Memleketi Gambia'da 22 yaşındaki Amadou Jallow üniversiteden yeni mezun olmuş bir reggae severdi ve bir lisede fen bilimleri öğretmeni olarak iş bulmuştu. Ama içinden bir ses onu Avrupa çağırıyordu.
Batı Afrika'da bulunan ülkesinde, Jallow'un maaşı ayda sadece 50 euroya denk geliyordu ve temel ihtiyaçlarına zar zor yetiyordu. Gambiya'nın en büyük şehri Serekunda'da herkes Avrupa'da kolay para kazanıldığından bahsediliyordu.
Jallow bu konuşmaları acı bir tebessümle hatırlıyor. Jallow, diğer yüzlerce göçmenle birlikte İspanya'nın güneyindeki Palos de la Frontera köyü yakınlarında ormanlık bir alanda yaşıyor. Evlerini plastik ve karton parçaları ile yaptılar.
Açık bir borudan içtikleri suyun güvenli olup olmadığını bile bilmiyorlar. Polis zaman zaman barınakları yıkmak için buldozerlerle buraya geliyor. Ancak genelde buradakilere karışılmıyor. Avrupa'daki 6 yılın sonunda Jallow son derece zayıf görünüyor. Ateş yakmak için çer çöp toplarken, "Bizler ilkel insanlar değiliz. Medeni olduğunuzu sanıyorsunuz.
Ama biz burada bu şartlarda yaşıyoruz. Mahvoluyoruz" diyor Jallow. Libya'da ve Kuzey Afrika'nın diğer bölgelerindeki siyasi ayaklanmalar binlerce yeni mültecinin Akdeniz üzerinden Avrupa'ya geçmesini sağladı. İlk zamanlarda Tunusluları taşıyan tekneler, artık Sahra-altı Afrika'dan mültecilerle dolu.
Uzmanlar, Somalililer, Eritreliler ve Nijeryalılar gibi yıllardır Avrupa'ya gidebilmek için Kuzey Afrika'da dolanıp duran binlerce mültecinin de daha iyi bir yaşam umuduyla aynı yolu izleyeceğini söylüyor. Fakat Jallow ve ondan önce buraya ulaşmış diğerleri, Avrupa'da hiç hayal etmedikleri zorluklarla karşılaştı. Jallow günde sadece iki öğün yemek yiyor ve bu da genelde bir dalla karıştırdığı, un ve yağdan yapılmış tatsız tuzsuz bir lapadan ibaret.
Yetkililer çilek, böğürtlen ve yaban mersiniyle ünlü İspanya'nın güneyindeki Endülüs eyaletinin ormanlık bölgelerinde 10 bin kadar göçmenin yaşadığını tahmin ediyor. Zeytin, portakal ve sebze üretilen diğer bölgelerde binlerce göçmenin daha olduğunu söyleniyor. Yakından bakılınca yaşadıkları sefalet ortaya çıkıyor.
Her yerde çöp yığınlarıyla dolu. Sinekler etrafta kol geziyor. Ağaç dallarında yağmur ve kirden kaskatı olmuş eski kıyafetler asılı. Buna karşın ormanlarda yaşayan adamlar memleketlerindeki yakınlarına doğruyu söyleyemiyor. Onlara sokaklara park edilmiş Mercedes'lerle çektirdikleri fotoğraflarını gönderiyorlar. Jallow, yıllardır böyle bir arabanın hayalini kurduğunu söylüyor. Jallow her şeye rağmen Gambia'ya dönmeyi düşünmediğini söylüyor.
"Burada ölmeyi tercih ederim. Oraya eli boş dönemem" diyor. Göçmenler çiftliklerde iş arıyor. Ancak Endülüs'teki Çiftçiler Sendikasının Genel Sekreteri Diego Cañamero, göçmenlere tarım zehirleriyle alakalı işlerin teklif edildiğini söylüyor. Civar barlarda da istenmiyorlar. Cañamero, "Erkek göçmenlerin kötü koktuğunu ve fazla para bırakmadıklarını söylüyorlar. Aslında çoğu Müslüman ve alkollü içki tüketmiyorlar" diyor.
Jallow, Kanarya Adaları'na gidecek bir tekne bulma umuduyla 2002 yılında bisikletine atlayarak evi terk etti ve Senagal'e doğru yola çıktı. 2004'te bir gece Guinea-Bissau'ya vardığında, birkaç saat içinde bir teknenin Avrupa'ya doğru yola çıkacağını öğrendi. Tekne o kadar doluydu ki (131 kişi vardı) denizde geçirdiği 11 gün boyunca kolunu bile kıpırdatamadı.
Son beş gün yemeksiz ve susuz geçti. Yolcular sürekli kusuyordu. Karşısında oturan adamın öldüğünü ancak bir gün sonra anlamışlar. Ceset daha sonra denize atılmış. Kanarya Adaları'ndaki bir cezaevinde 40 gün geçirdikten sonra Jallow anakaraya getirildi ve ülkeyi terk etmesini belirten standart bir hükümle serbest bırakıldı.
Jallow, "Milyoner olacağımı sanmıştım" diyor. İspanya'da geçirdiği altı yıl boyunca Jallow restoranlarda ve çiftliklerde kısa dönem buldu. Bazen 10 saatlik çalışması karşılığında 30 euro alıyordu. Avrupa'ya geldiğinden beri yaklaşık 12 bin euroya yakın para kazandı ve bu paranın üçte birini ailesine gönderdi. Parası olmadığı için aylardır ailesiyle konuşamıyor. "Şu anda herkes için hayat çok zor" diyor.