Bu seyahatimiz, milyarlarca dolarlık yatırımların sunumu ve resmi tarih anlatısıyla şekillenen kültürel programların arasında binlerce yıllık "Uygur Mirasını" ve günlük yaşamın dikkat çeken ayrıntılarını keşfetmemizi de sağladı.
Urumçi'den Turfan'a, Hotan'dan Taklamakan Çölü'ne uzanan yolculukta, "gösterilenler ile görülenler" arasındaki fark ise geziye her an damgasını vurdu.
İPEK YOLU'NUN "ÇEKİRDEK" BÖLGESİ: Çin'in batısındaki Sincan Uygur Özerk Bölgesi, uzun yıllardır yalnızca jeopolitik konumu nedeniyle değil, etrafındaki siyasi tartışmalarla da dünyanın en çok merak edilen bölgelerinden biri. Bu yıl dokuzuncusu düzenlenen Çin-Avrasya Fuarı dolayısıyla ve özel davetli olarak 10 gün boyunca Urumçi, Turfan ve Hotan şehirlerini ziyaret etme fırsatı bulduk. Programın amacı, Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında "İpek Yolu Ekonomik Kuşağı'nın Çekirdek Bölgesi" olarak tanımladığı Sincan'daki kalkınma hamlesini uluslararası basına anlatmaktı. Ancak resmi programın dışına taşan günlük yaşama ilişkin gözlemlerimiz ve Uygur Türkleriyle yaptığımız kısa ama samimi sohbetler, Sincan'ı anlamak açısından en az ziyaret ettiğimiz yatırım alanları kadar önemli oldu.
GÜVENLİK BİRİNCİ ÖNCELİK: Urumçi'ye iner inmez dikkatimizi çeken ilk unsur, şehrin genelinde hissedilen yoğun güvenlik önlemleriydi. Havalimanından kent merkezine bağlanan güzergâhta kavşaklardan üst geçitlere, kamu binalarından caddelere kadar neredeyse her noktada güvenlik kameraları bulunuyordu. Bu yoğun kamera ağı ve güvenlik altyapısı günlük yaşamın doğal bir parçası hâline gelmiş görünüyordu. Rehberler ise bunun yalnızca Sincan'a özgü olmadığını, benzer kamera sistemlerinin Çin'in genelinde de kullanıldığını söyledi.
"YENİ SINIR" SİNCAN: Sincan'da iştirak ettiğimiz kültürel programların ortak noktası Han Çinlileri ile Uygur Özerk Bölgesinin ilişkisi üzerineydi. Bölge, 1884'te Sincan olarak isimlendirilmesinin ardından 1955 yılında Sincan Uygur Özerk Bölgesi adını almış. Sincan, Çince'de "yeni sınır" anlamına gelmekte ve Çin'in batıya doğru genişleme sürecinde sınır coğrafyası olarak hassas önemde. Ziyaretimiz boyunca verilen mesaj, Çin-Sincan entegrasyonunun avantajları üzerine kurgulanmıştı.

TÜRK-İSLÂM TARİHİNE TEĞET GEÇİLDİ: Gezi programı, tamamen Çinli yetkililer tarafından en ince ayrıntısına kadar planlanmıştı. Hangi fabrikanın görüleceği, hangi tarihi alanın gezileceği ve hangi kültürel etkinliğin izleneceği önceden belirlenmişti. Bu nedenle gezi boyunca yalnızca gördüklerimize değil, özellikle görmek istediklerimize de dikkat kesildik. Bu durumun en çarpıcı örneklerinden biri Urumçi yakınlarındaki Tianshan Mingyue City'de düzenlenen gece gösterisinde yaşandı. Tarihi kale içinde video mapping teknolojisi, dans ve akrobasi gösterileriyle Sincan'ın hanedanlık dönemlerinden itibaren Çin'in ayrılmaz bir parçası olduğu anlatılıyordu. Görsel açıdan oldukça etkileyici olsa da bu kadim coğrafyanın Türk-İslam geçmişine ilişkin unsurlara teğet geçilmesini de elbette not ettik.


YARĞUL'UN SESSİZ SOKAKLARINDA: Turfan'da ziyaret ettiğimiz Jiaohe Antik Kenti, İpek Yolu'nun en önemli duraklarından biri olarak anlatıldı. Milattan önce 2. yüzyılda kurulan ve Uygurların "Yarğul" adını verdiği şehir, iki nehir arasında yükselen doğal bir plato üzerine tamamen toprağın oyulmasıyla inşa edilmiş. UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan bu kent, dünyanın en eski toprak yerleşimlerinden biri olmasının yanı sıra Uygur tarihinden de önemli izleri taşıyor. Jiaohe'nin dar sokaklarında yürüyüp kentin tarihi geçmişini dinlerken bizleri en çok etkileyen ayrıntı, bulunduğu coğrafyanın sağladığı avantajla şehrin adeta doğal bir kale görünümünde olması idi. Binlerce yıl önce bu bölgede yerleşim yeri kurulduğunu anlamak zor değildi. Kalıntılar arasında dolaşırken yalnızca antik bir şehri değil, doğanın koruduğu büyük bir savunma yapısının içinde geziyormuş hissine kapıldık. Şehirde, Uygur nüfusu içinde Budizm inanışına sahip olanların öne çıkarılarak turistlere aktarılması da dikkat çekiciydi!

77 MAĞARADAN KALANLAR: Turfan'daki bir diğer durağımız, Bezeklik Bin Buda Mağaraları oldu. Kayalara oyularak oluşturulan 77 mağaranın büyük bölümü günümüze ulaşmış olsa da duvar resimlerinin önemli kısmı tahrip edilmişti. Rehberler, özellikle 19. yüzyılın sonları ile 20. yüzyılın başlarında bölgeye gelen Avrupalı ve Japon araştırmacıların sağlam kalan birçok duvar resmini sökerek ülkelerine götürdüklerini anlattı.
TURİSTİK BÖLGEDEKİ BALBALLAR: Gezi boyunca ilgimizi çeken bir detay da özel bir alanda sergilenen "Balbal Taşlarıydı." Yetkililer, bu taşların Kaşgar'dan getirildiğini belirtirken, kimler tarafından işlendiği konusunda net bir bilgi vermedi. Oysa tarihî kaynaklar Balbalların, Türk topluluklarının mezar taşı geleneğinin önemli örneklerinden biri olduğunu ortaya koyuyor. Bugün birçok Balbal'ın doğal bulunduğu alanlardan alınarak turistik nokta da sergilediği görülüyor.

TÜRK MAVİSİNİ HATIRLATAN KUBBE: Bölgede çok sayıda tarihi cami bulunduğu ifade edilmesine rağmen program kapsamında yalnızca İslam Enstitüsü bünyesindeki camiyi inceleme fırsatı bulduk. Caminin kubbesinden iç süslemelerine kadar uzanan mavi tonlar, Türk mavisini çağrıştıran görünümüyle heyecan uyandırıyordu. Lâkin gezi sırasında yalnızca iki tarihi camiyi uzaktan görebildik. Uygurların Budizm'e dair geçmişinden bahsedilirken İslamiyet'le olan bağından bahsedilmemesini yadırgasak da arkasındaki nedeni tabii ki biliyorduk!

"TÜRKİYE" DEYİNCE PARLAYAN YÜZLER: Sincan'daki inceleme gezimizde unutulmaz anlardan biri Uygur gençleriyle yaptığımız sohbetler oldu. Turfan'da karşılaştığımız gençlerden biri Türkiye'den geldiğimizi öğrenince heyecanını gizleyemedi. Türk dizileri izlediğini, bu sayede biraz Türkçe öğrendiğini söyledi. Kısa sürede ısınan samimi sohbet, Türkiye'nin bölge insanı üzerindeki kültürel etkisinin hâlâ güçlü şekilde hissedildiğini gösteriyordu.

TAKLAMAKAN'IN KIYISINDA YAĞMUR: Urumçi, Turfan ve Hotan'da bulunduğumuz günlerde çöl ikliminin etkisiyle sıcak hava hâkimdi. Gezinin son durağı Hotan'da, Taklamakan Çölü'nün yakınlarında sıcaklık daha yoğundu. Ancak Hotan'da sürpriz yağmurla karşılaştık. Yağmurun başlamasıyla birlikte bize eşlik eden çevirmenimiz Li, gülümseyerek, "Bereketinizle geldiniz" dedi.
ÇÖLLEŞME İLE MÜCADELE: Taklamakan Çölü yakınlarındaki araştırma istasyonunda bilim insanları, tarih boyunca yaşanan güçlü kum fırtınaları nedeniyle bölgede üç büyük kitlesel göç yaşandığını anlattı. Bu nedenle çölleşmeyle mücadelenin yalnızca çevresel değil, aynı zamanda sosyal ve ekonomik bir zorunluluk olduğu vurgulandı. 1983 yılından bu yana yürütülen çalışmalar kapsamında çöl sınırlarına büyük ağaçlarla birlikte yerel çöl bitkileri de dikiliyor. Yaklaşık 10 metreye ulaşan kök yapıları sayesinde toprağın nemi korunurken kum hareketlerinin de önemli ölçüde önüne geçiliyor.
KUŞAK VE YOL GİRİŞİMİNDE PETROL ETKİSİ: Gezi programının son bölümünde ise Çin'in özellikle öne çıkarmak istediği yatırımlara odaklanıldı. Çin-Avrasya Fuarı kapsamında yenilenebilir enerji projeleri, makine üretim tesisleri, tarım teknolojileri, sera yatırımları ve lojistik merkezleri tanıtıldı. Turfan'daki hibrit güneş enerjisi santrali, güneş ışınlarını aynalar yardımıyla tek noktada toplayan termik sistem ile fotovoltaik panelleri aynı sahada buluşturuyor. Bunun yanında kömür ve petrol rezervleri bakımından zengin olan bölgenin, Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında Çin'in batıya açılan en önemli üretim ve ticaret merkezlerinden biri hâline geldiği görülüyor.
BİTİRİRKEN: 10 günlük programın sonunda mega yatırımlar kadar, hatta onlardan daha fazla Yarğul'un sessiz sokakları, Bezeklik Mağaraları'nın eksilmiş duvar resimleri, Kaşgar'dan getirilen Balballar, Türk mavisi kubbe, Türkiye'den geldiğimizi duyunca tebessüm eden Uygur gençleri, Taklamakan'ın kıyısında aniden yağan yağmur aklımızda kaldı. Bu stratejik coğrafyayı keşfetmeye çalışırken yalnızca anlatılanlara değil, çoğu kez söylenmeyenlere ve sessiz kalanların sesine kulak vermek gerekiyor.




