Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Diktatörün gölgesinde yaşamak

Romanya'da doğan ve komünist rejimin uygulamalarından kaçarak Berlin'e yerleşen Nobel ödüllü Alman yazar Herta Müller'in eseri Tek Bacaklı Yolcu'yu KAYA GENÇ yazdı

Giriş Tarihi: 16.2.2013
Genç bir kadın düsünün. Komünizm yıllarında Romanya'da bir Alman ailenin çocugu olarak dünyaya gelmis. Ülkesinin durumu pek de parlak degilmis. Ikinci Dünya Savası'ndan sonra gizli polis birimi Securitate, Romanya'nın ekonomisini zor kullanarak kolektiflestirmis, sirketlerin mal varlıklarına el koymus. Devlet düsmanı ve 'parazit' olarak görülen kisiler hapsedilip öldürülüyor ve ülkenin gri gökyüzünde hâlâ bir diktatörün, komünist parti baskanı Çavusesku'nun gölgesi dolasıyormus. Kadın, diktatörün her tarafta gördügü resimlerinden de, ülkesinin dünyadan soyutlanmıs yoksullugundan da bıkmıs. Üstelik yazar oldugu için kadının hayatı daha da zormus. Yazdıgı kitaplarda sisteme aykırı bulunan kısımlar sansürleniyormus mesela. Baskı ve ölüm tehditlerinin hayatı çekilmez kıldıgı bir gün, kadın 'demokratik dünya'ya kaçmaya karar vermis. Yıl 1985. Çavusesku ve karısının idam edilmesine daha dört yıl var. Cesaretini toplayıp Batı Almanya'ya giden kadının gözleri, Berlin'in renkleriyle kamasmıs. "Yalnızca gri" olarak tarif ettigi kendi ülkesinden çok farklıymıs burası. Birbirinden farklı renklerde yüzlerce dergiye, vitrine, elbiseye bakmıs ve "Benim yerim burası," demis. Böylece Herta Müller, bir daha dönmemek üzere Berlin'e yerlesmis.

DİKTATÖRLÜK REJİMLERİ RAHAT BIRAKMAZ
Yıl 2009. Nobel Edebiyat Ödülü'nün Müller'e verildigi açıklanıyor. Ama Stockholm'de yapılan açıklamadan önce de pek çok kisi Müller'in olaganüstü edebi yeteneklerinin farkında. Ödülü yalnızca Romanya'daki diktatörlügü anlattıgı için almadıgı biliniyor. Köklerinden koparılmanın, ülkesiz bırakılmanın ve sürgünde yasamak zorunda kalmanın ruhunu edebi bir formda ifade ettigi için ödüllendiriliyor Müller. Siren Yayınları'ndan çıkan Tek Bacaklı Yolcu, onun bu ruhu en yogun biçimde anlattıgı, romanlarından. 35 yasındaki Irene, ismi söylenmeyen bir Dogu blogu ülkesinin Karadeniz'e bakan bir kasabasında yasar. Buraya tatile gelen bir Alman ögrenciye âsık olur. Bir süre sonra Batı Almanya'ya iltica etmeye karar verir Irene, ama onu havaalanında sözlestikleri gibi Franz degil, Franz'ın kız kardesinin arkadası Stefan karsılar. Irene kendini Stefan ve Franz arasında bölünmüs halde bulur. Stefan'ın arkadası Thomas'la tanıstıktan sonra Irene üç erkek arasında bocalamaya baslar. Diktatörlük rejimlerinin kurbanlarını rahat bırakmamak gibi kötü bir huyu var. Irene de Berlin'de mültecilerin kaldıgı bir hostelde ve sehrin sokaklarında dolanırken sıklıkla geçmisi hatırlıyor. Üstelik demokratik dünya onun gibilere çok da iyi muamele etmiyor. Irene devlet yardımı ve vatandaslık almak için Alman bürokrasisiyle mücadele ederken bunu acı bir biçimde ögreniyor. Günlerden bir gün Irene, Berlin'de yeni bir daireye tasınıyor. Ancak geçmis günlerin gölgeleri, yeni hayatında da dolasmaya devam ediyor. Irene'nin bütün gün bir insaat iskelesinin üzerinde çalısan bir isçiyi izledigini okuyoruz. Bu göbekli adama bakarken diktatörlügün hatıraları onu esir alıyor. Müller, Irene'nin yabancılasma hissini bize geçirmeyi basarıyor. Tek Bacaklı Yolcu'nun en çarpıcı yanı, biçimi. Kısa cümlelerden olusmus bir roman bu. Pek çok paragraf tek cümleden ibaret. Ilk baslarda kitabın içine girmeyi zorlastıran bu teknik insana bir köse yazısı okuyormus hissi veriyor. Ancak yavas yavas bu tercihin arkasında çok farklı bir neden oldugunu anlıyoruz. Hikayesi anlatılan Irene'nin bilinci aniden belirip kaybolan anlarla, görüntülerle örülmüs. Burada karmasık uzun cümlelere, paragraflara yer yok. Irene'nin yeni yasantısı, bir belirip bir kaybolan, garipsedigi ama alısmaya çalıstıgı seylerle biçimleniyor ve Tek Bacaklı Yolcu boyunca buna tanıklık ediyoruz.

ANİDEN BELİREN, KAYBOLAN ANILAR
Kitapta sıklıkla karsımıza çıkan kabusları gerçeklerden ayırmak kolay degil. Geçmis bir dizi hayalet gibi Irene'yi ziyaret ediyor. Bir sahnede bir yüz gördügünü düsününce korkuya kapılıyor: "Irene görmek istemiyordu onu: Diger ülkedeki diktatörün karısı, Rosa Luxemburg'a benziyordu. Rosa Luxemburg'un yüzünün lanetiydi bu. Diktatörün karısı bu yüzü çoktan yaslılıga tasımıstı. Kadın diktatördü o. Aksamları diktatörün yanında, villanın içinde dolasıyordu." Tek Bacaklı Yolcu'yu bitirirken insanın aklına bir baska Nobel ödüllü yazarın, William Faulkner'ın o meshur sözü geliyor. "Geçmis asla ölmez, hatta geçmemistir bile." Zaten korkutucu olan sey tam da bu. Berlin'e gelmis, ondan uzaklasmıs, kaçmıs da olsa diktatörün gölgesi Irene'yi dünyanın her yerinde takip etmeyi sürdürecek.

Fabrikada çevirmenlik yaptı
İsveç Akademisi Daimi Sekreteri Peter Englund, Müller için "Çok farklı ve özel bir dil kullanıyor; bir diktatörlükte büyümeye ve kendi ailesinde yabancı olmaya dair hakiki bir hikaye anlatıyor bize," demişti. Günter Grass'tan sonra Nobel alan ilk Alman Müller oldu. Romanya'nın Almanca konuşulan Nitzkydorf kasabasında doğan Müller'in babası Nazilerin askeri birimi SS'de görev yapmış. Annesi ise Ukrayna'daki bir çalışma kampına sürülmüş. Müller, Romanya'da muhalif yazarlar ve düşünce özgürlüğü savunucularından oluşan Aktionsgruppe Banat adlı bir gruba katılmış, bir yandan da bir fabrikada çevirmen olarak çalışmış. Almanya'ya geldikten sonra da muhalif kimliğini kaybetmemiş. Devletle işbirliği yapan Doğu Alman yazarları eleştirmiş, Doğu Almanya şubesiyle birleştiği için üyesi olduğu PEN'den istifa etmiş.

Ölümle tehdit edildi
Technometal isimli bir traktör fabrikasında üç yıl boyunca çalışan Müller, burada Alman Demokratik Cumhuriyeti, Avusturya ve İsviçre'den gelen traktörlerin kullanım kılavuzlarını çeviriyormuş. "İki yıl boyunca büroda dört muhasebeciyle birlikte çalıştık. İşçilerin maaşlarını hesaplıyorlardı, ben de koca koca teknik terim sözlüklerine bakıp duruyordum. Üçüncü yılımda yönetici beni biri Fransızcadan diğeri İngilizceden çeviri yapan iki kişinin yanına gönderdi. Bunlardan biri, bir Securitate (Romanya gizli servisi) muhbiri olduğunu öğrencilik yıllarımda bile bildiğim bir profesörün karısıydı. Daha sonra gizli polis memuru Stana, ofiste çalışmaya devam edebilmem için beni bir dizi sınava sokmaları gerektiğini söyledi. Onu iki defa reddettikten sonra da şöyle dedi: "Pişman olacaksın, seni bir nehre atıp boğacağız." Securitate'ın yetkilileri, Müller'i takip etmediklerini söylediler. Fakat Müller Die Welt gazetesinde hakkında tutulan dosyayı gözleriyle gördüğünü yazdı.

TEK BACAKLI YOLCU
Herta Müller Çeviri: Çağlar Tanyeri Roman, Siren Yayınları 58 s., 16 TL

BUGÜN NELER OLDU
ARKADAŞINA GÖNDER
Diktatörün gölgesinde yaşamak
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz
BİZE ULAŞIN