Recep İvedik dönüyor ve olasılıkla yeni rekorlara yelken açıyor. Ama filmi görünce, keşke dönmeseydi de yerinde kalsaydı dememek ve bari bundan sonra dönmesin dileğinde bulunmamak mümkün değil. İlk filmi geç de olsa görmüş, belli ölçüde komik bulmuş ama bir eleştiri yazamamıştım. Ancak çeşitli soruşturmalarda filme, o karaktere ve Şahan olayına hoşgörüyle yaklaştığım sanırım hatırlanır. İkinci bölümü yine ben dışardayken gösterime soktukları için görüp yazamadım. İşte bu kez tam zamanında gördüğüm yeni bölüm üzerine taze izlenimler... Recep İvedik, yine bildiğimiz gibi. Öfke fışkırtıyor, nefret kusuyor, bir hakaret makinesi gibi çalışıyor. Skeçler halinde ilerleyen filmde, babaannesinin ölümüyle depresyona giren Recep'in buna çeşitli çareler araması gösteriliyor: Mahalle kadınlarıyla bir tür 'toplu terapi', psikolog ziyareti, cinci hocadan medet umma, vs. Ama hiçbiri olmuyor. Sonra Recep uzaklardan yanına gelen bir genç kızla tanışıyor. Gerçi ona da tüm sivri sivri dişlerini göstermekten geri kalmıyor. Ama sonunda anlaşıyorlar ve onun etkisiyle İvedik çeşitli kurslara katılıyor. Ve skeçler sürüyor. Filmin başında Recep'e rüyasında gözüken bir ermiş, "Sen tam bir hayvansın!" diyor. Başka söze gerek var mı? Ama nasıl başka türlü olsun ki? Bu filmde bunun kökenleri de biraz açıklanıyor: Bıyıklı bir annesi, hayvanat bahçesi ziyaretinde orangutan sanıldığı için muz verilen bir babası vardır! Yani "hayvanlık" genlerinde gizlidir. Ama onun hayvanlığı yalnızca görünüşünde değildir: Utanmasızca bıraktığı göbeğinde, asla jilet yüzü görmemiş, orman görünümündeki suratında, pek az değiştirdiği giysilerinde (tüm filmde iki gömlek!), leş gibi yatağında veya toz deposu evinde... Belki daha çok tavırlarındadır. Komşularına "gergedan gibi kadın" demesi veya "leş gibi kokan külotlu çoraplarını" anması gibi. Belki yalnızca üniversite hocası, ünlü psikolog, üçkâğıtçı hoca gibi kişilerin otoritesine yönelse sempatik olabilecek hakaret ve saldırılarını, sokaktaki kaçak DVD satıcısı, doktorun asistanı, flüt kursundaki gencecik öğrenci gibi kişilere yöneltmesi, onun tam bir medeniyet düşmanı ve insanlık yoksunu olduğunu kanıtlar. Bütün bunları katı bir ahlakçı tavırla söylemiyorum. Çünkü sinema tarihinde bu tür 'negatif komedyenler' de vardı: Küstahlık ve kabalığı bir komedi unsuru haline getiren... Akla hemen eşsiz W. C. Fields veya yakın zamanların Mr. Bean'i geliyor. Ama Gökbakar, onların tersine, özellikle sessiz sinemanın geliştirdiği o hareket komedisini, anlamsız bir beden dili haline getiriyor: Gövdesini sağa-sola çevirerek, ona-buna göbeğiyle vurarak... Filmden arta kalan hemen hiçbir gerçek komedi bölümü yok, kendi adıma doya doya güldüğüm bir tek sahne olmadı. Akılda kalan temel şey, uygar bir yaşamın, insanca ilişkilerin ve birazcık incelmiş bir zevkin en ufak izini bile taşımayan bir kabalıklar geçidi. Bilmiyorum, çok mu insafsız oldum? Ama doğrusu düşkırıklığım da o ölçüde büyük oldu. Film yine çok ilgi görebilir, yine birkaç milyon seyirciyi çekebilir. Hiç itirazım yok. Ancak, sosyolog değilsem de izin verin, şu gözlemi yapayım: Bizimki kadar bol kompleksli bir toplumda, bu olasılıkla doğaldır. Ve insanlara hakaretin ve kişilikleri itip kakmanın dozu fazlalaştıkça, bunlardan mutluluk duyacaklar, belki de bu filmin asıl seyircileridir
RECEP İVEDİK 3 *
Yönetmen: Togan Gökbakar Senaryo: Şahan Gökbakar, Togan Gökbakar, Can Ali Sabuncu Görüntü: Ertunç Şenkay Müzik: Oğuz Kaplangı Oyuncular: Şahan Gökbakar, Zeynep Çamcı, Sevim Yatlılar, Oktay Dener, Özcan Alişer, Mehmet Yumurtacı, Ayhan Işık, Bekir Tosun. Aksoy Film yapımı.