2015 yılı, Ağustos ayı sonlarında yerel medyada 'Kepez Belediyesi, ilçenin turizmden pay almasını sağlayacak Varsak bölgesinde bulunan 2 bin yıllık Lyrboton Kome antik yerleşim yerini, yaşayan bir arkeoparka dönüştürüyor' haberleri yer almıştı. Haberin devamında; "Bitki temizliği belediye ekiplerince tamamlanan antik kentte çevre düzenlemesi ve restorasyon çalışmaları başlayacak. Antalya, şehir merkezinde Kepez'in de ekonomisine katkı sağlayacak alternatif bir turizm merkezine kavuşacak" deniliyordu. Ne var ki çok arzulamama rağmen, bir türlü cesaret edip Lyrboton Kome antik yerleşmesinde yapılan çalışmaların bugün ne durumda olduğunu görmek için oraya gidemedim. "Cesaret edemedim" diyorum; çünkü bundan 50 yıl önce gittiğim o yerlerin, zamanla nasıl talan veya tahrip edilip darmadağın olduğunu görünce ülkem ve tarihi değerler adına çok üzülüyorum. Bunun en can sıkıcı örneklerini Yukarı Karaman'da Eudokias (Lagon), Geyikbayırı'ndaki Trebenna'da, Hisarçandırı'nda Onabara'da, Çakal Bayırı yakınındaki Trissa'da, Saklıkent yolu üzerinde Kelbessos gibi antik yerleşim yerlerinde yaşadım. İlk ziyaretimin ardından yıllar sonra bu yerlere, fırsat buldukça tekrar gidişimde daha önce gördüğüm eserler ya tahrip olmuş, ya da yok olmuşlardı. Yukarı Kahraman'da (sanırım 1963 yılı olacak) sokak aralarında taş kabartma olarak gördüğüm Skyl la ve Kharybdis gibi deniz canavarları, Typhon yılan yaratık frizlerini, 2004 yılında tekrar gidişimde hiçbirini göremedim. Varsak Lyrboton Kome yerleşim yeri acaba şimdi ne durumdadır? Hani çok da merak ediyorum. Çünkü bu yerleşimin benim çocukluk anılarımda önemli bir yeri vardır. Daha ortaokul (1959) yıllarında Antalya'da turist rehberliğine başladığımdan, çevremdeki her dönemden eski eserlere müthiş bir ilgi duyuyordum. Bir gün okulda sınıf arkadaşlarımdan macera sever ikisini ikna ederek, günübirlik kiraladığımız bisikletlerle, o günlerin küçük bir yerleşimi olan Varsak köyü yakınındaki Lyrboton Kome antik kentine gittik. Tüm alan kayalıklar ve maki bitkilerle kaplıydı. Bir Alman araştırmacının kitabından not aldığım eski binaları bulup gezdik. Çalılardan birçok yerimiz çizilmişti. Kentin içinde, yer altından geçen Düden Çayı'nın çıkıp-battığı yerde, antik devre ait basamaklardan obruğa indik. Su içmeye çalıştık başaramadık. (Düden Suyu'nun yönü, Devlet Su İşleri'nin 1960'lı yıllarda Kepez Elektrik Santrali için değiştirilmiştir. Bu düzenleme sonucunda Obruk alanının suyu kesilmiş ve düden kurumuştur.) Her üçümüz için maceralı bir gün olmuştu. O günden sonra çevremizdeki yakın, başka yerlere de bisikletle araştırma gezilerimiz sürdü. 40 yıl kadar önce yayınladığım kitabımda Antalyalılara ilk kez tanıttığım Lyrboton Kome antik yerleşim yeri günümüzde, Kepez Belediye Başkanı Hakan Tütüncü tarafından, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Antalya Müzesi işbirliği ile Akdeniz Üniversitesi'nden hocamız Prof. Dr. Nevzat Çevik başkanlığında bir kazı ekibi tarafından yeniden yaşama, yani yaşayan bir arkeoparka dönüştürülüyor. Böylece artık orada kaçak kazı da yapılamayacak. Çünkü içinde yaşanan yer, korunan yerdir. Çevresinde yaşayanlara ve bunu yaşatanlara Ne mutlu!
İLK TÜRKÇE YAYIN
1969 yılında yazıp, bir Alman ailenin maddi katkıları ile 1973 yılı başında yayınladığım, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 'İlk ve Orta Dereceli Okullara Kaynak Kitap' olarak tavsiye edilen ve sonra 5 baskısı yapılan 'Antalya Tarihi ve Turistik Rehberi' adlı kitabımda Lyrborton Kome Antik yerleşimi şu cümlerle yer almıştı.
LYRBOTON KOME
"Antalya kent merkezine 15 km kadar kuzeyde, Varsak Kasabası civarında bulunan bu yer, antik devirde Perge'ye bağlı bir köydü. Pamfilya Ovası'nın ikinci terasının kenarında, kayalardan oluşan doğal bir surla çevrilmiş, çukurca bir alanda kurulmuş olan Lyrboton Kome Kenti'nin ana girişini kalıntıların güneydoğu tarafındaki çöküntü meydana getirmektedir. Her tarafı çalılar bürümüş olduğundan harabe içinde dolaşmak biraz yorucudur. Burada görülebilecek başlıca eserler arasında, Roma İmparatorluk devrinin ilk yüzyılına ait bir kule, olasılıkla 5. yy'a ait iki kilise, İS 2. yy'a kadar inen mezarlardır. Kiliseler zaman zaman birçok değişiklikler geçirmiş ve uzun süre kullanılmıştır. Birincisi üç nefli bir bazilika olup, altar tarafındaki izlerden anlaşıldığı üzere, semerdam şeklinde bir çatı ile örtülü idi. İkinci kilisenin ise yine üç nefli bir bazilika olduğu anlaşılıyor. Kilise'nin avlusunda (Atrium) direkli galeri kalıntıları göze çarpar. Önemli bir eser de kapağında kör bir karı-kocayı tasvir eden mezar anıtıdır. Yazıtı, mezarın İS 2. yy'a ait olduğunu göstermektedir. Mezarların çoğunluğu köşeleri akroterli, semerdam şeklinde kapakları olan ve sanduka kısmı kayalardan oyulmuş mezarlar oluştururur. Antik Katarraktes (Düden Çayı) burada iki defa meydana çıkar, Yukarı Düden'e kayalara oyulmuş basamaklarla, Aşağı Düden'e ise bir rampa ile inilir. Bu rampa üzerinde araba tekerleklerinin bıraktığı derin oyuntular hâlâ görülür. Bügün olduğu gibi ilk çağlarda da köyün suyu bu düdenlerden sağlanmıştır. Düden'in burada meydana getirdiği şelale görülmeye değer olduğu kadar, Büyük Iskender'in Perge'den Termessos'a buradan geçerken, Aspendos'tan haraç olarak aldığı atlarını burada suladığına dair rivayetler nedeniyle büyük bir tarihi önem taşımaktadır. İskender'e izafeten bu Varsak'taki şelaleye 1950'li yıllarda "İskender Şelalesi" de denirdi. Bu Şelale çevresinde Lyrboton Kome kentine ait bir güneş kursu, zeytin sıkmaya yarayan değirmen taşı ve birkaç kaya mezarı görülebilmektedir."