Bugün Türkiye'de altı tane Fransız okulu bulunuyor. Saint Benoit, Sainte Pulcherie, Notre Dame de Sion, Saint Joseph (İstanbul), Saint Joseph (İzmir) ve Saint Michel liseleri. Hepsi Osmanlı döneminde kurulmuş ve bugün hâlâ pek çok ailenin, iyi eğitim alması için çocuğunu yollamaya hevesli oldukları okullar. Bunlar sıradan birer eğitim kurumu değil, amaçları sosyal, özgüveni yüksek, belli değerlere sahip, sorumluluk sahibi bireyler yetiştirmek. Peki bu okullar nasıl kuruldu, geçmişte nasıldı, bugünkü işleyişleri nasıl? İşte bu soruların yanıtı, Paris'te Türk Mevsimi etkinliklerinden biri olarak açılan 'Türkiye'de Yaşıyorum, Fransızca Konuşuyorum' sergisinde yer alıyor. Sergide hem okulların bugünkü işleyişi ve dinamizmi hem de bugüne taşıdıkları tarihi mirasın yarattığı kültürel devamlılık yansıtılıyor. Hem okullardaki hem de Osmanlı'dan günümüze ülkedeki değişimi adım adım takip edebiliyorsunuz. Dünden ve bugünden fotoğraflar, bir film, çeşitli belge ve objeler eşliğinde... Serginin küratörü Saadet Özen. Okulların bugününü yansıtan fotoğrafları, imzasına, birini elinizde tuttuğunuz SABAH Hafta Sonu Ekleri'nden aşina olduğunuz Tijen Burultay çekti. Tasarımcı Selçuk Özdoğan ise yeni ve eski fotoğrafları panolara, okulların bir gününün hikâyesini anlatacak şekilde yerleştirdi. Saadet Özen ve Tijen Burultay'la, bir süre sonra Türkiye'de de açılacak olan serginin hikâyesini konuştuk.
- Bu serginin fikri nasıl ortaya çıktı?
- Saadet Özen: Okullardan çıktı. Fransa'daki Türkiye Mevsimi kapsamında 400 kadar etkinlik yapılıyor. Türkiye'deki Fransız okullarından mezun olmuş ve Fransa'ya yerleşmiş insanların kurduğu dernek UNION da gidip bir yer bulmuş, Paris 6. Belediye'nin salonlarından biri. Okullardan da bana böyle bir sergi için teklif geldi.
- Neden size?
- S.Ö: Ben Dame de Sion mezunuyum. Daha önce de Dame de Sion'un 150. kuruluş yıldönümünde böyle bir sergi yaptık ve bir kitap hazırladık. O yüzden arşivleri tanıyordum. Roma'ya gittim o zaman, rahibelerin arşivlerinde de çalıştım. Fransız okulları benim için artık bir araştırma konusu oldu. Bu sergi için de sadece okullardaki arşivlerde değil, bu okulları kurmuş olan dini kurumların Paris ve Roma'daki arşivlerinin de envanterini yaptık. Bu, ileride bizim yapmak istediğimiz her çalışmaya zemin hazırlıyor. Araştırmacılar da bundan yararlanabilir. Çünkü bunlar sadece basit birer okul arşivi değil, aynı zamanda Türkiye'yle Fransa arasındaki yazışmaları, dolayısıyla ilişkileri gösteren, ayrıca mesela Şapka Devrimi gibi olayların nasıl yaşandığını anlatan günlükleri içeren arşivler.
- Siz bu işe nasıl dahil oldunuz?
- Tijen Burultay: Ben Saadet'in Dame de Sion projesindeki kitap için fotoğraf çekmiştim. Saadet'e böyle bir sergi teklifi gelince yine benimle irtibata geçti.
- Peki sergiyi hazırlarken nasıl bir bakış açınız vardı?
- S.Ö: Çekici gelen şey, ne kadar arşiv varsa hepsini ortaya dökmekti. Yani nostaljik bir bakıştı, çünkü herkes bunu seviyor aslında. Ama biz özellikle bundan uzak durmaya çalıştık. 'Öncelikle değişimi göstermeliyiz,' dedik. Çünkü aslında bu okullar çok az tanınıyor. Tijen okullardaki gündelik hayatı fotoğrafladı. O fotoğrafları da eski fotoğraflarla destekledik. Öne çıkarmak istediğimiz şey 'Okullar bugün neredeler?' konusuydu.
- Nasıl bir çalışma yaptınız?
- T.B: Fotoğraf çekimi açısından çok handikapları olan bir konuydu. Bir kere okul hayatı çok kısıtlı bir alan. O yüzden birbirini tekrar eden ve sıkan fotoğraflar olma ihtimali vardı. Ama bu okulların aslında çok zengin yapıları var, sosyal faaliyetler açısından. Onun dışında kamuya dönük de çok çalışmaları var. Konserler, sergi salonlarında yapılan halka açık etkinlikler gibi. Ayrıca mesela yaşlıların ziyaret edilmesi gibi sosyal sorumluluk bilinciyle yapılan etkinlikleri de var. Mesela Doğu Anadolu'da yakıt alamayan bir okulu kardeş okul ilan ediyorlar. Çocuklar kendi ürettikleri birtakım eşyaları satarak gelir elde ediyor ve o geliri yakıt almaları için o okula gönderebiliyorlar. İşte bunlar işi renklendirdi.
- Bu okullarda öğrenciye farklı bir karakter özelliği kazandırmaya da çalışılıyor değil mi?
- S.Ö: Eskiden, din adamları eğitim verirken bu okullar çok daha katı yerlerdi. Koridorlarda konuşmak yasaktı mesela, bahçeye çıkana kadar. Ama bu değişti. Biz bu sergi için bir de 15 dakikalık tanıtım filmi yaptık. Orada eski mezunlara sorduk, 'Sizin aklınızda okuldan en çok ne kaldı?' diye. Hepsi disiplin diyor. Muhafazakâr demeyeceğim ama daha kontrollü insanlar yetiştiriyorlar. Kendini sorgulayan, görev bilinci yüksek... Çalıkuşu mesela, Dame de Sion mezunudur. Oradaki tipleme çok uygun aslında. Ahlaken kendini sürekli kontrol altında tutan ama aynı zamanda uyanık, neşeli, sorunların üstesinden gelmeyi bilen, fakat sorumluluk bilinci de çok yüksek. Tabii artık kadro çok değişti, hiç din adamı yok. Fakat ister istemez bazı gelenekler korunuyor. Şunu söyleyebilirim: Cumhuriyet'in yetiştirmek istediği hafif muhafazakâr, modernist birey esasen Fransız okullarının yetiştirmek istediği birey aynı zamanda.
- T.B: Ben ilk ve orta eğitimimi bir kasabada aldım. Ve şu anda bu liselerde gördüğüm, bana göre çok fazla özgürlükçü okullar oldukları.
- S.Ö: Osmanlı döneminde, Türkiye'de Levanten dediğimiz yabancılar da yaşıyor. Ve bu okullar onlar için açılıyor aslında. Ama sonra Tanzimat'la beraber Fransızca kültür dili haline gelince, her cemaatten aile çocuğunu göndermeyi istiyor. Cumhuriyet'ten sonra da din adamlarının kurduğu o sert yapı yumuşamaya başlıyor. 50-60'lara kadar o din adamları yine var. Cumhuriyet, nitelikli eğitim ihtiyacıyla bu okulları istiyor. Ama 'Laikleşeceksiniz,' diyor. 1924'te bütün dini simgeler kaldırılıyor.