“BİR GÜN” diyor, “Türkiye’de bir üniversitenin diş hekimliği fakültesinden mezun olmuş bir kız arkadaşım bana, diplomasının Alman makamlarınca tanınmadığını söyledi. İşte o gün birlikte bir şeyler yapmaya karar verdik. Yükte hafif, pahada ağır bir şeyler satacaktık.”Frankfurt’ta 10, 12 ve 14 yaşlarında üç kız çocuğuyla birlikte yaşayan ve başarılı bir iş kadını olarak devam ettirdiği profesyonel hayatını bu küçük ailesiyle iç içe bir yaşamla sürdüren Sema Sezen, gümüş takılar tasarlıyor. Eserleri Avrupa’nın birçok ülkesinde stil sahibi kadınlar arasında alıcı buluyor; hatta Amerika’da bir sanat müzesinin satış mağazasında teşhir edilmeye başlanıyor.\n\n
DOĞRU İNSANLARLA 19 YIL\n\nSEMA Sezen, TEZER markasıyla tanınan ve son on yıldır Avrupa’da taklit edilen markalar arasında yer alan takılarını tasarlamaya 1993 yılında başlamış. “Aslında işe 1991 yılında başladım” diyor; “katıldığım ilk iki fuarda bazı Türk imalatçılarından satın aldığım ürünleri sergiledim ve başarısız oldum. Tam vazgeçiyordum ki, vazgeçmekten vazgeçtim. Ve üçüncü fuarımda kendi tasarladığım takıları sergiledim. Büyük çıkışımı 1993 yılında Frankfurt Ambiente Fuarı’nda yaptım. Öyle büyük siparişler aldım ki, ürün yetiştiremez hale geldim” diyen Sezen, bu başarısının en önemli unsurunun doğru insanlarla çalışmak olduğunu belirtiyor ve ekliyor, “İstanbul’da 19 yıldır birlikte çalıştığım müthiş bir ekibim var”.\n\n
PARA İKİNCİ PLANDA\n\nSEZEN, “Ben bu işe başlarken para kazanmayı birinci planda tutmadım. Kaliteli ve şık bir şeyler yapmak istedim. Daima işin hakkını verdim. Çok çalıştım. İçimde adına ‘yaratıcılık’ dediğim bir güç vardı. Beni coşturan ve yönlendiren oydu. Ve en büyük şansım gümüşle birlikte hayal ettiğim her şeyi somut birer varlık haline dönüştürebilen bir teknik ekiple çalışıyor olmamdı..” Sezen, yeni bir koleksiyonun hazırlığı içine girdiğinde kendisini İstanbul’daki atölyeye kapattığını, bazen dört beş gün hiç bir şey üretemediğini söylüyor.\n\n \n\n
FRANKFURT