10 Nisan 2026'da Ankara Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü Konferans Salonu'nda, YETİ Dağcılık Spor Kulübü tarafından düzenlenen panelde, dağ rehberliğinin Türkiye'de henüz hukuki ve kurumsal bir meslek olarak tanımlanmadığı vurgulandı. Panelde, mevcut yapının iyileştirilmesinden ziyade, uluslararası standartlara uygun yeni bir mesleki altyapının oluşturulması gerektiği yönünde görüş birliği oluştu.

Panelde konuşan emekli büyükelçi olan dağcı Ömer Burhan Tüzel, Türkiye'de dağ rehberliği eğitim ve sertifikasyon altyapısının bulunmadığını belirterek, bu alanın müstakil ve yasal bir meslek olarak ele alınması gerektiğini ifade etti. Dağ rehberliği eğitiminin bir dağcılık eğitimi değil, üst düzey dağcılara yönelik bir uzmanlık alanı olduğuna dikkat çeken Tüzel, Türkiye Dağcılık Federasyonu'nun (TDF) turizmden ziyade dağcılık sporunun gelişimine odaklanması gerektiğini kaydetti. Tüzel ayrıca ileride oluşturulacak mevzuatta standartların düşürülmesinin ciddi sakıncalar doğuracağını vurguladı.
Akademisyen Gıyasettin Demirhan ise eğitim süreçlerinde teorik bilgi ile saha deneyiminin birlikte ele alınması gerektiğini belirterek, risk yönetiminin dağ rehberliğinin temel unsurlarından biri olduğunu dile getirdi. Demirhan, rehberliğin "olmayacak olanı tahmin etme sanatı" olduğunu ifade ederken, sürekli mesleki gelişim süreçlerinin (CPD) standart hale getirilmesi gerektiğini söyledi.
Dağ rehberi ve Montis Trips & Expeditions firmasının kurucu ortağı Ercan Selim Kolbakır da Türkiye'nin coğrafi yapısı ve turizm talebi dikkate alındığında, uluslararası sertifikasyon süreçlerine entegrasyonun önemine işaret etti. Kolbakır, başlangıç aşamasında UIMLA (Uluslararası Dağ Liderleri Birlikleri Birliği) sertifikasyonunun uygun bir model olacağını, uzun vadede ise IFMGA (Uluslararası Dağ Rehberleri Birlikleri Federasyonu) denkliğinin hedeflenmesi gerektiğini ifade etti. Uluslararası geçerliliğe sahip sertifika eksikliğinin Türkiye açısından ekonomik kayıp yarattığını belirten Kolbakır, kamu kurumları ve üniversitelerin iş birliğiyle ulusal bir sertifikasyon sisteminin kurulması gerektiğini kaydetti.
Dağcı ve eğitmen Hasan Hüseyin Boğaz ise özellikle yeni başlayanların risk algısındaki zafiyetlere dikkat çekerek, rehberliğin temel işlevinin katılımcıların öngöremediği tehlikeleri yönetmek olduğunu ifade etti. Boğaz, saha tecrübesine dayalı liyakatin önemine vurgu yaparak, arama-kurtarma süreçlerinde yaşanan sorunların profesyonel bir mesleki yapı ve sigorta sistemiyle aşılabileceğini belirtti. Panelin sonuç bildirgesinde, Türkiye'de "dağ rehberliği" kurumunun mevcut haliyle hukuki ve teknik bir zemine oturmadığına dikkat çekildi. Bu kapsamda, dağ rehberliğinin antrenörlük ve mihmandarlıktan ayrı, yasal olarak tanımlanmış bir meslek haline getirilmesi gerektiği ifade edildi. Ayrıca geçmişten kalan mihmandarlık belgelerinin rehberlik yetkisi taşımadığı ve bu durumun sahada yetki karmaşasına yol açtığı belirtildi. Bildirgede, TURSAB, TUREB, TDF ve ilgili bakanlıklar arasındaki koordinasyon eksikliğinin giderilmesi için yeni bir yasal altyapıya ihtiyaç olduğu vurgulandı.
Sonuç ve öneriler bölümünde ise Türkiye Dağcılık Federasyonu öncülüğünde, Kültür ve Turizm Bakanlığı, TURSAB, TUREB ve üniversitelerin katılımıyla kapsamlı bir mevzuat çalışmasının başlatılması gerektiği ifade edildi. Ayrıca Alp Dağları kuşağındaki ülkeler örnek alınarak ulusal bir dağ rehberliği eğitim sistemi kurulması ve ileride uluslararası kuruluşlara entegrasyonu hedefleyen bir "Türkiye Dağ Rehberleri Birliği" yapısının oluşturulması önerildi. Bildirgede, eğitim müfredatının modern pedagojik yaklaşımlar, risk yönetimi ve uygulamalı öğrenme modellerini içerecek şekilde tasarlanması gerektiği de kaydedildi.