Türkiye'nin en iyi haber sitesi
HINCAL'IN YERİ HINCAL ULUÇ

Güne berbat başlamak..

Sabah sabah gazetenin önünde indim. Kapıya doğru yürüyorum.. Arkamdan nasıl korkunç bir korna sesi.. Hem de uzun uzun çalıyor.. Beynim deliniyor sandım.
Bu kornayı hem de o kalabalık kaldırım kenarında çalan mahluk insan olamaz..
34 GJS 92 plakalı arabada o kornaya, öyle insanlık dışı asılana "Hayvan" desem, Ömür Gedik kardeşim beni dava eder ve de haklı olur.
O "İnsanlık dışı" mahluk pervasız..
Çünkü bu ülkede Trafik kuralları kağıt üzerinde var, uygulamada yok.
İstanbul'da Trafik Müdürü yok. Umurunda değil. İnsanlarda da yakalanma korkusu yok.
Niye olsun ki..
Ortada polis görünmez. Görünse işini yapmaz.. Yapsa ceza 3 otuz para.. Onu da ödemezsen, 20 yıl sonra, paranın değeri zaten yirmide bire düşmüşken, onun da onda birine razı olur devletin, nasılsa "Yapılandırma" diyerek.. "Af" diyerek..
Bu ülke insanında "Yakalanma" korkusu olur mu?.
O zaman geriye kalır sadece insanlık..
Yani sabah sabah beynimi delen ve keyfimin içine edip beni öfke küpüne döndüren mahluktan insanlık bekleyeceğim öyle mi?.
Ulan mahluk!.
O kornaya öyle basarsan, yavaşlayan, birazcık yavaşlayan trafik açılacak mı?. Orada kavşak var. Kavşakta ışık var. Sağa dönüşte yayaya yol vermek var. Kavşağı geçince de otobüs durağı var. Yani bu kavşakta trafiğin yavaşlaması normal, doğal, Allah'ın insan kılığında yarattığı mahluk..
O ne kornası o zaman!.
Gürültü kirliliği insan için en zararlı şey. Sokağa tükürmekten beter.. İstanbul'da yasak üstelik. Ama dedim ya, "Yasak" bu ülkede umursanmaz.
Çünkü umursatacak güç yok.
Cezası dehşet verecek boyuta çıkmazsa bu mahluklar yola gelmez..
Koyacaksın meskûn mahalde korna çalmaya 5 bin lira ceza, hadi asılsın da görelim. Etrafta polis olmasa da çalamaz.. "Ya köşeden çıkarsa.." diye ödü patladığından.
Bu ülkede her gün Trafikten ölenlerin sayısı, terörden ölenleri katlıyor. Haberler, rakamlar meydanda.. Niye?. Çünkü cezalar nerdeyse sıfır. Çünkü bu yüzden herkes arabasını pervasız kullanıyor.. Böyle olunca da yollar, sokaklar, caddeler savaş meydanına dönüyor ve bu ülkede bir, tek bir kişi çıkıp da "Trafiğe bu kadar kurban veriyoruz, neden" diye merak etmiyor. Bir tek kişi çıkıp da "Nasıl önleriz, nasıl azaltabiliriz" diye düşünmüyor..
Her akşam eve döndüğümde Allah'a teşekkür ediyorum, inanın, "Bugün de sağ salim evime gelebildim" diye..
Böyle vatandaşlık olur mu?.
Vatanı vatan yapan, Millet kadar Devlettir. Hani Devlet?

***
İçeri girdim. Merhabalar, Günaydınlarla güvenlik ve resepsiyondan geçtim. Asansör geldi.
Birlikte içeri girdik. Girerken, tebessümler, günaydınlar.. Biri hariç.. Elinde bir telefon. İki eliyle tutmuş. İki parmağı ile robot hızı ile yazıyor. Boynu bükülü. Kafa telefona yönlenmiş. Etrafıyla ilgisi yok. Yürürken, beklerken, asansörde giderken hep kafası öne telefona eğik.. Hep parmaklar çalışıyor.
Yahu etrafında medyanın gerçeği var, telefondaki yapay, sahte dünya değil.. O asansör yolculuğu hem de meslektaşlarınla sosyalleşmen için kısacık bir fırsat.. O lanet mesajın on saniye bekleyebilir. Masana oturur, akşama kadar yazarsın.. Ama o asansör senin insanlaşman için çok kıymetli 10 saniyen var yahu..
Kafanı kaldırsan.. Etrafına güler yüzle baksan. O kafan telefona gömüleceğine, selam vermek için hafif eğilse mesela..
Bak bakalım güne nasıl başlıyorsun o zaman!.
Efendim sosyal medya yazılı medyayı öldürüyormuş.. Palavra.. Sosyal medya gazeteyi öldürmüyor. Gazeteciyi öldürüyor. Bizi birer birer avcuna düşürüp "Asosyal" yapıyor..
Allahtan o telefon mahkumu indi ve bir servis arkadaşımız girdi asansöre..
Bir elinde koca bir paket su şişesi sarkıyor.. Ötekinde bir tepsi.. Tepside 5 kahve, 6 çay var, silme dolu.
Bizim Çerkezlerde kız istemeye gidildiğinde, gelin adayı konuklara böyle silme fincan ve bardaklarla çay kahve ikram eder. Biri hafif döküldü mü, gelenler kızı istemeden geri dönerler..
Bu arkadaşın işi ondan zor. Çünkü asansör hareketli. Dura kalka, sarsıla sarsıla gidiyor..
Ama o genç kız, tebessüm ediyor.. O genç kız, etrafındakilere "Günaydın" diyor.. "İyi günler" diyor.. Çıkarken "İyi çalışmalar" diyor..
Sarılıp yanaklarından öpmek geldi içimden.. Allah muhafaza, yapsam, Talat Bulut'tan beter ederler beni.. "Hıncal Uluç asansörde kıza saldırdı" diye öyle çalışır ki, başı öne eğiklerin medyası, sokağa çıkamaz hale gelirim. Aslında bu duygumu yazmam bile tehlikeli ya..
O servis görevlisi genç arkadaşımın arkasından baktım..
"İnsanlık ölmemiş" dedim.. Odama geldim ve bilgisayarın başına oturdum.
Yazdıklarım, şimdi okuduklarınız!.
***
İonesco'nun "Gergedan" adlı muhteşem bir oyunu vardır. Kerim Afşar oynamıştı baş rolünde.. (Talat Bulut, Kerim'in damadıydı, iyi mi?.)
Olağanüstüydü, oyun da, Kerim de.. Beş kez falan izlemiştim. Gene oynasın gene izlerim..
Bir kasabada insanlar gergedanlaşmaya başlarlar.. Önce şaşkınlık.. Sonra giderek kabullenme ve uyum.. "Madem öyle biz de gergedanlaşalım.."
Kasabalılar, en iyi insanları da birer birer gergedanlaşmaya başlarlar.. İnsanlığın sonu.. Bir kişi kalır sonunda.. Kerim Afşar'ın oynadığı o kişi "Ben gergedanlaşmayacağım" diye direnir.. "Hayır.. Hayır" diye çığlıklar atar..
O son kişi "İnsanlığın umudu"dur.
Adını bile bilmediğim Servis görevlisi arkadaşım,
Hep böyle kal olur mu?. O sosyal medya denen lanete teslim olma.. Gerçek insanlardan kopma..
Sen Gergedanlaşma, ne olur!.
İnsan kal hep!.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA