İbnü’s-sââtî bahâeddin

553 (1158) yılında Dımaşk'ta doğdu. Saat ustası ve astronomi âlimi olan babası Muhammed b. Ali Horasan'dan Dımaşk'a göç etmiş, burada da saatçilikle meşgul olmuş, Nûreddin Mahmud Zengî için Dımaşk Ulucamii'nin dış cephesindeki saatleri yapmıştı. Bundan dolayı Sââtî nisbesiyle anılmış, oğlu da İbnü's-Sââtî künyesiyle meşhur olmuştur. İbnü's-Sââtî öğrenimini Dımaşk'ta tamamladı. Babasının mesleğini devlet görevlisi olarak yürütmesi, kardeşi Fahreddin İbnü's-Sââtî'nin el-Melikü'l-Fâiz ve el-Melikü'l-Muazzam dönemlerinde vezirlik yapması, ona gençliğinden itibaren Eyyûbî Devleti ileri gelenleriyle temas imkânı sağladı. Bağdat'a Abbâsî Halifesi Nâsır-Lidînillâh için bir kaside gönderdi; Selâhaddîn-i Eyyûbî için de on beş kaside nazmetti. Ayrıca diğer Eyyûbî devlet adamlarına da methiyeler yazdı. Şair olarak şöhrete kavuşmasına ve "Dımaşk şairi" unvanıyla anılmasına rağmen sıkıntılı bir hayat yaşamaktan kurtulamadı. Otuz veya otuz iki yaşlarında Mısır'a gitti.

İbnü's-Sââtî, Mısır yolculuğuna çıktığı sırada nazmettiği kasidede doğup büyüdüğü şehirden daha rahat bir hayata kavuşmak için ayrıldığını belirtir (Dîvân, II, 174). Bazı şiirlerinde de Dımaşklılar'ın değerini anlayamadıklarından, kimsesizlikten, kıskanılmaktan ve lâyık olduğu yere getirilmemekten şikâyet ederek göç etmekten başka çare bulamadığını söyler. Mısır'da bir süre kaldıktan sonra İbnü's-Sââtî'nin maddî durumu düzeldi. Ancak üç oğlunun ardarda ölümü onu çok sarstı. Çocukları ve Dımaşk'ta vefat eden babası için mersiyeler yazdı. Gençlik dönemi şiirlerinde hayat dolu olduğu görülen İbnü's-Sââtî'nin kırk yaşından sonra kaleme aldığı manzumelerinde hüzün ağır basmaktadır. İbnü's-Sââtî Mısır'da vefat etti. Şiirlerinde ailesi ve şairliğiyle övünür, eski meşhur şairlerden daha üstün olduğunu söyler, kendini nazımda ve nesirde dönemin tek otoritesi olarak görürdü. Eleştirilmeye tahammül etmez, rakiplerine şiddetle saldırırdı. Bu tavrı ve hayat çizgisi bakımından hemşerisi Mütenebbî'ye benzer.

Çağın anlayışına uyarak şiirlerinde sanatları yoğun biçimde kullanan İbnü's-Sââtî, bu alanda diğer şairlere göre büyük bir ustalık göstermiştir. Edebî sanatları çağdaşları içinde sadece İbnü'l-Fârız onun kadar başarılı olarak kullanabilmiştir. Bununla birlikte bu sanatlar yüzünden şiirinin zaman zaman anlaşılmaz duruma geldiği de görülmektedir. İbnü's-Sââtî, eski şairlere ait olduğu bilinen birtakım mazmunlara yer verdiği için eleştirilmişse de bunlar genellikle ortak mazmunlar olduğundan ona yöneltilen eleştiriler haksız bulunmuştur.

İbnü's-Sââtî medih, fahr, hiciv, mersiye ve mücûn (müstehcen) türlerinin yanı sıra tasvirde de usta bir şairdir. Gençliğini geçirdiği Suriye ve çevresini, Nil ve yakınındaki mesire yerlerini anlatan şiirleri onun en güzel manzumeleri içinde sayılır. Bununla birlikte birinci sınıf Abbâsî şairleri arasında yer almasını sağlayan şiirleri methiyeleridir. Methiyelerinin nesîb bölümündeki gazellerini geleneğe uyarak nazmetmiştir. Gazelden övgüye geçişte büyük ustalık göstermiş, berâat-i tehallus için güzel örnekler ortaya koymuştur. Mahmûd Saffet b. Mustafa Ağa es-Sââtî şairin divanından seçtiği bazı şiirleri yayımlamış (Kahire 1278, 1298), daha sonra Enîs el-Makdisî, Süleymaniye Kütüphanesi nüshasını esas alıp Suriye ve Mısır nüshalarıyla karşılaştırarak eseri geniş bir mukaddimeyle birlikte neşretmiştir (I-II, Beyrut 1938-1939). İbnü's-Sââtî'nin ayrıca Muḳaṭṭaʿâtü'n-Nîl adlı küçük bir divanı olduğu kaydedilmektedir.

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN