İşkence
mağdurlarının anlatımları, insanın kanını donduracak cinsten: "Tecavüz edilmiş, şimdi bunu nasıl anlatacak? Eşine kardeşine tecavüz edilmiş, nasıl anlatacak? Erkekler birbirlerine tecavüz ettirilmiş nasıl anlatacak? Ailede, sağda solda rezil olur. Erkek toplumuyuz biz. Eşine bunu kabul ettiremez. Çocuğuna bunu kabul ettiremez. Onun için de gizli kalmalıdır. İşkenceciler de bunu biliyorlardı. Geleceği düşünüyorlardı, ideolojiyi düşünüyorlardı... Sabahları 4'te kalkardık, elimizi yüzümüzü bile bazen yıkama fırsatı bulamazdık, marş söylemeye başlardık. Andımız, Gençliğe Hitabe, İstiklal Marşı'ndan sonra mehter marşından tut İzmir Marşı'na, Harp Okulu Marşı'na, Çıprınırdı Karadeniz'e kadar. Bir de bunların müziği ile okumak zorundaydık...
'İÇMEYE BİLE SU YOKTU'
Karavanayı getirirken 'Günaydın koğuş,' der, 'Sağol komutanım' deriz tekmil verip. Getirir önümüze koyarlardı artık ne getirdiyse. Beş bilemediniz on dakikamız olurdu. Havalandırmaya çıkma hazırlığı yapardık. Yediğimiz burnumuzdan gelirdi havalandırmada. Bazen içmeye su bulamazdık, bırak el yüz yıkamayı. Zaten hamam olayımız hiç yoktu. Beş altı ayda bir o da belki, kışın bir kere götürdüler, zaten o da buz gibi su. Yazın gittiğimizde de ateş gibi suyla karşılaştık, bu seferde soğuk su yoktu. Yani her şeyi bilinçli yapıyorlardı."