Mustafa Fazıl Paşa kimdir?

26 Şâban 1245’te (20 Şubat 1830) Kahire’de dünyaya geldi

Mısır Valisi İbrâhim Paşa'nın üçüncü oğlu ve Kavalalı Mehmed Ali Paşa'nın torunudur. Öğrenimini Kahire'de özel dersler alarak tamamladı. 1845'te İstanbul'a gitti ve Sadâret Mektûbî Kalemi'nde göreve başladı. Bu arada Zekâi Dede'den mûsiki dersleri aldı. Bir ara Mısır'a döndü, 1851'de tekrar İstanbul'a gelerek Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliyye üyeliğine tayin edildi. 1857'de Mısır'a gidip Said Paşa yönetiminde Maliye nâzırı olarak çalıştı. 1858'de vezir rütbesiyle Meclis-i Âlî-i Tanzîmat üyesi oldu. 1861'de Meclis-i Âlî-i Tanzîmat ile Meclis-i Vâlâ'nın birleştirilmesiyle tekrar Meclis-i Vâlâ üyeliğine getirildi. Mart 1862'de yerli ürünlerin tanıtımı amacıyla açılması kararlaştırılan sergi için kurulan komisyonun başkanı oldu (BA, İrade-Dahiliye, nr. 33921).


Uzun süren bürokratik tecrübelerinin ardından 18 Kasım 1862'de Maârif-i Umûmiyye Nâzırlığı'na tayin edildi. 11 Ocak 1863'te birinci rütbeden nişan (nişân-ı Âl-i Osmânî) verilerek Maliye Nâzırlığı'na nakledildi. Amcası Said Paşa'nın ölümü üzerine ağabeyi İsmâil'in Mısır valiliğine tayiniyle veliaht oldu. Bu arada Bezmiâlem Vâlide Sultan Mektebi bitişiğinde açmayı planladığı sergi Şubat 1863'te Sergi-i Umûmî-i Osmânî adıyla Sultanahmet Meydanı'nda açıldı. 26 Mart 1864'te "tedaviye muhtaç olduğu" gerekçesiyle Mecâlis-i Âliye'ye tayin edildi (BA, İrade-Dahiliye, nr. 34093, 36058). Kamuoyunda dile getirilen sebep ise Sadrazam Fuad Paşa ile yönetimde ters düşmesiydi. Bu görevde iken 5 Kasım 1865'te Meclis-i Hazâin başkanlığına getirildi. Haziran 1865'ten itibaren gizlice bir araya gelen ve 1867'de Yeni Osmanlılar Cemiyeti adını alacak olan hükümet muhaliflerinin önde gelen isimlerinden Ziyâ Bey (Paşa), Ali Suâvi ve Nâmık Kemal ile temaslarını arttırdı. Mustafa Fâzıl Paşa'nın evi, Sadrazam Fuad ve Hariciye Nâzırı Âli paşaların tahakkümündeki hükümete karşı olanların toplantı merkezi gibi kullanılmaktaydı. Bu arada Fâzıl Paşa padişaha Sadrazam Fuad Paşa'nın malî politikaları hakkında şikâyette bulundu. Sadrazam bu durumdan haberdar olunca 18 Şubat 1866'da görevinden azledildi. Azledilmesi kararında, muhalif tavırlarının yanı sıra gücünü sınırlandırmak isteyen ağabeyi İsmâil Paşa'nın Sadrazam Fuad Paşa ile iyi ilişkiler içerisinde bulunmasının da etkili olduğu âşikârdır.

Mustafa Fâzıl Paşa önce Kahire'ye gitmek istedi. Ancak Mısır yönetiminde rakipsiz kalmak çabasında olan ağabeyi İsmâil Paşa'nın izin vermemesi üzerine Nisan 1866'da İstanbul'dan Napoli'ye, oradan Paris'e gitti. Sultan Abdülaziz'in 13 Muharrem 1283 (28 Mayıs 1866) tarihli fermanıyla Mısır vilâyetinde Mehmed Ali Paşa zamanından beri uygulanmakta olan verasette "ekberiyet" kaidesine son verilerek babadan oğula intikal esasının kabul edilmesi Mustafa Fâzıl Paşa'nın veliahtlığını sona erdirdi. Hemen ardından Mısır'daki mal varlığı satılıp kendisine birkaç milyon İngiliz sterlini verildi. Böylece Mısır'a gidişini gerektirecek bir vesile bırakılmamaya çalışıldı.

Mustafa Fâzıl Paşa, Paris'te bulunduğu sırada maddî imkânlarını kullanarak bazı Avrupa ülkelerinin muhalif gruplarından ve matbuat mensupları dahil olmak üzere çeşitli kesimlerden oluşan geniş bir çevre edindi. Bu kesimler, Fâzıl Paşa aleyhine alınan kararların haksızlığına dair yayınlar yaparak onun muhalefetine destek verdiler. Ocak 1867 sonlarında paşadan İstanbul'daki Jön Türk grubunun lideri diye bahsedilmeye başlandı. Ardından yazılış tarihi tartışmalı olan Sultan Abdülaziz'e hitaben Mustafa Fâzıl imzalı Fransızca bir mektup neşredildi. Bir özel nüshası III. Napolyon'a sunulan mektup Avrupalı birçok diplomat, siyasetçi, bakan ve gazete başyazarına da gönderildi. Aynı günlerde Nâmık Kemal ve arkadaşlarına da ulaştırılan mektup Türkçe'ye çevrildi ve litografya baskısı yapılarak dağıtıldı. Mektubun paşanın el yazısını taşıyan özel bir nüshasının Türkçe metni 22 Mart 1867'de Sultan Abdülaziz'e sunuldu. Tam metni 24 Mart 1867'de la Liberté gazetesinde yayımlanan mektubun Türkçe müstakil baskıları aynı yıl Bir Eser-i Siyâsî ve Paris'ten Bir Mektup başlıklarıyla yapıldı (Dersaâdet 1326).

Mektubun muhtevası, Osmanlı Devleti'nin mevcut sıkıntıları hakkında bazı tesbitler ve bunların giderilmesi için alınacak tedbirler olmak üzere iki kısımdan oluşmaktadır. Öncelikle saray ve çevresinin doğru bilgilendirilmeye ihtiyaç duyduğunu belirten Mustafa Fâzıl Paşa, milletin içinde bulunduğu sıkıntılı durumdan kurtulabilmesi için hürriyet ortamının sağlanmasını, bunun da müslüman ve hıristiyan bütün Osmanlı vatandaşlarına hak ve sorumlulukta eşitlik tanıyacak serbest bir nizamla mümkün olacağını savunmaktadır. Mektubun son bölümü en köklü teklif olarak meşrutî idareye geçilmesini önermektedir. Buna göre önce vilâyetlerde üyeleri serbest seçimlerle belirlenecek birer meclis-i kebîr oluşturulacak ve bunlar hem padişahı doğru yönlendirecek hem de padişahın kararlarının vilâyetlerde uygulanmasına yardımcı olacaktır. Daha sonra bu meclislerin İstanbul'a göndereceği vekiller, ahalinin ihtiyaçlarını ve memleketin gerçek durumunu doğrudan doğruya padişaha arzedecektir (Bir Eser-i Siyasî, s. 25).

1867 yılının ilk aylarında İstanbul matbuatı Bâbıâli'ye karşı eleştirilerini arttırınca Âlî Paşa matbuat üzerinde baskı uygulayarak bu eleştirileri durdurmaya çalıştı. Bu sırada Mustafa Fâzıl Paşa, İstanbul'da kendi çevresinden söz konusu baskılara mâruz kalan Nâmık Kemal, Ziyâ Bey ve Ali Suâvi'nin Mayıs 1867'de Paris'e ulaşmalarını sağladı. Nâmık Kemal'in İstanbul'daki yakın arkadaşlarından Sağır Ahmed Beyzâde Mehmed, Menâpîrzâde Nûri ve Kayazâde Reşad da haziran başında Paris'e giderek Fâzıl Paşa grubuna katıldılar. Sultan Abdülaziz'in Haziran 1867 sonunda Fransa'yı ziyareti öncesinde Nâmık Kemal ve arkadaşlarının Paris'ten ayrılmasıyla yalnız kalan Mustafa Fâzıl Paşa padişahı Toulon'da karşılayarak maiyetine girdi. Padişahın Fransa ve İngiltere gezisi sırasında kendisini affettirip İstanbul'a dönme izni aldı. Ağustos başında Abdülaziz'in İstanbul'a dönüşünde Peşte'ye kadar ona refakat etti. Ardından Paris'e dönerek Nâmık Kemal ve arkadaşlarını tekrar bir araya getirdi. Bu grup, 10 Ağustos 1867'de Mustafa Fâzıl Paşa'nın liderliğindeki toplantıda yeni faaliyetler için karar aldı ve bunlarla ilgili görev dağılımı yapıldı. Fâzıl Paşa, Avrupa'da gerçekleştirilmesi planlanan neşriyatla birlikte grubun masraflarını da üstlendi. Ali Suâvi ve Nâmık Kemal tarafından Londra'da yayımlanan Muhbir ve Hürriyet gazeteleri bu kararın sonuçlarındandır. Aynı grubun Mustafa Fâzıl başkanlığındaki 30 Ağustos tarihli toplantısında "Jeune turque" cemiyetinin on üç maddelik tüzüğü oluşturuldu. Buna göre cemiyetin ilk amacı, Mustafa Fâzıl Paşa'nın mektubunda zikredilen ıslahat programını gerçekleştirmekti. Ayrıca en kısa zamanda bir anayasa taslağı hazırlanacak ve Mustafa Fâzıl Paşa'nın İstanbul'a dönüşünün sağlanmasına çalışılacaktı (tüzüğün tam metni için bk. Çelik, Ali Suavî ve Dönemi, s. 327-328).

Eylül 1867 ortalarında İstanbul'a dönen Mustafa Fâzıl Paşa'nın Temmuz 1869'da Meclis-i Vâlâ üyesi, Nisan 1870'te Maliye nâzırı olduğu zikredilmekle birlikte (Pakalın, II, 7; EI2 [İng.], II, 728) bu doğru değildir. Bu tarihte Adliye Nâzırlığı görevine tayin edildi (BA, İrade-Dahiliye, nr. 42527). 9 Ağustos 1870'te Mehmed Sâdık Paşa'nın yerine Maliye nâzırı oldu. Aynı dönemde Batı tarzında ilk kulüp olan ve yaklaşık bir yıl faaliyet gösteren Encümen-i Ülfet'i kurdu. Bu sırada Yeni Osmanlılar'ın yayın faaliyetlerine yardımını sürdürüyordu. Şinâsi'nin Eylül 1871'de ölümünün ardından Tasvîr-i Efkâr Matbaası'nı satın alıp Ebüzziyâ Mehmed Tevfik'e hediye ederek Nâmık Kemal ile birlikte gazeteciliğe tekrar başlamalarını sağladı. Sekiz aylık bir hastalık döneminden sonra 4 Zilkade 1292'de (2 Aralık 1875) Vezneciler'deki konağında öldü. Ertesi gün cuma namazının ardından Fâtih Camii'nden kaldırılan cenazesi Eyüp Sultan Türbesi civarında annesinin mezarının bulunduğu Mihrişah Vâlide Sultan Külliyesi'ndeki imaretin avlusuna defnedildi (Basîret, nr. 1675, s. 1; nr. 1676, s. 1). Vefatında yedi oğlu ve dört kızı hayattaydı.

Mustafa Fâzıl Paşa, Yeni Osmanlılar hareketinin güçlenmesinde maddî ve fikrî katkı sağlamış önemli bir devlet adamıdır. Padişaha hitaben yazdığı mektuptaki meşrutiyet fikirleri uzun süre İstanbul'da siyasî-fikrî tartışmaların merkezini oluşturmuştur. Yeni Osmanlılar'dan Ali Suâvi ve Ziyâ Bey ile aralarında anlaşmazlık çıkmış ve en uzun diyalogu Nâmık Kemal'le kurabilmiştir. Mısır siyasetinden dışlanmış olması onun İstanbul merkezli etkinliğini arttırmıştır. Döneminin basın ve yayın faaliyetlerine verdiği büyük destekle bilinen Mustafa Fâzıl Paşa, Mütercim Âsım tarihinin basılmasını sağlamıştır. Hocası Zekâi Dede onun mûsiki çevrelerine duyduğu ilginin en kuvvetli bağıdır. Mısır'dan elde ettiği servetini cömertçe harcamıştır. Büyükada'da geniş bir araziye ve Şebinkarahisar'daki kurşun madeni imtiyazına sahip olmakla birlikte vefatı sırasında, 200.000 altın civarında borcunun olduğu ve bundan dolayı bazı gayri menkullerinin ve çiftliğinin rehin altında bulunduğu belirtilmektedir (Kuntay, I, 348-350).

Kaynak: TÜRKİYE DİYANET VAKFI İSLAM ANSİKLOPEDİSİ

BİZE ULAŞIN
SON DAKİKA