MURAT ÖZBOSTAN: Fenerbahçe'nin 8-0'lık galibiyeti camiada bayram havası yarattı. Bu farklı skor, Kanarya'nın aradığı öz güvenin güçlü bir işareti mi?
FATİH DOĞAN: F.Bahçe, bir türbülansa girse de iyi kadroya sahip olması nedeniyle reaksiyon gösterdi ve "Havlu atmadım, sonuna kadar yarışın içindeyiz, savaşacağız" mesajı verdi. Ama bunun sürdürülebilir başarıya dönüşmesi için öncelikle iç huzura ihtiyacı var. Teknik direktörün istifa etmesi, geri dönmesi, Talisca'nın gidiş tartışmaları, üst üste gelen sakatlıklar ve yaşanan diğer problemler, F.Bahçe'nin zihnini bulanık hale getiriyor. F.Bahçe'nin iç sorunları çözmesi ve hedefine dört elle sarılması tek çıkış yoludur.
LEVENT TÜZEMEN: Maçtan sonra İsmail hoca, "Rakibimizi iyi analiz ettik" dedi. Bu ifadeye çok şaşırdım. Eyüp takımının neresini analiz edeceksin? Ben gazetedeyken arkadaşlara skor 7-8 olur dedim. Yanılmadım, F.Bahçe attığı kadarını da kaçırdı. Bu farklı galibiyeti abartmamak gerektiğini düşünüyorum. Çünkü ortada Eyüp diye bir takım yoktu. İstifa eden Özhan Pulat'ın kurduğu takım taşıma suyla değirmen döndürmeye benziyor. Bu Eyüpspor'un bu kadroyla bu ligi taşıması mümkün değil. F.Bahçe maç sabaha kadar oynansaydı gol olur yağardı.
BÜLENT TİMURLENK: 5 haftada 7 puan topladıktan sonra milli araya farklı kazanıp bir de iki ezeli rakibinin mağlubiyetini görüp gitmek elbette F.Bahçe camiası için büyük moral oldu. İsmail Kartal'ın öz güven eksikliği, örneğin son olarak 'Lyon'u mağlup ettik' diye hatırlatması, teknik adamın aslında ne kadar kaygan bir zeminde olduğunun göstergesi. F.Bahçe'nin iyi bir kadrosu var. Medyada da taraftarda da Kartal'ın bu kadro için yeterli bir teknik adam olmadığını düşünenler var. Bu doğrudur, yanlıştır ama mühim olan şudur; F.Bahçe kadrosundaki başta yabancı yıldız oyuncular olmak üzere kadro İsmail Kartal'ı yeterli buluyor. Gelecek maçlardaki rakip analizler, oyuna müdahaleler, Asensio ile olan ilişki, bütün bunlar ekim ayında maç performanslarıyla masaya yatırılacak.
ÖMER ÜRÜNDÜL: Eyüpspor bu ligin kadro olarak en zayıf takımı. Bu farklı skorun doğuşundaki en önemli neden, puan kaybına tahammülü olmayan ve çok eleştiriler alan takımın rakibi küçümseme lüksü olmadan, sanki büyük bir maça çıkıyormuş gibi hırslı olmasıydı.
ANCAK HAKEMLERİ YENERSE ŞAMPİYON OLUR!
ÖZBOSTAN: Beşiktaş'ın Diyarbakır'da aldığı yenilginin ardından hakem kararları yeniden gündeme geldi. Sizce Beşiktaş'ın son dönemde yaşadığı hakem tartışmaları, takımın saha içindeki mücadelesini etkileyen bir faktöre dönüşüyor mu?
DOĞAN: Beşiktaş'ın şansı, İtaliano. Pozitif karakteri, hücum futbolunu benimsemesi, çalışkanlığıyla Beşiktaş için en uygun aday olduğunu düşünmüş ve desteklemiştim ve hâlâ bu noktadayım. Bu yarışta puan kayıpları olacaktır. Önemli olan oynattığınız oyun ve kararlılığınızdır. Beşiktaş, Diyarbakır'da kötü başladı ama oyun olarak iyi bitirdi. Sonuç mağlubiyet olsa da Beşiktaş'ın son 30 dakika sergilediği futbol birçok olumsuzluğu görmememizin ana nedenidir. Oyunla ilgili problemler de var, Marsilya maçının yorgunluğu da var. Beşiktaş'ın kazandığı ya da puan kaybettiği her maçtaki hakem hataları hakikaten vicdanları kanatmaya başladı. Son maçta bile Vlahovic'e verilmeyen penaltı kırılma anıdır. Hakem burada adaletli olsa bu maçın hikâyesi 3-2'lik yenilgiye değil 5-3'lük Beşiktaş galibiyetine dönebilirdi. Beşiktaş ancak hakemleri de yenerek şampiyon olabilir.
TÜZEMEN: Beşiktaş'ın aldığı yenilgiyi kafasına takmaması gerekiyor. Çünkü İtaliano'nun elinde Şampiyonlar Ligi'nde oynayabilecek bir kadro var. İtalyan hocanın rotasyona gitmesi, özellikle ilk yarı Beşiktaş'ın ritim kaybı yaşamasına sebep oldu. Ama ikinci yarıda İtaliano taşları yerine oturtunca keyif veren bir Beşiktaş izledik. Hakem hataları gerçekten can yakıyor. Vlahovic'e ilk yarıda verilmeyen penaltıya Serdal Başkan'ın gösterdiği tepki haklı.
TİMURLENK: Alanya'da evet ama Amed deplasmanında Beşiktaş'ın 3 puan kaybında hakem etkisini birinci sıraya koymak doğru analiz değil. Her puan kaybında sorumluyu hakem ilan ederseniz, önünüzdeki maçlarda takımın agresyonu topa değil rakibe ve o maçların hakemlerine olur. Milli ara yüzünden Beşiktaş, Marsilya maçı sonrası karşısında çok sert bir rakip buldu. Ceza sahası dışından iki ekstra şut, üstüne bireysel hatalar da eklenince mağlubiyet kaçınılmaz oldu. 3-2 kaybederken ikinci yarıda 17 hücum, 8 isabetli şut üreten ve bir topu direkten dönen Beşiktaş'ın kötü futbol oynadığını kimse söyleyemez.
ÜRÜNDÜL: Büyük takımların baskıları yüzünden hakemlerin sağlıklı maç yönetme şansı sıfır. Bir örnek vereyim; Batuhan Kolak, gözünün önündeki Lesley'e tartışmasız net bir kırmızı kart vermeliydi. Peki niye sarı veriyor? Çünkü büyük takım farklı mağlup. Hocasına kırmızı kart çıkartmışsın, o baskıda beyin istem dışı sarı diye bağırıyor. Beşiktaş'a gelirsek… İtaliano, öz eleştiri yapmalı. Aslında Marsilya maçında ilk devrede skor avantajından sonra devre sonuna kadar takım geçiş oyunlarında rakibe büyük şanslar verdi. Aynı duruma Diyarbakır'da da düşüldü. Demek ki takım presi yaparken kompakt futbola ve kontrollü anlayışa devam etmek gerek.
YILDIZSIZ TAKIM DERS VERİYOR
ÖZBOSTAN: Amed araya lider girdi. Ne söylersiniz?
DOĞAN: Alt ligden çıkmış Amed'in bu periyodu lider bitirmesi kendi açılarından çok fantastik. Orban ve Ballet ekstra katkı sağlayan oyuncular.
TÜZEMEN: Amed'in 10 milyon Euro'ya kurduğu kadro ışıl ışıl parıldıyor. Amed özellikle kendi evinde bileğinin bükülmesinin güç olduğunu oynadığı oyunla ilk 6 haftada gösterdi. Nokta transferler yapıp hepsinden verim alıyorlar. Özellikle Diyarbakır halkının futbola olan susamışlığını tribünlerde de net olarak gördük. 50 bin kişilik stat yapılsa Diyarbakırlılar tribünleri ağzına kadar doldurur.
TİMURLENK: Yüz milyonların havada uçuştuğu İstanbul'un 3 büyüğünün önünde milli araya lider giren Amed, bize futbolun basit gerçeğini söyledi. "Bu oyunu formanın sırtında yazan isimler değil; yürekler, ciğerler, beyinler ve ayaklar oynuyor."
ÜRÜNDÜL: Amed takımını kutlamak lazım. İsimsiz, yıldızı olmayan bir kadroyla bunu başardılar. En önemli neden şu; günün futboluna uygun mücadele.
RAKİPLERİ ESKİSİ GİBİ ANALİZ EDEMİYOR
MURAT ÖZBOSTAN: Dört yılda Galatasaray'a önemli başarılar kazandıran Okan Buruk, bugün neden her puan kaybında yeniden tartışmanın merkezine oturuyor?
FATİH DOĞAN: G.Saray'da Okan Buruk'un eleştirilmesinin üç nedeni var. Birincisi, yüzünün eskimesi. İkincisi; mental yorgunluk. Buruk'un ilk iki şampiyonluktaki yüksek motivasyonunu, hırsını göremiyorum. Bu takımda da hissediliyor. Sadece Osimhen, Sallai gibi oyuncuların hırsıyla değil bütün takımın eski açlığının görülmemesi taraftarda da kızgınlığa yol açıyor. Üçüncüsü de G.Saray, eskisi kadar hırslı olmadığı gibi iyi de oynamıyor.
LEVENT TÜZEMEN: Büyük başın derdi büyük olur. Okan Buruk, G.Saray tarihine oyuncu ve teknik adam olarak dörder yıl üst üste şampiyonluk yaşamış isim olarak geçti. Ancak bu sene G.Saray sezon başından beri iyi oynamıyor. Okan hoca, kadro seçiminde, değişikliklerde ve oyunu okuma konusunda geçmişteki istikrarı yakalayamıyor. Trabzon'daki yenilginin baş sorumlusu da kendisi. Futbolda dün yok. Baskıdan etkilenmek istemiyorsa rakip analizlerini daha iyi yapmalı, oyuncu değişikliklerinde rekabetçi duygusundan geri adım atmamalı.
BÜLENT TİMURLENK: Dursun Özbek'in en yakınındaki Serdar Güzelaydın'ın şu cümlelerini hatırlayalım: "Okan, 10 numara diye tutturdu. Takım hazır değilse sorumlusu odur." Yönetimde Buruk'un şampiyonluklarının maliyetinin fazla olduğuna inanan, takımı iyi hazırlamadığını düşünen ve onun yakın arkadaşı Abdullah Kavukcu'yu da yönetim içinde rakip olarak görenler, Buruk'un Kemerburgaz'dan gitmesini içlerinden alkışlarlar. Elbette Buruk da özellikle geçen sezonun ikinci yarısından itibaren oynanan futbolun kalitesi, Osimhen bağımlılığı ve transferde yarattığı kafa karışıklığıyla eleştiriyi hak ediyor.
ÖMER ÜRÜNDÜL: G.Saray'ın B, C planı yok. Ana plan, önde baskıyla oyunu karşı alana yıkıp rakipleri hataya zorlayıp pozisyon üretmek. Ama her maç aynı taktiği uygulayamazsınız. Bir örnek vereyim; Sporting maçında ilk yarı G.Saray kendi oyununu oynadı ama belli ki ikinci yarı oyun değişecek. İşte o zaman defansif ağırlıklı başlayacaksın. Aynısı Trabzon maçında da oldu. Tüm bunların yanında G.Saray ligde 4 senedir şampiyon olmuş, şu anda da şampiyonluktaki 3 rakibinin yine önünde.
REİS TRABZONSPOR İLE BİRLİKTE BÜYÜYECEK
ÖZBOSTAN: Trabzonspor, Salah'ın damga vurduğu görkemli bir galibiyetle yeni hocası Thomas Reis dönemine başladı. Bu galibiyet, yeni bir sayfa açılacağının işareti mi?
DOĞAN: Trabzon yönetimi, yabancı oyuncuların etkinliği ve durumu nedeniyle yabancı hocada karar kıldı. Salah'ın, G.Saray derbisinde ağırlığını ortaya koyması kadar Onuachu ve Onana ile diğer yabancıların da Tekke dönemine göre daha fazla inisiyatif alması gözlerden kaçmadı. Salah'ı alan büyük bir transfer yapmıştır demiştim, Trabzon, Salah'a sahip olmanın konforunu yaşıyor. Salah demek şampiyonluk yarışına ortak olmak demektir.
TÜZEMEN: Salah'ın G.Saray'a karşı oynadığı oyunu Liverpoollular gördüyse 'Keşke sözleşme uzatsaydık' diye dövünüyorlardır. Salah, bir dünya yıldızı. Reis, Samsun'u büyük takım seviyesine getirmişti. Trabzonspor'a taktiksel olarak basamaklar atlatacaktır. Reis'in oyunu Salah ve Fabinho üzerine kuracağını düşünüyorum.
TİMURLENK: Reis, Samsun'da da öncesinde Bundesliga'da iki takımda da ortaya bir oyun karakteri koymuş, disiplinli bir hoca. Ancak şunun altını çizmek lazım, Bochum'da 1.53, Schalke'de 1.13 ve Samsun'da 1.63 puan ortalamasını yakalayan Reis, kariyer geçmişine iki büyük beden, hedefi şampiyonluk olan, dolayısıyla puan ortalaması da 2'nin altına düşmemesi gereken Trabzonspor'a geldi. Trabzonspor, zirve yarışında mayısı görürse bu Reis'in de kariyerinin en yüksek puan ortalamasını getirir. Yani Reis büyüyecekse Trabzonspor ile büyür.
ÜRÜNDÜL: Reis'in moral kazandığı bir maç oldu. Göreve gelip 3 gün sonra böyle güçlü bir rakip karşısında alınan farklı galibiyet önemli. Bu görkemli galibiyete rağmen takımın halen eksikleri olduğu görülüyor. Her şeyi Salah'a bağlarsanız yanılırsınız. Çok kişi değinmemiş, benim için o günün en önemli başrol oyuncusu kaleci Onana'ydı. Tempoyu ayarladı, topları geriden çok iyi kulandı, çok soğukkanlıydı.