- Şimdi kaç yaşındasınız?
- 80 yaşımdayım.
- Sıkıntılı, zorlu onca yılın ardından 'Türkiye'nin yaşayan en pahalı ressamı' unvanını aldınız. İnsanın içinden geçmiyor mu, 'Keşke daha önce olsaydı' diye?
- 'Too late' diyorum zaten; çok geç. Türkiye'de kimse okumuyor, merak etmiyor. Benim resmim ve fotoğraflarım hakkında yabancılar altı kitap çıkarttı. Türkiye'de katalog dışında hiçbir şey yok benimle ilgili. Oysa bu kadar müze ve koleksiyona girmiş başka bir sanatçı yok Türkiye'de.
- İsyan etmiyor musunuz peki buna?
- Etmiyorum çünkü beklemesini bilirim ben.
- Geriye dönüp baktığınızda, değmiş mi tüm çektiklerinize?
- Bu gelişmeler 20 sene önce olsa; Türkiye'ye, gençlere çok daha fazla şey verebilirdim. Bir tek buna üzülüyorum. Bana ne Amerika'nın, ne Fransa'nın ihtiyacı var ama Türkiye'nin var. Oysa zaman az artık...
- Duygusal bağ kurar mısınız resimlerinizle? Kim aldı resmimi, nereye astı, nasıl sattı?
- Aaa bak o çok önemli. Yani resmin gittiği yer, gireceği yer önemli. Portakal satmıyorum ki!
- Resminizin nerede olması sizi mutlu eder?
- Müzelerde yahut halkın da görebileceği büyük koleksiyonlarda olması. Mavi Senfoni'yi Murat Ülker'in almasına o yüzden sevindim; geçen sene İstanbul Sanat Fuarı'na getirtip sergiledi. Çok enternasyonel, çok paylaşmayı seven biridir.
- Resimlerinizin yeri belli midir?
- Eşim kaydını tutar hepsinin. Bugüne kadar yaptığım 3 bin 700 resim nerede, kimde, hepsinin bilgisi var.
- Sizin en sevdiğiniz ressam kimdir?
- Picasso gibi bir dahi daha yok, olmayacak! - Türkiye'de beğendiğiniz kimse yok mu peki? - Onu sorma, söylemem.