Evrim Alataş'ın ismini
Radikal 2'ye ve
Birikim'e yazdığı güzel yazılarından tanıyoruz. Yıllar süren gazetecilik yaşamından sonra yerleştiği Diyarbakır'da çocukluk arkadaşı Fidel'i, Fidel'le birlikte büyüdüğü Malatya'nın Akçadağ ilçesine bağlı Kürt-Alevi köyü Gölpınar'ı,
Her Dağın Gölgesi Deniz'e Düşer'de anlatıyor Alataş. Tamamı yaşanmışlıklara dayanan kitaptaki her olay ve her kahraman gerçek. Özellikle dağ düşüne kapılıp, düşünü gerçekleştirme yolundayken 17'sinde ölen Fidel. Roman, vücudundaki deliklerin farkında olan ölü Fidel'in ağzından altı saatte anlatılan uzun bir öykü aslında. Bir patikanın bekâretinin bozulduğu ve kızlık kanının bir yanardağ lavı gibi aktığı anda, ruhunu sol omzundan çıkarken yakalayıp, bulduğu bir bağırsak parçasıyla bağlayan Fidel'in, sabah altıda ruhuyla birlikte dünyayı terk etmeden önce bir nefeste anlattıklarından oluşuyor
Her Dağın Gölgesi Deniz'e Düşer. 17 yaşında ama köyünün 60 yılının hikâyesine vakıf bir bilge edasıyla anlatıyor, köyünde yapılan cemleri, barajlara kurban edilen Sultansuyu'nu, Akçadağ'da kurulan köy enstitüsünü, 70'lerde kapılınan devrim düşünü, köylerine gelen Deniz'i, Hüseyin'i, Yusuf'u ve onlarla birlikte Nurhaklara çıkan amcası Teslim Töre'yi. Evrim Alataş'ın, "O benim çocukluğumdu," dediği Fidel'e anlattırdıkları bunlarla sınırlı değil: Köylerinde sonradan oluşturulan ve Sünni Türklerden menkul Kürne mahallesini, köydeki Alevi- Sünni çelişkilerini, o yıllarda Alevilere yönelik katliam provalarını, köylülerin Maocu-Stalinist çelişkilerini, Stalinist ninesi Xace'yi, 1 Mayıs 1978'deki Taksim mitingine gelmek için İstanbul yollarına düşen annesini ve diğer köylü kadınları, 12 Mart'ta asılan Denizlerin köyde hâlâ yaşayan ruhunu, buna rağmen süren devrim mücadelesini ve her şeyi bıçak gibi kesen 12 Eylül fırtınasını.
Her Dağın Gölgesi Denize Düşer bir ölünün ağzından yazılan, ülkenin epeyce kötü zamanlarını anlatan bir roman olmasına rağmen, yazarının esprili üslubuyla zaman zaman gülümsetiyor da insanı. 'Kötü nine' Xace'yi gözünüzde hemen canlandırabiliyorsunuz Alataş'ın dilinde, Sinan Cemgil'i Nurhaklarda "Biz bir meşale yakarız, diğerleri ardımızdan gelir," derken hayal edebiliyorsunuz. Evrim Alataş'la Diyarbakır'da bir yaz sıcağında buluştuk ve iki eski arkadaş olarak, samimi bir sohbetle konuştuk buğusu tüten romanını. Soru ve yanıtlara geçmeden önce alanında ilklerden biri olan romanın okunmasının, ülkemizde epeyce yoksun olan empati duygusunun gelişimine önemli bir katkıda bulunacağını belirtmek gerek.
- Kitabın ne kadarı gerçek?
- Yazdığım her şey gerçek aslında, sadece bazı yerlerde küçük kurgular yaptım.
- Yani Fidel diye biri gerçekten vardı...
- Evet Fidel diye biri bir zamanlar vardı ve bu roman da onun karın ağrısıyla yazıldı zaten.
ARAMIZDA GİZLİLİK VARDI
- Nasıl biri olduğunu anlatır mısın?
- Benim çocukluğumdu. Yapışık gibiydik, onu hatırladığımda kendimi hatırlıyorum. 20 gün arayla doğduk, beraber büyüdük, aynı yatakta uyuduk, aynı sırada oturduk, aynı ağacı taşladık, birlikte ceviz çaldık. Sonra ben İstanbul'a gittim, o köyde kaldı, ilk ergenlik dönemlerini göremedim. Güzel bir çocuktu Fidel, çekik gözleri, dik saçları vardı.
- Fidel, ünlü devrimcilerden Teslim Töre'nin yeğeni değil mi?
- Evet öyle. Ben de yeğeniyim, biz iki aile akrabayız. O baba tarafından yeğeni, ben de anne tarafından.
- Kitapta inanılmaz güzel bir köy tasviri var... Sizin köye gitmiş gibi oldum okurken...
- Herkes kendi geçmişini çok sever, ama hakikaten çocukluğumda çok güzel bir köydü Gölpınar. Çünkü çok kalabalıktı, her ailede yaşıtlarım vardı. Sultansuyu çok güzel bir vadiden geçerdi, vadi bahçelerle doluydu. Bahçeler köyün çocuklarının talanı altındaydı. Köyün içinden akan büyük dere, çocuklar için deryaydı. Sonra göçlerle köy boşalmaya başladı, Sultansuyu'nu baraj yaptılar bahçeler yok oldu, dereyi kanala çevirdiler kurudu. Köy sesizleşti. Eğlenceli bir köydü, insanlar kendileriyle dalga geçmeyi bilirlerdi.
- Hâlâ yeşil mi anlattığın gibi?
- Yeşil tabii, her taraf kayısı ağaçlarıyla dolu. Evler yıkıldı, yıkılan evlerin yerine köylüler dönüp yeni evler yapmaya başladı. İnsanlar yazın köyde, kışın şehirdeler.
- Gölpınar'ın önemli bir özelliği Kürt ve Alevi köyü olması. Köyde sonra Kürne adlı bir Sünni mahalle yaratılıyor ve bu başka bir ruh haline yol açıyor.
- Biz onların koktuğunu düşünürdük, onlar da bizim kuyruklu olduğumuzu. Aynı okulda okuyorduk ama aramızda hep bir mesafe vardı, uyuşamıyorduk. İlkokuldayken biz saz eşliğinde deyişler söylüyorduk, Kürne'nin çocukları "Sana benim gözümle bakmayanın mezarını kazacağım," diye şiirler okuyorlardı. Aramızda hep bir gizlilik vardı. Köye devrimciler gelirdi ve bu onlardan gizlenmesi gereken bir sırdı. İki tarafın arasında evlilik mevzubahis bile olamazdı. Şimdi biraz daha yumuşamış, ne bizim taraf radikal solcu, ne o taraftakiler radikal milliyetçi.