Geçimini sağlamak için ayakkabı boyacılığından marangozluğa kadar pek çok işte çalışan Kaner, sinema salonlarında gazoz satarken beyaz perdeye ilgi duymaya başladı. Kısa süre içinde yeteneğiyle dikkat çekerek sinema dünyasına adım attı.
Ancak bir süre sonra yaşadığı alkol sorunu nedeniyle yapımcılarla ilişkileri bozulmaya başladı. Yapımcı Nevzat Pesen'in şikâyeti üzerine Prodüktörler Cemiyeti tarafından "kara listeye" alınan Kaner'in iş bulmasının önü kesildi. Yayınlanan bir mektupla yapımcılardan oyuncuya iş vermemeleri istendi.
İŞSİZ KALDI, HAYATI ALTÜST OLDU
Kara liste kararının ardından tamamen işsiz kalan ve maddi açıdan zor günler geçiren ünlü oyuncu, ağır bir bunalıma sürüklendi. Çevresinden beklediği desteği göremeyen ve ekonomik olarak çıkmaza giren Kaner, 1963 yılının ağustos ayında aşırı dozda ilaç içerek intihar etti.
Yeşilçam'da kısa sürede önemli bir çıkış yakalayan Suphi Kaner, henüz 30 yaşındayken hayatını kaybederek geride zamansız bir veda ve hüzünlü bir hikâye bıraktı.
YEŞİLÇAM'IN GÖRÜNMEYEN BİR DİĞER YILDIZI: HÜLYA TUĞLU...
Yeşilçam'ın zarif yüzlerinden Hülya Tuğlu, bir dönemin büyük yıldızlarıyla aynı setleri paylaştı. Filiz Akın'ın, Fatma Girik'in yanında; kimi zaman küçük ama unutulmaz rollerde sinemaya emek verdi.
"Selvi Boylum Al Yazmalım"da canlandırdığı Dilek Hanım ise izleyicinin kalbine dokunan ama aynı zamanda tepkisini de çeken bir karakterdi. Yıllar geçse de adı çoğu zaman Kadir İnanır'la birlikte anıldı. Sessiz bir hayat yaşadı… Sessizce de veda etti bu dünyaya. Ama ardında Yeşilçam'ın hatıralarına karışmış ince bir iz bıraktı.
Türk sinemasının zarif oyuncularından Hülya Tuğlu, 27 Ağustos 1946'da İzmir'de doğdu. Yeşilçam'ın altın yıllarında genellikle karakter ve yardımcı rollerde kamera karşısına çıkan Tuğlu, "Adile Teyze", "Selvi Boylum Al Yazmalım", "Hatasız Kul Olmaz" ve "Küçük Sevgilim" gibi dönemin önemli yapımlarında yer aldı.
Hülya Tuğlu'nun hikâyesi, adeta Yeşilçam melodramlarını andıran bir yaşam öyküsüne sahipti. Büyük yıldızlar kadar ön planda olmasa da, sarı saçları ve mavi gözleriyle dönemin aranan yüzlerinden biri oldu.
Kariyerini gösterişten uzak, istikrarlı ve sessiz bir şekilde sürdürdü.
Kimi zaman Filiz Akın ile aynı projede, kimi zaman Fatma Girik'in yanında, kimi zaman da "kız evlat" rolleriyle beyazperdede yer aldı.
En çok hafızalarda kalan performanslarından biri ise "Selvi Boylum Al Yazmalım" filmindeki Dilek Hanım karakteri oldu. Bu filmde Türkan Şoray'ın canlandırdığı Asya karakteri, Kadir İnanır'ın oynadığı İlyas tarafından Dilek'e tercih edilmişti.
Yıllar boyunca Yeşilçam'ın içinde kalan Tuğlu, hiçbir zaman başrol yıldızı olmadı; ancak sinema tarihinin sessiz ama vazgeçilmez yüzlerinden biri olarak anıldı.
41 yıl süren sinema yolculuğunun ardından, 18 Haziran 2010'da İstanbul'da hayatını kaybetti ve Feriköy Mezarlığı'na defnedildi.
Bugün Hülya Tuğlu, Yeşilçam'ın parıltılı yıldızları arasında değil; ama o dönemin ruhunu taşıyan, emek veren ve iz bırakan isimlerden biri olarak hatırlanıyor.
MÜCADELESİYLE GÜNDEME GELEN YEŞİLÇAM OYUNCUSU PERİHAN SAVAŞ'IN HAYAT HİKAYESİNE BAKIN!
Yeşilçam'ın kadife bakışlı, esmer güzeli Perihan Savaş, Türk sinemasının en ikonik yüzlerinden biri.
Ancak o derin bakışların ardında; kimi zaman gözyaşıyla, kimi zaman ise amansız bir mücadeleyle yoğrulmuş, pek az kişinin bildiği sarsıcı bir hayat hikayesi yatıyor.
ÇOCUK YAŞTA GELEN SAHNE TOZU
14 Haziran 1957'de İstanbul'da dünyaya gelen ve aslen Trabzon Sürmeneli olan Şerife Perihan, henüz beş yaşındayken İstanbul Şehir Tiyatrosu'nun çocuk bölümünde ilk rolünü aldı.
Annesinin katı kuralları altında büyüyen Savaş, henüz 13 yaşındayken ailesinin rızasıyla, askeri okulda okuyan 22 yaşında bir gençle nişanlandırıldı.
Özgürlüğünü kazanmak, hayata karışmak ve üzerindeki ağır baskıdan kurtulmak hayaliyle girdiği bu evlilik, trajik bir hikayeye dönüştü.
"BENİ ONDAN AYIRMAZSANIZ, CANIMA KIYARIM"
Sadece 6-7 ay süren ve aynı evde dahi yaşanmayan bu süreç, eşinin "tiyatrodan ayrıl" baskısıyla son buldu. Genç Perihan, sanata olan tutkusundan vazgeçmemek için babasına "Eğer beni ondan ayırmazsanız, canıma kıyarım" diyecek kadar çaresiz kalmıştı.
KENDİ KÜLLERİNDEN DOĞAN BİR KARİYER
Yaşadığı bu erken dönem travması, Perihan Savaş'ın karakterini çelikleştirdi. Evliliğin sona ermesinin ardından adeta kendi küllerinden doğan sanatçı, tüm enerjisini sahneye verdi.
"Küçük Prenses", "Romeo-Jüliyet" ve "Kibarlık Budalası" gibi klasik eserlerle tiyatro sahnesinde devleşti. 1971 yılında "Şehzade Simbad Kaf Dağında" filmiyle kameralarla tanışan Savaş için sinema, artık kaçınılmaz bir yuva olmuştu.
Yaklaşık 120 filmde başrol oynayarak Yeşilçam'ın en güvenilir ve sevilen yıldızlarından biri haline geldi.
"BEDRANA": ALTIN KOZA'YA AÇILAN KAPI
Onun için kariyerinin en parlak dönüm noktası 1974 yapımı "Bedrana" oldu. Edebi bir esere dayanan bu güçlü hikayeye aşık olan Savaş, başrolün önce başka isimlere gideceğini düşünse de yönetmen Süreyya Duru'dan gelen teklifle hayatının rolüne kavuştu.
Bu performansı ona, sinemamızın en prestijli ödüllerinden biri olan Altın Koza'yı getirdi.
BÜYÜK AŞK VE ERKEN VEDANIN ACISI
Hayatındaki tek resmi evliliğini meslektaşı Yılmaz Zafer ile yapan Perihan Savaş, lise yıllarından tanıdığı Zafer ile 'Bir Daha Umut' filminin setinde büyük bir aşka yelken açtı. Ancak bu mutluluk, evliliklerinin 5. yılında gelen bir sağlık felaketiyle gölgelendi.
Yılmaz Zafer, iş hayatında yaşadığı ağır stresli bir dönemin ardından kalp krizi geçirdi. Beynine oksijen gitmemesi sonucu yatağa bağımlı hale gelen eşine, Perihan Savaş tam 1,5 yıl boyunca, büyük bir sadakatle adeta bir bebek gibi baktı.
"CANIMI ALACAKSAN ÖNCE ÇOCUĞUMU GÖREYİM"
Oğulları Savaş henüz iki aylıkken yaşanan bu trajedi, sinema dünyasının en hüzünlü hikayelerinden biri olarak kayıtlara geçti. Yılmaz Zafer'in vefatından önce, henüz doğum gerçekleşmeden hissettiği o garip önsezi ise yıllar sonra Savaş'ın gözlerini dolduracaktı:
"Yılmaz, 'Ben bu çocuğun yüzünü göremeyeceğim biliyor musun?' demişti. Sonra gökyüzüne bakıp 'Allah'ım, eğer canımı alacaksan ne olur önce çocuğumu göreyim, sonra al' diye dua etti. Duaları kabul oldu; oğlunun yüzünü gördü ama kısa süre sonra onu ebediyete uğurladık."
Perihan Savaş yaşadığı tüm fırtınalara rağmen zarafeti ve dik duruşuyla Yeşilçam'ın en güçlü kadın figürlerinden biri olmaya devam ediyor.
YEŞİLÇAM USTASI REHA YURDAKUL'UN HAYAT HİKAYESİNİ BİLİYOR MUSUNUZ?
Türk sinemasının "altın çağında" yüzlerce filmde hayat verdiği karakterlerle gönüllerde taht kuran Reha Yurdakul, sadece bir oyuncu değil aynı zamanda yapımcı ve senarist olarak sektörün mutfağında da adeta ter döken bir isimdi.
SİNEMA DÜNYASINA ADIM ATMASI
1926 yılında Balıkesir'in Burhaniye ilçesinde dünyaya gelen sanatçı, eğitimini İstanbul'un köklü okullarından Pertevniyal Lisesi'nde tamamladı.
Sinemaya olan tutkusunun peşinden giderek 1949 yılında Mümtaz Ener'in yönettiği "Kanatlardan Türbe" filmiyle beyazperdeye ilk adımını attı.
KARAKTER OYUNCULUĞUNDAN YAPIMCILIĞA UZANAN BİR KARİYER...
Yurdakul, kariyeri boyunca tek bir kalıba sığmadı. "Umudumuz Şaban" gibi kült bir yapımın senaryosuna imza atarken, "Doktor Civanım" gibi sevilen projelerin mutfağında yapım sorumlusu olarak görev aldı.
"Karanfilli Naciye" filmiyle yönetmenlik koltuğuna oturan sanatçı, "Ana Hasreti", "Kanlı Sevda" ve "Yetim Yavrular" gibi pek çok yapımın ise yapımcılığını üstlendi.
Yeşilçam'ın en zorlu dönemlerinde dahi üretmekten vazgeçmeyen usta isim, arkasında 150'den fazla filmden oluşan devasa bir miras bıraktı.
SİNEMA SETİNDE BAŞLAYAN VE SETTE NOKTALANAN BİR YAŞAM...
Reha Yurdakul'un hayat hikayesi, belki de ancak filmlerde görülebilecek kadar hüzünlü ve çarpıcı bir gerçekle noktalandı.
Usta oyuncu 27 Aralık 1988 tarihinde, Bolu'nun Mudurnu ilçesinde Fatma Girik ile başrolü paylaştığı bir filmin çekimleri sırasında, aniden kalp krizi geçirdi.
Sinemaya ömrünü adayan usta oyuncu, 62 yaşında hayata gözlerini yumarken, trajik bir tesadüf eseri aynı filmin çekimlerinde rol arkadaşı Hüseyin Kutman da yaşamını yitirmişti.
Yurdakul'un vefatı, Türk sinemasında "setlerde gelen en acı veda"lardan biri olarak tarihe geçti.
BİR BAŞKA YEŞİLÇAM USTASININ HAYAT HİKAYESİ: AHMET ARIMAN
27 Kasım 1955'de İstanbul'da dünyaya gelen Arıman, oyunculuk hayatına 1975 yılında yayınlanan Hababam Sınıfı filmi ile başladı.
2017 yılında kendisinden 39 yaş küçük Kader Kaymak ile evlenen Arıman, Hababam Sınıfı'nın yanı sıra 'Neşeli Günler', 'Gülen Gözler', 'Bizim Aile' ve 'Sultan' gibi Yeşilçam'ın efsane filmlerinde rol aldı.
Hababam Sınıfı ile akıllara kazınan usta oyuncu, zaman zaman televizyon ekranlarında boy gösterse de son yıllarda söylenenlere göre oyunculuğunun yanı sıra düğünlerde org çalıp şarkılar söylüyor.
MÜZİĞE İLGİSİ ORTAOKUL YILLARINDAN GELİYOR
Ortaokul yıllarında müziğe olan ilgisiyle çeşitli eğitimler alan Arıman, 1972 yılında orkestra hayatına adım attı. Çıktığı bir turnede Münir Özkul ile çalışan sanatçı, turne sonunda ünlü yönetmenin onu karaktere uygun görmesiyle Hababam Sınıfı'nın Hayta İsmail'i oldu.
Onu oyunculuk kapısını açtıran müzisyenliği, oyunculuk yapmadığı dönemde onun geçim kaynağı oldu.
"BENİM BİR İŞİM DE MÜZİSYENLİK"
Son dönemde televizyon ekranlarına birbirinden farklı karakterle çıksa da Ahmet Arıman, zaman zaman düğünlerde org çalarak şarkılar söylediğini şu sözlerle dile getirdi:
"Ben piyasa müzisyeniyim. Org çalıp şarkı söylüyorum. Bir gün otelde program yapıyorum başka gün bir düğünde ve bir barda. Yerine göre. Nerede iş varsa oraya giderim. Evimi geçindiriyorum. Aslında emekli oldum ama bu saatten sonra köşemize çekilip evde çiçek sulayacak halim yok."
YEŞİLÇAM'IN AÇIKLAMALARIYLA ŞAŞIRTAN BİR DİĞER İSMİ: 'ALTIN ÇOCUK' GÖKSEL ARSOY, BELGİN DORUK'LA İLGİLİ GERÇEKLERİ BAKIN NASIL ANLATTI!
15 Mart 1936'da Kayseri'de dünyaya gelen Göksel Arsoy, birçok başarılı projede yer alarak Türk televizyonlarına adını altın harflerle kazıyan oyuncular arasında yer aldı.
Yapımcı Fuat Rutkay'ın yönlendirmesiyle 1957 yılında Sırrı Gültekin'in yönettiği "Kara Günlerim" adlı ilk filmi ile sinemaya adım attı ve bunu takiben 1958'de "Kelepçe" ve 1959'da "Samanyolu" gibi filmlerde rol aldı.
"Samanyolu" filmiyle büyük bir ün yakalayan Arsoy, bu filmde Belgin Doruk ile kamera karşısına geçti.
Yer aldığı filmlerin çoğunda aktris Belgin Doruk ile oynayan ve Yeşilçam'da "Altın Çocuk" takma adıyla tanınan Göksel Arsoy, son olarak biricik rol arkadaşı Belgin Doruk ve birlikte rol aldıkları filmdeki başarısı hakkında konuştu.
Sosyal medyada viral olan video ile yeniden gündeme gelen Yeşilçam'ın 'Altın Çocuğu' Göksel Arsoy, onu Türk televizyonlarında önemli konuma getiren 'Samanyolu' filmi ve rol arkadaşı Belgin Doruk ile ilgili şu sözleri söyledi:
"BENDEN ÖNCE STAR YOKTU"
"15 bölüm yaptık beraber. Beni meşhur eden, yıldız yapan "Samanyolu" filminde benim karşımda Belgin Doruk oynuyordu. Öyle bir tuttu ki, öyle bir yıktı geçti ki... Beni yıldız yaptı. Star yaptı. Senaryoya ihtiyaç yok. Ben Belgin'in elini tutayım ormanda yürüyeyim, sandalda kürek çekerken ona şiir söyleyeyim, evde mum ışığında dans edeyim, mum ışığında bir yemek yiyeyim... Halk bitiyordu. Star sistemini ben yarattım. Benden önce star yoktu"
Yeşilçam'ın yakışıklılığıyla mest eden ve yer aldığı projelerle adından söz ettiren usta isminin son hali ise görenleri şaşkına çevirdi. Sosyal medyada yayınlanan videoya hayranlarından iyi dilek mesajları gecikmedi.
SALAKO'NUN EMİNE'SİNE BİR DE ŞİMDİ BAKIN! GÜZELLİĞİYLE BÜYÜLEYEN MERAL ZEREN DE SON HALİYLE ŞOKE EDEN BİR DİĞER İSİM!
6 Haziran 1956'da İstanbul'da Diyarbakırlı bir ailenin kızı olarak dünyaya gelen Zeren, çocuk yaşta başladığı sahne hayatıyla hem sinemaya hem müziğe adını altın harflerle yazdırdı. Zorluklar içinde geçen çocukluk yıllarına rağmen ilkokulu İstanbul'da tamamladı.
Ortaokulu yarıda bırakarak henüz 13 yaşındayken sahnelere çıkıp şarkıcılığa başladı. Dönemin ünlü yönetmenleri Atıf Yılmaz ve Memduh Ün tarafından keşfedilmesiyle sinema macerası başladı.
1971 yılında, Bülent Oran'ın senaryosunu yazdığı, Yılmaz Köksal'ın başrolünde yer aldığı Önce Sev Sonra Vur filmiyle oyunculuğa adım atan Meral Zeren, rol alabilmek için yaşını dört yıl büyütmek zorunda kaldı. Kıvrak zekâsı, etkileyici güzelliği ve doğal yeteneğiyle kısa sürede Yeşilçam'ın aranan isimlerinden biri oldu.
Selami Şahin'den Türk Sanat Müziği eğitimi aldı ve gazinolarda solist olarak sahneye döndü. Zeki Müren ve Ajda Pekkan gibi dev isimlerle sahne alarak sahne kariyerinin zirvesine ulaştı.
1979'da Kalbinden Atma Beni / Hercai adlı 45'liği çıkaran sanatçı, 1980 yapımı Banker Bilo ile Yeşilçam'daki son büyük çıkışını yaptı. 80'li yıllarda Kanlı Nigar ve Evet mi Hayır mı müzikallerinde rol alan Zeren, tiyatro sahnelerinde deneyim kazandıktan sonra 1985'te Duvardaki Kan dizisiyle televizyon ekranlarına güçlü bir dönüş gerçekleştirdi.
İŞTE SON HALİ!
1986'da assolistlik kariyerine yeniden başlayan Meral Zeren, 90'lı yıllara kadar gazinolarda fırtına gibi esmeye devam etti. Ardından televizyon filmleri ve dizilerinde rol alarak sanat yaşamını sürdürdü.
Bugün 69 yaşında olan Meral Zeren, son görüntüleriyle sosyal medyada geniş yankı uyandırdı.
SAKAR ŞAİR'İN GARDIROP FUAT'ININ OĞLU DA ÜNLÜYMÜŞ!
Yeşilçam sinemasının unutulmaz yardımcı oyuncularından Ünal Gürel, özellikle Kemal Sunal ile birlikte rol aldığı komedi filmlerindeki performansıyla hafızalara kazındı.
BAKIN NERELİYMİŞ…
9 Mayıs 1935'te Adapazarı'nda dünyaya gelen Gürel, sanat hayatına tiyatro ile adım attı. Hacettepe Üniversitesi Şan Bölümü'ne başlayan sanatçı, ailesinin İstanbul'a taşınmasının ardından eğitimini sürdürürken, üniversitenin ikinci sınıfında babasının vefatı üzerine İstanbul'a dönmek zorunda kaldı.
Tiyatronun kapılarını aralayan Ünal Gürel, 1960 ve 1961 sezonlarında Ankara Şehir Tiyatrosu'nda oyuncu olarak görev yaptı. Tiyatro dışında sinema filmlerinde de boy gösteren Gürel, 1964 yılında kamera karşısına geçti. İzleyiciler onu, "Yedi Bela Hüsnü"deki Karamürselli Deli Hamdi, "Sakar Şakir"deki Gardırop Fuat, "Tokatçı"daki Karbonat Erol ve "Dokunmayın Şabanıma"daki Fatsalı/Pastacı Osman rolleriyle hatırlıyor.
Ünal Gürel sadece oyuncu değil, aynı zamanda yetenekli bir yazardı. 1974 yılında "Boşver Arkadaş" filmiyle senaristliğe adım attı.
Bir yıl sonra "Minik Cadı"nı kaleme aldı ve 1983 yılında Kemal Sunal ile Nevra Serezli'nin başrolünü paylaştığı "Kılıbık" filmiyle Yeşilçam'a unutulmaz eserler kazandırdı. 1992 yılında ise televizyon dizisi "Mahallenin Muhtarları"nda berber rolüyle ekranlarda yer aldı.
USTA OYUNCUNUN OĞLU DA OYUNCUYMUŞ MEĞER! İŞTE O İSİM…
Usta oyuncu Ünal Gürel'in oğlu Rüçhan Gürel, babasının adını taşıyan tiyatro okulunda eğitmen olarak görev yaptı. Hem oyunculuk kariyeri hem de eğitmenliğiyle sanat dünyasında kendi izini bırakıyor.
Rüçhan Gürel'in babasına olan benzerliği ise görenlerin dikkatinden kaçmıyor. İzleyiciler onu, bir dönemin sevilen dizisi Kavak Yelleri'nde sergilediği performansıyla da hatırlayabilir.
66 yaşında, 8 Nisan 2002'de kalp yetmezliği nedeniyle hayatını kaybeden Gürel, Feriköy Mezarlığı'na defnedildi. Her ne kadar Yeşilçam'da yardımcı oyuncu olarak yer alsa da, Kemal Sunal filmlerindeki karakterleriyle izleyicilerin hafızasında silinmez bir yer edindi.
Karakterleriyle güldüren, yazarlığıyla sanat dünyasına katkı sunan Ünal Gürel, sinema tarihinin görünmeyen yıldızlarından biri olarak anılmaya devam ediyor.
YEŞİLÇAM'IN EFSANESİ İHSAN YÜCE'NİN ASIL MESLEĞİNİ BİLİYOR MUSUNUZ? MEĞER DAHİYMİŞ…
'Kibar Feyzo'da Hacı Hüso, 'Salako'da Reşit Ağa…' Yeşilçam'ın usta oyuncularından İhsan Yüce, sadece ekranda gördüğümüz karakterlerle değil, çok yönlü yetenekleriyle de sinema tarihine damga vurdu. Üstelik kökenleri de oldukça şaşırtan bir yerden… İşte detaylar!
Kemal Sunal'ın rol arkadaşı olan Yüce, 1929 yılında Elazığ'da dünyaya geldi ve 1991'de aramızdan ayrılana kadar Türk sinemasına sayısız eser bıraktı. Kafkasya Dağıstan göçmeni bir ailenin üçüncü çocuğu olarak doğan Yüce, küçük yaşlardan itibaren sanatla iç içe büyüdü. Gençliğinde özel sektörde muhasebecilik yapan usta, 1952 yılında İzmir Halk ve Çocuk Tiyatrosu ile sahneye adım attı.
Kısa ömürlü olsa da Bizim Tiyatro'yu kuran Yüce, 1965-1966 yıllarında Lale Oraloğlu Tiyatrosu'nda, 1968'de ise Ankara Drama Tiyatrosu'nda oyunlar sahneledi. "Suç ve Ceza" ile "Sahne Işıkları" gibi oyunlar onun tiyatrodaki başarısını gözler önüne serdi.
Sinemaya ise Altın Yumru filmiyle adım atan İhsan Yüce, Ertem Eğilmez'in yapımlarında rol alarak kariyerini pekiştirdi.
Genellikle baba, muhtar gibi sıcak ve samimi karakterlerle izleyici karşısına çıkan Yüce, filmlerinde toplumsal ve sınıfsal temaları da ustalıkla yansıttı.
SADECE OYUNCU DEĞİLMİŞ!
Ancak İhsan Yüce, yalnızca bir oyuncu değildi. 'Kibar Feyzo'nun senaryosunu kaleme alarak senarist yönünü de ortaya koyan Yüce, aynı zamanda yönetmen, arkeolog, ressam ve heykeltıraş olarak da yeteneğini gösterdi.
Türk sinemasına 169 film, 59 senaryo ve 10 yönetmenlik çalışması kazandıran usta, pek çok genç yeteneği de sahneye kazandırdı. Kemal Sunal ve Tarık Akan ile yakın dost olan Yüce, Menderes Samancılar ve Aytaç Arman gibi oyuncuların kariyerine de destek verdi.
İhsan Yüce'nin zarafeti ve yüce gönüllülüğü, yayınlamadığı şiirlerinde de kendini gösteriyordu.
Hayatı boyunca kurduğu samimi dostluklar, 1991'de evinde geçirdiği kalp krizi sonrası aramızdan ayrıldığında dostu Can Yücel'in yaşadığı üzüntüyle bir kez daha ortaya çıktı. "İnsan arkadaşını gömer mi yahu!" sözleri, onun insanlığa ve dostluğa verdiği değeri anlatıyordu.
Bugün geride bıraktığı eserler ve çok yönlü yetenekleriyle Yeşilçam tarihinin unutulmaz isimlerinden biri olarak anılan İhsan Yüce, sinemanın gizli dahisi olarak hafızalarda yaşamaya devam ediyor.
KEMAL SUNAL'IN BİRİCİK ROL ARKADAŞI AYBEN ERMAN!
Televizyon ekranlarında ilk olarak 1958 yapımı 'Ayşe'nin Çilesi' filmiyle izleyici karşısına geçen ünlü oyuncu Ayben Erman daha sonra 'Güngörmüşler', 'Şabanoğlu Şaban', 'Gazino Bülbülü' ve 'Şendul Şaban' gibi pek çok yapımda boy gösterdi.
1977 yapımı Şabanoğlu Şaban filminde oyunculuğunun yanı sıra güzelliği ve etkileyici bakışlarıyla dikkatleri üzerine çekmeyi başaran Ayben Erman, yıllara meydan okuyan görünüşüyle sevenleri arasında büyük ilgi gördü.
2019 yılında hayatını kaybeden biricik ablası Ayşen Gruda'ya özlemini sık sık dile getiren usta oyuncu, son dönemde yıllara meydan okuyan güzelliğiyle yeniden gündeme geldi.
YILLAR İÇİNDEKİ DEĞİŞİMİYLE GÖRENLERİ ŞAŞIRTTI!
Uzun bir süredir kameralardan uzak bir yaşayan usta oyuncuyu gören sosyal medya kullanıcıları "Yıllar onu teğet geçmiş", "Güzelliğinden bir şey kaybetmemiş" gibi yorumlarda bulundu.
YEŞİLÇAM'IN UNUTULMAZ 'KÖTÜ' ADAMI TURGUT ÖZATAY'IN HAYATININ NASIL SONLANDIĞINI BİLİYOR MUSUNUZ? İŞTE YÜREK BURKAN O DETAY...
30 Aralık 1926'da Manisa'nın Alaşehir ilçesinde doğan Özatay, 26 Haziran 2002'de İstanbul'da yaşamını yitirdi. Kariyeri boyunca tam 497 filmde rol alarak Türk sinemasında en çok film çeviren üçüncü oyuncu unvanını kazandı.
1950'li ve 1960'lı yıllarda jön rollerinde kamera karşısına geçen oyuncu, kısa süre sonra Yeşilçam'ın vazgeçilmez "kötü adamı"na dönüştü.
Özatay, özellikle Cüneyt Arkın ve Kemal Sunal filmlerinde canlandırdığı karakterlerle milyonların hafızasında yer etti. "Korkusuz Korkak"ta Ayı Abbas, "Üç Kağıtçı"da minibüsçü Hasan, "Atla Gel Şaban"da Davut ve "Zehir Hafiye"de Manyak Mahmut rolleri, onun en çok hatırlanan performansları arasında yer aldı.
Tehditkâr bakışları, tok sesi ve sahneye kattığı gerçeklik duygusu, onu Yeşilçam'ın en güçlü "antagonist"lerinden biri yaptı.
İŞTE YÜREK BURKAN SON!
Fakat başarıları ona mutluluk getirmedi. Yüzlerce filmine rağmen hayatının son günlerinde geçimini katalog satarak sağladı
Özel hayatında bir dönem İtalya'da da yaşayan sanatçı, 2002 yılında akciğer kanseri nedeniyle 75 yaşında hayatını kaybetti.
Teşvikiye Camii'nde kılınan cenaze namazının ardından Feriköy Mezarlığı'na defnedildi. Özatay, Türk sinema tarihine "kötü adamın unutulmaz yüzü" olarak geçti.
Yeşilçam'ın büyük efsanesi "Taçsız Kral" Ayhan Işık'ın asıl mesleğini biliyor musunuz? İşte hiç bilinmeyen o yeteneği…
"Taçsız Kral" lakabıyla tanınan Yeşilçam'ın unutulmaz jönü Ayhan Işık'ın sadece beyaz perdede değil, bambaşka bir alanda da iz bıraktığını biliyor muydunuz? Henüz sinemaya adım atmadan önce farklı bir sanat dalında profesyonel olmuş, eserleri dergilerde, gazetelerde yayımlanmıştı. Hatta yıllar sonra isminin geçtiği özel bir albüm bile hazırlanmıştı.
Türk sinemasının en büyük yıldızlarından Ayhan Işık, ışığını yalnızca kameraların önünde değil, başka bir yaratıcı alanda da göstermişti. Çocuk yaşlardan itibaren ilgisini verdiği bu alan, hayatının uzun yıllarına eşlik etti. Öyle ki hayallerinden biri, yurtdışına giderek bu yeteneğini dünyaya tanıtmaktı. Ancak bir yarışmayla sinemaya adım atınca o hayal ikinci planda kaldı.
Türk sinemasının unutulmaz jönü, "Taçsız Kral" lakaplı Ayhan Işık'ın (1929–1979) aslında yalnızca bir oyuncu değil, aynı zamanda profesyonel bir ressam olduğunu biliyor muydunuz?
İzmir'de Selanik göçmeni bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Ayhan Işık, küçük yaşta babasını kaybetti.
İstanbul'a yerleştikten sonra Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü'nde eğitim aldı. Burada Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun öğrencisi oldu, Fikret Otyam ve Semih Balcıoğlu gibi isimlerle "On'lar Grubu" içinde yer aldı. Empresyonizmden etkilenen sanatçı, özellikle Claude Monet'i kendisine ilham kaynağı olarak gördü.
Sinemaya adım atmadan önce Babıali'de ressamlık yapan Işık, çocuk dergileri ve yayınevleri için karikatürler, çizgi romanlar çizdi. Hatta 1966'da "Aşka İnanmıyorum" adlı resimli roman albümü yayımlandı. Kendi yazdığı ve çizdiği aşk hikâyeleri gazetelerde tefrika edildi.
Bir dönem Amerika'ya gidip otomobil tasarımları çizmeyi bile düşündü. Ancak 1952'de bir sinema dergisinin açtığı yarışmayı kazanmasıyla resim ikinci plana itildi ve Türk sinemasının en büyük yıldızlarından biri doğdu.
Ayhan Işık, Lütfi Akad'ın Kanun Namına filmiyle büyük çıkış yakaladı, 140'tan fazla filmde rol aldı. "Küçük Hanım" serisiyle halkın sevgilisi oldu, Yeşilçam'da "Taçsız Kral" unvanını aldı. 1970'lerde kısa süre sahneye çıkarak Türk sanat müziği eserleri de seslendirdi.
16 Haziran 1979'da 50 yaşındayken beyin kanaması sonucu hayatını kaybeden Ayhan Işık, ardında sadece sinema değil, resim ve çizgi roman alanında da izler bıraktı. Onu sadece bir yıldız oyuncu değil, aynı zamanda yetenekli bir ressam olarak hatırlamak gerekiyor.
ŞENER ŞEN'İN BİRİCİK BABASI ALİ ŞEN'İN GERÇEK MESLEĞİNİ BİLİYOR MUSUNUZ?
Yeşilçam denildiğinde akla gelen en karakteristik yüzlerden biri kuşkusuz Ali Şen'dir. 26 Aralık 1918'de Adana'da dünyaya gelen usta oyuncu, aslında sinemaya çok uzak bir meslekten gelmişti.