir'de bir emlakçı, aracılık ettiği konut satışının tamamlanmasının ardından hak ettiği komisyon bedelinin kendisine ödenmediği iddiasıyla alacağını tahsil etmek için icra takibi başlattı. İcra sürecinin ardından emlakçı, aynı uyuşmazlıkla ilgili olarak tüketici hakem heyetine de başvurdu. Hakem heyetinin talebi reddetmesi üzerine ise komisyon ücretinin ödenmesi ve uyuşmazlığın esastan değerlendirilmesi amacıyla dava açtı.

YEREL MAHKEME DAVAYI "DERDESTLİK" GEREKÇESİYLE REDDETTİ
Davaya bakan İzmir 7. Tüketici Mahkemesi, emlakçının davalı hakkında tüketici hakem heyetine başvurmadan önce icra takibi başlatmasını gerekçe göstererek davanın reddine karar verdi. Mahkeme, devam eden icra takibinin aynı konuya ilişkin ikinci bir hukuki süreç oluşturduğu değerlendirmesinde bulundu. Kararın kesinleşmesinin ardından Adalet Bakanlığı devreye girdi. Bakanlık, davacının hem icra yoluna başvurabileceğini hem de tüketici hakem heyetine müracaat edebileceğini belirterek, yerel mahkeme kararında hukuka aykırılık bulunduğu gerekçesiyle kanun yararına temyiz talebinde bulundu.
"İCRA TAKİBİ VE DAVA BİRBİRİNE ENGEL DEĞİL"
Dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, yerel mahkemenin kararını sonuç bakımından değiştirmese de kanun yararına bozdu. Dairenin kararında, uyuşmazlığın temel noktasının, davacının icra takibi başlatmasının ardından aynı alacağa ilişkin dava yoluna başvurması olduğu belirtildi. Kararda, dava şartları arasında aynı konuda daha önce açılmış ve halen devam eden bir dava bulunması halinde ikinci bir davanın açılamayacağına ilişkin derdestlik kuralının bulunduğu hatırlatıldı. Ancak dava tarihi itibarıyla 149 bin liranın altındaki uyuşmazlıklarda davacının hem icra takibi başlatabileceği hem de dava yoluna gidebileceği ifade edildi. Bu iki hukuki yolun birbirine derdestlik oluşturmayacağı vurgulandı.
YARGITAY'DAN "ESASA GİRİLMELİYDİ" VURGUSU
Yüksek Mahkeme kararında, emlakçı tarafından başlatılan icra takibine itiraz edildiği, takibin durmasının ardından alacak talebiyle önce tüketici hakem heyetine, daha sonra mahkemeye başvurulduğu belirtildi. Kararda, her iki yasal imkanın birbirine derdestlik oluşturmayacağı değerlendirilerek mahkemenin uyuşmazlığın esasına girip karar vermesi gerektiği ifade edildi. Yargıtay kararında şu ifadelere yer verildi: "Her iki yasal imkanın birbirine derdestlik oluşturmayacağı dikkate alınarak (mahkemece) işin esasına girilerek karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, Adalet Bakanlığının bu yöne ilişen kanun yararına temyiz isteminin kabulü gerekmiştir."