Durdurun zamanı inecek var!
Audrey Niffenegger'ın bilimkurgu romanından beyazperdeye uyarlanan Zaman Yolcusunun Karısı, Rachel McAdams ile Eric Bana'yı bir araya getiriyor. Birbirlerine âşık bir çifti oynayan McAdams ile Bana filmi anlattı
- Siz Rachel McAdams, romantik biri misiniz?
- Rachel McAdams: Evet. İtiraf ediyorum, öyleyim. Romantizme bayılıyorum. En sevdiğim filmlerden bazıları aşk öyküleri. Karakterlere âşık olma fırsatı elde ediyorsunuz. Onların yaşamlarını ve gerçek hayatta göremeyeceğiniz samimi anlarını derinlemesine inceleme olanağına sahip oluyorsunuz. İlişkileri, insanların birbirleriyle iletişimini çok cazip buluyorum. Anne babama baktığımda, o kadar uzun süredir birlikteler ve hâlâ o kadar âşıklar ki...
- Kendi yaşlı halinizin sizi ziyaret etmesini ister miydiniz?
- R.M: Bu konuda bir kitap okudum. 30 yaşlarını süren bir grup kadın, genç hallerine mektup yazıyorlar. Bence harika bir şeydi. Kendilerine çok güzel öğütler verdiler. Yani evet, bu hoşuma giderdi. Bence daha yaşlı ve bilge halim bana birkaç şey öğretebilirdi.
- Eric Bana: Bilmiyorum. Bence şimdiki halimin yapacağı bir ziyaret 20 yaşındaki halimin epey işine yarar. Ama gelecekteki versiyonumdan haber almak isteyip istemediğimden emin değilim. Bilinmezi severim, gizemli şeylerden hoşlanırım. O yüzden, bunu pek fazla isteyeceğimi sanmıyorum.
- Kitap size nasıl bir rehberlik etti? Karakterin belli unsurları için kitaba başvurdunuz mu?
- R.M: Başvurdum. Yani bilgi açısından büyük bir hazine içeriyordu. Audrey de bu karakterlere oldukça ayrıntılı yaklaşmış. Aynı zamanda, belli bir noktada her şeyi bırakıp kendi yorumumuzu katmamız gerekiyordu. Ama kitaptaki her şeyi ve ondan bir şeyler alma fırsatını minnettarlıkla karşıladım.
- Kitap da film de bir sürü farklı zaman dilimi etrafında sıçrayıp duruyor. Yönetmenin size 'duygusal olarak şu an şu zaman dilimindesiniz' demesine ihtiyaç duydunuz mu?
- E.B: Gerçekten çok şanslıydık. Üçümüz prodüksiyon öncesi gerçekten çok iyi provalar yaptık. Oturup karakterlerin tam olarak nereye gittiğini ve ne gibi aşamalar kaydettiklerini planlayacak bol bol zamanımız oldu. Bu bir zorunluluktu. Bu prova dönemi olmadan filmi yapmaya teşebbüs bile edemezdik. Zamanın herhangi bir noktasında öykünün ve ilişkimizin nereye gittiği konusunda çok net olan Robert'a (Yönetmen Robert Schwentke) inancım sonsuzdu. Ama ben sürekli Robert ve Rachel'a boyun eğdim. Bana hangi zamanda olduğumuzu hatırlatmaları için onlara muhtaçtım.
- R.M: Ben senin saçından hatırladım. (Gülüşmeler)
- E.B: Ben de senin peruklarından.
- Sizin için 'kader' kelimesi ne ifade ediyor?
- R.M: Bence kader, burada olmak ve bu hayatı sürmek. Bugün arkadaşlarla bundan söz ettik biraz. Bir elin size kim bilir nereden rehberlik etmesi ve aynı zamanda özgür iradenizle zorluklara göğüs germeniz arasında bir denge var. Bence bizi olduğumuz yere getiren şey, ikisinin bileşimi. Bence biraz denetim var ama çok fazla değil.
- E.B: Evet, ben de öyle düşünüyorum. Bence hayatımızdaki insanlara, bu insanlarla birbirimizi nasıl bulduğumuza ya da ister iş ister ortak bir arkadaşımız olsun bizi bir araya getiren şeyin ne olduğuna baktığımızda korkutucu bir manzarayla karşılaşıyoruz. Bu manzara beni hep büyülemiştir. Kitapçıda, yarış pistinde, okulda ya da yaptığınız işin bir sonucu olarak birilerine rastlıyoruz. Hayatınızın bir noktasında etrafınızdakilere bakıp hepinizin nasıl bir araya geldiğinizi düşünün... O zaman ne demek istediğimi anlayacaksınız. Ben bu tesadüfleri büyüleyici buluyorum. Bence bunun özellikle ilişkiler üzerinde etkisi var.
- Filmde, izleyicilerin özellikle etkisinde kalacakları bir sahne var mı?
- R.M: Hayır. Filmin tamamının çok etkileyici olduğunu düşünüyorum. Çünkü çiftimiz birlikte çok uzun bir hayat geçiriyorlar ve bu hayatın her aşaması etkileyici. Benim için özellikle öne çıkan bir an yok.
- E.B: Bence de. Bana göre doruk noktası, filmin tümü. Tabii ki özel olduğunu hissettiğim pek çok an var ama benim için özellikle sonu çok önemli...