Gizli kıta Atlantis'in hâlâ yeryüzünde medeniyete yön verdiği yıllar; benim güzel sanatlar fakültesine girdiğim, aynı zamanda da o gazete senin, bu gazete benim çalışma hayatına bodoslama atladığım zamanlardır.
Gerçekten bu konuda artık bende zaman mefhumu kalmadı. Kendimi bildim bileli, hayatım bir gazete çatısı altında geçiyor.
Ama hani Allah biliyor ya; kendimi en çok, bir yıla yakın zamandır yazı yazdığım Cosmopolitan'da özgür hissediyorum.
Aman rica edeceğim yanlış anlaşılmasın, bu tamamen kadınsal bir özgürlük...
Orada biraz biz bizeyiz çünkü... Aşk, meşk, kızsal durumlar falan, koyveriyorum gidiyor.
AVUÇ AVUÇ SAÇLAR
Mesela bu ay benim bitmek tükenmek bilmez derdim saçlarımdan dert yandım.
Çünkü biliyorum ki; bir kadının karşı cinsle ilişkisinin kahramanıdır kafasındaki o saç yumağı.
Çok az adam kadında kısa saç sever. Geneli; elini attı mı parmaklarına dolanacak avuç avuç saçın hayalini kurar.
Eh bu da kadın cinsinin üzerinde bir baskı yaratır tabii...
Ben mesela hem bu hatayı ikinci kez nasıl yaptım bilmiyorum, hem de üçüncü kez yapacağımı çok iyi biliyorum.
Çünkü cılız saçlı bir kadınım.
Normal bir kadın saçını topladığında ona 'at kuyruğu' derler ya... Ben aynı şekli uyguladığımda "Aaa Öncel'e bak kafasının arkasında sıçan kuyruğu var" denme ihtimali yüksek olur.
Oysa ben bir Aslan kadınıyım.
Bu burcun insanları genelde saçlarından belli olur: Yele gibi gür, kabarık, gösterişli saçlar!
Aslında ilk gençlik yıllarımda benim de aynen öyleydi; kıvrım kıvrım, gür mü gür saçlarım vardı ama işte kıymetini bilmez hep kısa kestirirdim.
Şimdi saçları hem kıvırcık, hem de uzun kadınlara kıskançlıktan fenalık geçirerek bakıyorum.
Yıllardır işlem görmekten saçımın hem kıvırcığı gitti, hem de bizzat kendisi!
İki tel kaldılar kafamda.
Sonunda sadede geliyorum:
Bu yüzden ikinci kez kaynak yaptırma gafletinde bulundum ya!
İlkini yaptırdığımda "Tamam hevesimi aldım, artık bir daha asla istemem" demiştim ama işte kötü anılar çabuk unutuluyor.
İki ay önce yine aynaya bakıp kafamdaki o uzamak bilmeyen iki teli görünce, gözümü kararttım ve bir kez daha kafama el âlemin saçını eklettirdim.
Bilenler bilir; ilk günler, kaşıntılar, yastığa kafanı koyunca batmalar şeklinde geçer.
Sonra bünye alışır fakat bu kez de dökülmeler ve saç dibinde dolanmalar başlar.
Uyumak da başlı başına bir sorundur. Hele benim gibi yatağın sağında uyumaya başlayıp dönüp durmaktan neredeyse yerde uyanan biriyseniz, yandınız!
O saçlar gece boyu elinize kolunuza boynunuza dolanıp durur.
Yıkamaksa neredeyse tam gün mesaisi ister. Ki ben banyo duvarları arasında canı fena halde sıkılan bir kadın olduğum için, öyle uzun hamam sefaları hiç bana göre değildir.
Ama işte o bir kamyon saç, yıka yıka bitmez. Bir de bunun kremlenmesi, bakımı, taranması, kurutulması var tabii...
HEVESİMİ ALDIM
Bu arada bulduğu her uzun ipimsi maddeyi kemirmekten zevk alan bir kediniz varsa, yandınız. Cacık hanımefendi de gün boyu sinsice arkama geçip benim yeni caaanım lepiska saçlarımı ısırmaya kalkışıyor mesela...
Fakat en fenası insan içinde kopup kopup düşmeleri.
Geçen gün mesela acayip bir lodos fırtınasında; kafamdan kopan bir saç demetini adeta havada yakalayıp cebime nasıl tıkıştırdığımı bilemedim. Hayır insan utanıyor da öyle olunca!
Ama azizim kadın dediğin saçlı olacak yahu!
Şöyle savurdun mu göze, dolandı mı ele gelecek!
Ben şimdilik ve yine aldım hevesimi. Bir-iki yıl kaynak maynak istemem.
Sonra yine cefasını unutur, uzun saçın sefasını geri isterim.
Çünkü ben her konuda olduğu gibi bu konuda da akıllanmam!