Dünyaya hep güzellikler dağıtmak isteyen o tatlı adam bir gün sizin karşınıza da çıkarsa, sakın şaşırmayın. Galata Köprüsü'nün altındaki karanlık geçitte, Boğaz kıyılarında, Adalar'da, okyanusun ortasında ya da hiç beklemediğiniz bir yerde onunla karşılaşabilirsiniz. Gülümseyerek bakar gözlerinizin içine, dürüstçe... O andan itibaren dünya biraz daha güzelleşir.
10 BİN KİLOMETRE AŞIP, 15 ÜLKE GEÇTİLER
Okuduklarınız, bir masal değil, gezgin çift Gizem ve Bryan Nance'in zorunlu olarak mola verdikleri İstanbul'da yarattıkları sevimli çizgi karakterin özellikleri. 2002'de Amerika'da tanışan, iki yıl sonra evlenen, yerleşik düzenin her türlüsünden kaçmak isteyerek, 2007'de bisikletlerine atladıkları gibi dünya turuna çıkan Nance çiftini tanıyanlar vardır. Gizem Nance,
Bir Bilet Al ve
Dostum Pasifik - Bir Türk'ün Green Card Anıları adlı kitaplarında yolculuk anılarını anlatır. Amerikalı eşi de kendisi gibi gezgin ruhlu olunca, Nance çifti yola çıkar ve bisikletle 10 bin kilometre aşıp, 15 ülke geçer. Ama ne yazık ki Kazakistan'da talihsiz bir olayla karşılaşırlar. Gizem Nance'e bir otomobil çarpar ve üç gün komada kalır. Uzun süren tedavilerden sonra ayağa kalksa da doktorları tamamen iyileşene kadar bisiklete binmesini yasaklar. Böylece kışı zorunlu olarak İstanbul'da geçiren çiftimiz, yalnız özgür ve maceracı ruha sahip olmakla kalmayıp bir de yaratıcı olduklarını açtıkları sergiyle kanıtladı: 'Kirpi Düşleri' sergisi, çizimlerini Bryan Nance'ın yaptığı, eşi Gizem Altın Nance'in de metinlerini yazdığı, doğa sevgisi ve umudu masalsı biçimde anlatan farklı bir çalışma... Sergiye adını veren 'Kirpi Düşleri'nin doğuş öyküsü şöyle: Mucizeler yaratan, çevreyi güzelleştermeye çalışan karakterimiz, bir gün bir kirpiye elma veriyor. Kirpi elmayı yerken keyifle 'ham hum' sesler çıkartıyor ve kirpi dansı yapıyor. Bunu görünce de çok mutlu oluyor ve aklına şöyle bir fikir geliyor: "Bunun balinası, kuşu, köpeği var, hepsine böyle bir hediye versem dünya ne kadar güzel bir yer olurdu." O andan itibaren de bir Noel Baba gibi dolaşıyor, herkese bir şeyler veriyor, güzellikler dağıtıyor, çevreyi güzelleştiriyor. Galata Köprüsü'nün altındaki kötü kokulu, karanlık tüneli güzelleştirmeye çalışıyor, insanlara hediyeler veriyor, martının kanatlarında uçuyor... Bryan, zorunlu İstanbul molalarında "Çok güzel, ama bir o kadar da kaotik bir şehir," diye tanımladığı İstanbul'dan o kadar etkilenmiş ki duyguları çizgilere dönüşmüş. Çocukluğundan beri resim yapan Bryan, aslında havacılık eğitimi almış. 25 yaşından sonra iş hayatının yoğunluğu içinde daha az çizer olmuş. Bisiklet turu sırasında kazayla gelişen süreçte İstanbul'a yerleşmeleri onu tekrar resimle buluşturmuş. Dünyayı güzelleştiren bu karakterin çizimlerinde de seramiklerden ve ebru sanatından yararlanmış. Çizimlerin neden siyah-beyaz olduğunu da şöyle yanıtlıyor: "Aslında resimlerde birçok renk var. Ama biz baktığımızda bunları grinin tonları olarak görüyoruz. Hayat da siyah ve beyaz değil, arada çok gri ton var. Resmin vermek istediği mesaj ve oradaki desenlerin öne çıkmasını istedim. Çok renkli olsaydı, bunlar arada kaybolabilirdi. Bu karaktere bir isim de vermedim, çünkü insanların o karakterin benim olduğumu düşünmesini istemedim. Herkes o karakterin yerine kendisini koyabilir. O karakter aslında beni de etkiledi. Şimdi ne zaman Galata Köprüsü'nün altındaki o tünelden geçsem, aklıma o geliyor ve gülümsemeye başlıyorum.