X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Küresel ekonomide belirsizliğe doğru…
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Küresel ekonomide belirsizliğe doğru…

  • Giriş Tarihi: 20.10.2014 10:27

Yaklaşık 10 gün önce Uluslararası Para Fonu (IMF), dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olan Çin'in 17,6 trilyon dolarlık satın alma paritesiyle ABD'yi geçtiğini açıkladı. ABD'nin satın alma paritesinin ise 17,4 trilyon dolar olduğu belirtildi. Ancak ABD hala 16,8 trilyon dolarlık gayri safi yurtiçi hasılayla (GSYH) dünyanın liderliğini sürdürüyor.

İlknur Menlik/Sabah.com.tr

Öte yandan dünyanın en fazla üretim yapan bu iki sanayi ekonomisini de bazı zorluklar bekliyor. Giderek düşük maliyetli işgücü avantajını kaybeden Çin'de üretim maliyetlerinin artması nedeniyle, uzun vadede sanayi büyümesinin yavaşlayacağı ve ülkenin küresel rekabette bir adım geriye düşeceği tahmin ediliyor. Önümüzdeki dönemde, geçmişteki büyüme rekorlarını kıracağına ilişkin hiçbir iyimser tahmin de yok. Biraz da bundan kaynaklı olsa gerek, bir süre önce Apple, GE gibi bazı ABD şirketleri üretim merkezlerini yeniden ABD'ye ya da yakın bölgesi Meksika'ya taşıyacaklarına dair planlarını açıklamışlardı. Ancak henüz bu gerçekleşmedi. ABD'deki vergi politikaları, tedarik zincirini yeniden kurmanın zorlukları gibi belli başlı birkaç sebebi var bunun.

Ama küresel ekonomiye yön veren diğer üretim ekonomilerinde de durum pek iç açıcı değil. Örneğin Japonya; son 5 yılda reel üretim yüzde 6,7 oranında düşüş gösterdi. Üstelik Japonya uzun süredir ucuz üretim yapan Çin, Güney Kore ve Singapur gibi Asya ülkelerinin yanı sıra ABD ve Avrupalı teknoloji üreticileriyle de kıyasıya bir rekabet yarışında.

Almanya ise neredeyse nefesi tıkanmak üzere olan koşucu misali; kısa süre önce 2014'ün büyüme tahminini yüzde 1,8'den 1,2'ye, 2015'i ise yüzde 2'den 1,3'e düşürdü. Alman ekonomisinin kronik iki büyük baş ağrısının, hızla yaşlanan nüfusundan kaynaklanan işgücü eksikliği ve enerjiye olan bağımlılığı olduğu söylenebilir.

Tüm bu zorluklar, küresel üretimin haritasını değiştirebilir. Üstelik bugünlerde bu zorluklara bir süreden beri düşmeye devam eden ve son 4 gündür düşüşü iyice şiddetlenen petrol fiyatları da eklenmiş durumda.

İşin ilginç tarafı ise petrol talebi düşmeye devam ederken üretimin artıyor olması. Hız kesmeyen hatta aksine artan petrol üretimi nedeniyle fiyatların nereye kadar düşeceğini tahmin etmek zor. 60 doların altını göreceğini iddia edenler bile var.

Bu işten en fazla zararı görmesi beklenen Rusya. Petrol fiyatındaki her 1 dolarlık düşüşün ülkeye maliyetinin 2 milyar doların üzerinde olduğu hesaplanıyor. Moody's, kendisini daha zor günlerin beklediği uyarısında bulunarak Rusya'nın kredi notunu "Baa2"ye indirirken, not görünümünü de negatif olarak belirledi. İran ve Venezuela da epey sıkıntıya girecekler arasında gösteriliyor.

Ancak şu da var ki; özellikle 80 doların altına düşecek petrol fiyatlarının, küresel ekonomide daralmanın yaşandığı böyle bir dönemde kimseye faydası olmayacağı ve başta ABD olmak üzere gelişmiş; öte yandan Çin olmak üzere gelişmekte olan ekonomilerde de ciddi sıkıntıları beraberinde getireceği muhakkak.

Öte taraftan pek çok uzman, Suudi Arabistan'ın başını çektiği petrol fiyatlarındaki böylesi bir düşüşün, ABD'li kaya gazı üreticilerini ve dolayısıyla onlara sıfır faizle kredi veren finansörleri de sıkıntıya düşüreceğinden eminler. Gerçekten böyle olabilir ama bu noktada, geçtiğimiz günlerde yayınlanan bir haberin gözlerden kaçtığını düşünüyorum. Birkaç gün önce dünyanın en büyük silah ve savunma sanayi şirketlerinden ABD'li Lockheed Martin, bir kamyona sığabilen ve 100 megavatlık güç üreten nükleer santral geliştirdiklerini açıkladı. Önce askeri, bir süre sonra da ticari olarak ABD'de bu teknolojiyi piyasaya sürecekler.

Şimdi şöyle bir toparlama yapalım isterseniz; finansal krizdeki AB Rusya'ya ambargo uyguluyor, Rusya'nın etrafındaki çember günden güne daralıyor. Aynı AB'de Rusya karşıtı ülke sayısı azalıyor ki sesler yükselmeye başladı. Aynı AB ile NATO'nun hedeflerinin artık örtüşmemeye başladığı bile dillendiriliyor. Çin, Japonya ekonomileri yavaşlıyor; siyasi olarak da bu iki ülke karşı karşıya zaten. Venezuela, İran sıkıntıya girecek, Suudi Arabistan'ın kendi düşürmeye başladığı petrol fiyatlarına ne kadar dayanabileceği ve artık Batı'ya yani bir anlamda ABD'ye ne kadar güvendiği de meçhul.

Şimdi tüm bunlar arasında nasıl bir korelasyon kuracağız? Meçhul…

Öyleyse bugün, hatta tam da şimdi, yaşanan petrol tartışmalarına yeniden ve farklı bir gözle bakma zamanı belki de gelmiştir. Ne dersiniz?

Tüm bunları bir kenara bıraksak bile, petrol 80 doların altına düşerse küresel ekonomide işlerin gerçekten tahmin ettiğimizden daha kötüye gittiği de ortaya çıkacak.

Son söz: Petrol fiyatlarındaki düşüş Türkiye için ne anlama geliyor? Belki cari açıkta 3-4 milyar dolarlık bir iyileşme beklenebilir. Ama giderek kötüye, belirsizliğe sürüklenen küresel ekonomide bunun ne faydası olacak, onu da bilmiyorum.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.