Her mesleğin altın kuralları vardır. Örneğin tiyatroculukta ne pahasına olursa olsun perde açmak esastır. Temsil başlamadan beş dakika önce babanın ölüm haberini alsan da çıkarsın sahneye. Gazetecilikte haberi ya da yazıyı ulaştırmak öyle kurallardandır. Ben Abdi İpekçi'nin
Milliyet'inde köşe yazarlığına başladığım yıllarda dünyanın öbür ucunda olsam güç bela telefon bağlantısı kurar, karışık sözleri kodlaya kodlaya tekst geçerdim. Yazıyı yazmak yarım, iletmek bir saat sürerdi. O günden bugüne ülkemizde gazeteciliğin alt yapısına dev yatırımlar yapıldığı, mesleğin teknik açısından müthiş ilerlemeler sağladığı söylenip duruyor. Öyleyken en iddialı gazetelerimizin kimilerindeki sütunların tepesinde şöyle açıklamalar görüyoruz sık sık: "Yazarımız şehir dışında olduğundan bugünkü yazısını yayınlayamıyoruz." Yahu, bırakın telefonu, faks var, elektronik posta var. Olmadı; kargo servislerinin özel kuryesi var. 100 tomar kâğıt ver, şipşak yetiştirsinler. Bunları bana düşündüren ne oldu, biliyor musunuz? Eurovision yarışmasında ilk anonsun kozmonotlarca yapılması. Adamlar uzaydan hepimize selam yolluyor; bizim her gün millete çağdaşlık dersi veren kimi meslektaşlarımız gazeteye yazı iletemiyor. Tekniğe kitakse!