İstanbul'un
tarihi semtlerinden biri Tophane. Adını Fatih'in top dökümü için inşa ettiği Tophane-i Amire binasından alan semt, Cumhuriyet'in ilk yıllarına kadar Ermeni, Rum ve Levanten azınlığın yaşadığı bir semtken, özellikle Siirt ve Bitlis'ten limanda hamallık yapmak üzere gelenlerin artmasıyla bambaşka bir sosyolojiye doğru evrilmeye başladı. Bu evrim, 6-7 Eylül olaylarında doruk noktasına ulaştı ve azınlıklar evlerini terk edip kaçarken, Tophane özellikle Siirt'in Halenze köyünden gelen Arapların söz sahibi olduğu bir semte dönüştü. Siirtlileri az da olsa Bitlisliler, Erzincanlılar ve Erzurumlular izledi. Azınlıkların gitmesiyle semt muhafazakâr bir profile sahip oldu. Bunda Arap nüfusun İslam'a bakışının yanı sıra, semtteki Kadiri Tekkesi'nin varlığı ve daha sonra diğer başka tarikatların örgütlenmesi de rol oynadı. Kimilerine göre İstanbul'un 'en yobaz' semti sıralamasında zirveyi zorlasa da Tophane, doğup büyüyenler için zamanın bir başka aktığı semtlerin de başında. Tophane'yi bu yazının konusu yapan ise 21 Eylül günü yaşanan, sanat galerine yapılan şiddet dolu baskın. Peki ne oldu da tarihi yapılarıyla, dar sokaklarıyla güzelliğini hâlâ koruyan, dar gelirli ve orta sınıf ailelerin ikâmet ettiği, sokaklarında çocukların oyun oynadığı, kadınların evlerinin önünde oturup sohbet ettiği, küçük esnafların günlük rızıklarını çıkarma telaşında olduğu bu mütevazı semtte böyle bir şiddet sahnesi yaşandı? Sahiden dindarların sokakta alkol içilmesine tahammülsüzlüğü mü, yoksa 'mahalle baskısı' değil de, 'mahalleye baskı' mı? Konuştuğumuz Tophanelilere göre gösterilen 'tepki', 'Tophane ailesi'nin yaşadığı genel sıkıntılara karşı bir refleks. Semtlerinde uzun bir süredir ağır bir tahrik ortamında yaşadıklarını, kendilerini sürekli ve bilinçli olarak hiçe sayan anlayışa karşı reaksiyon gösterildiğini öne sürüyorlar. Tophaneliler; huzursuz edilerek yaşadıkları yerlerden uzaklaştırılmaya çalışıldıklarına, semtin bir eğlence adasına dönüştürülmek istendiğine inanmış durumdalar. Ve yetkililerin de rant uğruna bu yaşananlara göz yumduğunu, hatta bu tür adli vakaların yaşanmasının, buna göz yumanların ekmeğine de yağ sürdüğünü iddia ediyorlar. Yaşananların ne medeniyet ne sanata ne de başka bir şeye tepki olmadığının da altını çiziyorlar. Biz de semtte neler olup bittiğini, sağduylu bir sesle konuşmak istedik. Ve aslen Siirtli olan ve geçen yıla kadar da Siirtliler Derneği başkanlığı yapan, semti ve semtin insanlarını yakından tanıyan eski 68 liderlerinden Fahri Aral'ın kapısını çaldık. .
- Tophane'deki Siirtli popülasyonu hakkında ne anlatabilirsiniz bize? - Tophane Siirtliler için eski bir yerleşim yeri. Anadolu'dan göç başladığı zaman Siirtliler ağırlıktaymış. 1890'ların sonunda Arap ve Kürt hamallar gelmiş Tophane'ye. Daha önce hamallık Ermenilerin elindeymiş. Sonra çatışmalar çıkıyor, Ermeni sorunu tırmanınca Ermeni hamalların bir kısmı öldürülüyor. Daha sonra da hamallık piyasası Arapların ve Kürtlerin eline geçiyor. Bizim Siirtliler yoğun olarak Cumhuriyet'in ilk yıllarında Tophane'ye yerleşmeye başlıyor. Siirt yüzyılın başından beri işsizlik oranı çok yüksek bir kenttir ve işsizlik hiç bitmemiştir. Ben 1960'larda liseyi okumak üzere Siirt'ten buraya geldim.
- Siz de Arap kökenlisiniz değil mi? - Evet, Arap kökenliyim. Tophane'ye gelenlerin de hemen hepsi Arap kökenlidir. Zaten büyük kısmı da şehre yakın Halenze, Fisken, Sinepi gibi köylerden gelmiştir. Bugün Tophane'ye gittiğinizde Arapça ve Kürtçeyle karşılaşmanız o yüzden çok doğaldır. Tophane Osmanlı döneminde limana açıldığı için bir liman yerleşme bölgesi. Limanı koruyan Yeniçeri bölükleri orada mevzilenmiş. Hatta eskiden Sormagir Sokağı diye Bektaşi felsefesini yansıtan bir sokak vardı, adını oradan alırdı. 70'li yıllarda travestiler bu sokakta oturmaya başlayınca adı Başkurt Sokak olarak değiştirilmişti.
- Arap nüfus semtin sahibi konumuna mı gelmiş zaman içinde? - Uzun yıllar Arap kökenli Siirtlilerin hakimiyeti olmuş. Hatta önde gelenlerinden biri Arap Nasri namlı bir kabadayıydı, şu anda 90 yaşına yakındır ve hâlâ hayattadır. Çok dürüst, efendi bir adamdı, amcamın da arkadaşıydı. Tophane Tayfun kulübü İstanbul liglerine uzun yıllar futbolcu yetiştirmiş bir semt takımıydı. Hâlâ eskisi kadar revaçta olmasa da ayaktadır. Yani bu insanlar eski bir İstanbul mahallesinde kendi yaşam biçimlerini biraz kapalı da olsa yıllarca yaşattılar. Yıllar yılı kimseye saldırmak gibi bir anlayış içinde değillerdi, ama göçler bu ruh halini değiştirdi.
YENİ GELENLERİ SİNDİREMEDİLER
- Kendilerini tehlike altında mı hissetmeye başladılar? - 2000'li yıllardan sonra her şey değişmeye başladı. 20 Eylül günü yaşanan saldırı hiçbir şekilde affedilemez ama böyle deyip de başka açıklamalar yaparsak işin özünü de anlayamayız. Kültür çatışması diyorlar ama kültürün çatışma noktasına geldiği yolları bilmek lazım. Biz toplum olarak kültürel farklılıkları hazmeden bir toplum değiliz. Tam tersine egemen olan, kendi kültürünü kabul ettirmek istiyor ve öbür tarafı yok sayıyor. 'Her şey kötüye gidiyor, muhafazakârlık çok yükseldi,' demek yanlış.
- Mesele bir arada yaşayamama meselesi mi? - Cumhuriyet'in en büyük hatası tek tip bir kültür oluşturmaya çalışmasıdır. Kemalizm yıllarca tek tip kültürün temsilcisi oldu ve 'Kemalizmin ilkeleri dışında bir şey yapamazsınız,' dendi. Bu yasakçılık günlük hayata da, adalete de, yaşamın her alanına da yansıyor.
- 2000'lerin başında Tophane kimlik değiştirdi diyordunuz... - Değiştirmeye doğru yöneldi. 2005'ten sonra farklı yerleşme anlayışları gelişti. Tophane'de binalar alındı, farklı kültürlerden insanlar eski bir semtte yaşamanın değişik bir şey olacağını düşünerek Tophane'ye gelmeye başladı. Ama Tophane'de bir kast toplumu iklimi vardır. Bu yeni yerleşmeler, Tophanelinin yaşama alanının sınırına gelmek, hatta içeri gelmek gibi oldu. Tophane'deki insan şu anda yaşama alanına sahip çıkıyor ve 'Burası benim,' diyor. Başvurduğu şiddetin arkasında bile bir aidiyet meselesi var. Bu yöntemle, 'Bu mahalle benden sorulur, dışarıdan gelenlere karşıyım,' demeye çalışıyor.
- Yani dışarıdan gelenlerin mi yapması gereken şeyler var? - Ee haliyle, eğer dışarıdan gelenler de bir kast biçimde kendisini geliştirirse çatışma her zaman çıkar.
- Olan o mu? - Olan o bence. Ben galericileri de Tophanelileri de suçlamıyorum. Ama burada daha önce böyle bir deney yaşandı, Anadolu Kültür, Tütün Deposu'nu açtı. Açılış gününü çok iyi anımsıyorum, yine insanlar kaldırımdaydı, ellerinde kadehler vardı. Aslında içki bir simge, tek başına bir tahrik unsuru değil.
- Osman Kavala ne yapmıştı? - Gittik, konuştuk ve uzlaştık. Tütün Deposu'nun niyetini ve bakış açısını öğrendiler. Mahalleden gençler işe alındı. Anadolu Kültür, Tophane'yle uzlaşarak doğru bir iş yaptı. Sonrasında orada Hrant'la ilgili sergiler açıldı, sempozyumlar yapıldı. O anlamda bir ideolojik tepki olsaydı, 'gavur, Ermeni' diye Hrant'la ilgili etkinliklere müdahale olurdu.
- Bilgi Üniversitesi'nin de Kuştepe ve Dolapdere'de benzer deneyimleri var sanırım... - Üniversite farklı bir kurum ama, Kuştepe'deki kampusun etrafı Çingenelerle çevriliydi. Tertemiz insanlar ama saldırganlar. Fakat birkaç sene sonra doku değişti, çünkü biz kurslar açtık. Ve üniversite olarak onlarla iç içe girdik. Muhtar üniversiteye gelip gitmeye başladı, biz futbol kulübüne yardımlarda bulunduk. Sonra o kadar çok uyum sağladılar ki, bakkal dükkânlarını bile Gitane Cafe tabelalı yerlere dönüştürdüler. Aynı şey Dolapdere'de de başarıldı. Mesele farklı kültürler arasında kendisine bir yol bulabilmek.