Açıkçası Eskişehir'de
Asmalı Konak sendromu yaşanıyor. atv'de yayınlanan
Es Es dizisi Eskişehir'i birden popüler kentlerden biri haline getirmiş. Avrupa kentlerine öykünen ve bu anlamda sağlam bir altyapısı bulunan kentin öncelikle yerli turist sayısı artmış. Bir zamanlar Odunpazarı Evleri ve lületaşıyla farklılık yaratmaya çalışan kent, şimdi biraz da dizi sayesinde genç nüfusu, modern yapısı, üniversitesi ve rahat yaşam tarzıyla dikkat çekiyor. Taksicilere, esnafa, öğrencilere kulak verdiğimiz zaman da durumun açıklığı ortaya çıkıyor. Taksiciler "Hafta sonları çevre illerden, özellikle hızlı tren sayesinde Ankara'dan insanlar tatile geliyor," diyor. Porsuk çevresinde kahvaltı âdetten. Ama
Es Es'in bir bölümünde Porsuk çayındaki gondol sefası görüntüleri, gondolcunun işlerini öyle bir açmış ki, gondolcu abinin elleri kürek çekmekten nasır tutmuş! Üniversiteye ve gençlere gelince... Anadolu Üniversitesi yetkilileri liselerden üniversiteyi seçme oranının yüzde 37 arttığını söylüyor ve "gelecek yıl bizi tercih edenlerde yüzde 40 artış bekliyoruz," diyorlar. Dizinin başrol oyuncularından Derya Alabora ve Ahmet Rıfat Şungar ile
Es Es'i ve Eskişehir'i konuştuk
- Nasıl geçti dört ay?
- Ahmet Rıfat Şungar: Yorucu geçti, bir ay İstanbul'da çalıştık, iki üç aydır da Eskişehir'deyim. Bana dört yıl gibi geldi. Çünkü ben alışık değilim televizyon dizilerine. Dizinin bu kadar hayatımı kapsayacağını düşünmemiştim. Yeni yeni farkına varıyorum.
- Derya Alabora: Ben biraz daha şanslıyım. İstanbul'a sık sık gelip gidiyorum. Genelde de trenle yolculuk yapıyorum. Bundan dolayı benim için yolculuk kısmı keyifli oluyor.
- Hayatınızda bir değişim oluyor mu?
- A. R. Ş.: Setin başladığı ilk günden beri ekiple hep birlikteyim. Kalabalığın içinde bulunmayı az seven biri olarak bu kadar kalabalığın içerisinde herkesle aramın iyi olması beni mutlu ediyor. Algım değişti tabii. O kadar yoğun çalışıyoruz ki, işe konsantre olmak için burayı evim haline getirdim. Bir de İstanbul'u bu kadar sevdiğimi bilmiyordum. Onu anladım. Ama Eskişehir'i nasıl buluyorsun derseniz? Açıkçası pek bir fikrim yok. Çünkü Eskişehir'i görmüyorum doğru düzgün. Çalışmaktan şehri keşfedecek fırsatım olmadı. Buradaki bütün çabam sanatsal kaygının olmadığı bir sektörde, kendime birtakım kaygılar yaratıp bunlara konsantre olarak yaptığım işi değerli kılmaya çalışmak. Allah'tan çok iyi oyuncularla ve ekiple çalışıyorum.
- D. A.: Açıkçası Rıfat'ın da dediği gibi genelde çocuklar burada yoğun bir şekilde yaşıyorlar. Ben biraz misafir gibiyim. Ama fırsat buldukça biraz dolaştım Eskişehir'i. Bir orta Avrupa şehri izlenimi veriyor bana. Zaten öğrenci kenti olduğu için hareketli. Anadolu Üniversitesi, malum, iyi bir üniversite. Açıkçası pek ufak yerlerde çalışmadım ama farklı bir yerdeyim hissi de yaşamıyorum burada.
- Eskişehirlilerin diziyi benimsediğini gözlemledik. Bunu size hissettiriyorlar mı?
- D. A.: Eskişehirlilerin kentleriyle ilgili sağlam bir aidiyet duygusu var. Kentlerine çok bağlılar. Bunun için de dizinin Eskişehirliler üzerinde etkili olduğunu farkediyorum.
- A. R. Ş.: Normal hayatta kişisel özgürlüğüme çok düşkün bir insanım. Ailem, kız arkadaşım, arkadaşlarım buna saygı gösterirler. Lakin insanların evine her hafta rahatlıkla girince doğal olarak sizi seven insanlar da aynı şekilde o duyguyla sizinle konuşmak, fotoğraf çektirmek istiyorlar. Kırmamaya çalışıyorum insanları. Yine de bu diziye başlamadan önce bir kaygım vardı. Çok tanınmak ve sokakta rahat rahat yürüme özgürlüğünüzün elinden gitmesi gibi. Şimdi bu özgürlüğümün elden gitmeye başladığını hissediyorum. Ama yapacak da bir şey yok.
MAFYATİK İLİŞKİLER
- Dizide Uras karakteri kendi kaderini tayin etmek için uğraşıyor ve evin okuyan oğlu konumunda. Tercan ise daha çok mafya dünyasında tutunmaya çalışıyor. Bu yönüyle de özellikle liseliler arasında iki karakterin de bir rol modeli olduğunu gözlemledik. Hani Tercancılar ve Urasçılar diye neredeyse ikiye ayrılmış durumda. Siz bu iki karakterin de annesi rolündesiniz. Nedir düşünceleriniz?
- D. A.: Gerçek hayatta benim bir tane oğlum var. Bazen düşünüyorum iki oğlum olsa nasıl olurdu diye. Size ait olan, sizin doğurduğunuz bir canlı var. Onun mükemmel olmasını istiyorsunuz. Ama tam da bu noktada arıza çıkınca galiba mesafe koyabiliyorsunuz. Dizide senaryo gereği Tercan uyuşturucu işleriyle uğraşıyor, mafyatik ilişkileri var. Uyuşturucu ve mafya dünyası başkalarına zarar vererek hayatlarını sürdürüyor. Mesela iki tane çocuğum olsa, Tercan gibi olana tavır alırım diye düşünüyorum. Çünkü kendisi için başkalarının hayatını hiçe saymak özel hayatımda kabul edemeyeceğim bir durum. Aslında oynadığım Selmin'in de tavrı biraz böyle.
- A. R. Ş.: Biz anne oğul bağını pek göremedik. O noktada pek bir şey demek durumunda değilim. Ama Derya Alabora ile aynı ortamda bulunmak bile çok önemsediğim bir şeydir. Ayrıca Uras'ın üniversiteyle bağlantısı neredeyse kalmadı. Mimarlık okuyan çocuğun elinde daha çizim çantası görmedik. Bir iki kere üniversitede gördük. Evet dizide mafyatik unsurlar baskın olmaya başladı ama Uras'ın nasıl bir yol çizeceğini ben de merak ediyorum. Açıkçası bu mafyatik yapılanmayı Balat'ta görsen, oranın görsel algısında bize daha inandırıcı gelebilir. Ama birdenbire bu yapılanmayı Eskişehir'de görünce atmosfer itibariyle ben bile inanmakta güçlük çekiyorum.
-Berk Hakman'la Janjan'da çalışmıştınız. Aynı kuşaktan iki oyuncu olarak aranızdaki iletişim nasıl?
- A. R. Ş.: Aslında
Janjan'da çalışırken aynı perspektiften baktığımızı fark etmiştik. Daha yoğun bir şekilde çalışmak istediğim isimlerden biriydi. Bu dizide gayet iyi bir şekilde paslaşıyoruz.
- Derya Hanım, Berk aynı zamanda sizin de öğrenciniz. Öğrenci - öğretmen diyaloğu sette sürüyor mu?
- D. A.: Öğrencilerimin iyi olduğunu görmek çok büyük keyif benim için. Ama ben o öğretmen kimliğimi sete taşımıyorum. Ama sadece Berk için değil, setteki bütün genç oyuncuların hep iyi olma çabalarını görmek de çok sevindiriyor beni.