Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Kadın isterse...

Çiler İlhan başarılı bir iş kadını, yazar ve anne. Yoga yapıyor, yüzüyor, her şeye de gayet güzel yetişiyor. Onu yakından tanımakta fayda olduğunu düşündük

ÇIRAĞAN Palace Kempinski otelinin Halkla İlişkiler Müdiresi Çiler İlhan, 'Çocuk da yaparım kariyer de,' sloganıyla özdeşleşen 'başarılı kadın' portresine iyi bir örnek... 38 yaşında. Boğaziçi Üniversitesi'nde uluslararası ilişkiler ve siyasi bilimler eğitimi aldı. Küçük yaştan itibaren hep yazmak istiyordu ve daha üniversite üçüncü sınıfta, diplomat olmak yerine özel sektörde çalışmak istediğine, böylece bir yandan yazabileceğine kanaat getirdi. "Çünkü Türkiye'de sadece yazarlıktan para kazanmak çok zor, bunu biliyordum," diyor. Okulu bitirdikten sonra Pamukkale'de, ailesiyle birlikte bir termal otel kurmaya karar verdiler. O da tası tarağı topladı, İsviçre'ye otel yöneticiliği okumaya gitti. Dönüşte Pamukkale'deki otelin kuruluşunda yer aldı, işleri kardeşine devrettikten sonra İstanbul'a döndü. O günleri "O sırada eşimle de tanışmıştım. Ayrıca zaten yaptığım her şeyi planlı yapıyordum, ne istediğimi başından beri biliyordum," diye anlatıyor.

BÜYÜYE KAPILIP GERİ DÖNDÜM
İstanbul'a dönünce ilk olarak Hilton'da işe girdi Çiler İlhan. Halkla ilişkiler ve pazarlama departmanında çalışıyordu. 2000 yılında evlendi. "O kadar yoğun çalışıyorduk ki, gelinlik provalarına öğle tatillerinde gidiyordum," diyor. Hilton'dan ayrıldıktan sonra ise Ajans Medya'dan iş teklifi aldı. Time Out İstanbul dergisinde 'İstanbul'un Ritmi' başlıklı sayfaları yapmaya başladı. Ardından editörlük geldi ve bir anda dergici oldu İlhan. Yıl 2001. 2008'de Çırağan Otel'e geçene kadar da Ajans Medya'da farklı yayınlarda çalıştı, yayın yönetmenliği, yazı işleri müdürlüğü gibi görevlerde bulundu. Çırağan'dan teklif aldığında pek de niyeti yoktu otelciliğe geri dönmeye ama "Çırağan'ın çok farklı bir büyüsü vardır, ben de o büyüye kapıldım," diye anlatıyor bu fikrinden nasıl caydığını. Bu arada sürekli yazıyordu. Sonuncusu geçtiğimiz aylarda olmak üzere iki hikâye kitabı yayımlandı... İşte hayat böyle sürüp giderken birden biyolojik saati 'tık' dedi ve çocuk fikri aklına düştü Çiler Hanım'ın: "Ben biyolojik saat meselesini efsane sanıyordum ama varmış. Aslında benimki iki-üç yıl önce tıkladı. 'Nasıl yaparız, köpeklerimiz de var,' diyorduk. Fakat son birkaç yıldır bebeklere bakıp, 'Ben de mi anne olsam?' diye düşünüyordum. Ve nihayet karar verdik. Eva da hazır bekliyormuş, çabucak geliverdi. Ama iyi ki geldi. Çok mutluyuz."

ANNELİK HALİ BAMBAŞKA
Kızına adını, eşi yarı Norveçli olduğu için Eva koymuşlar. Şimdi Eva iki aylık. Çiler Hanım ufak ufak Çırağan'a gidip gelmeye başladı. Yakında da tam zamanlı dönecek işine. "Aslında işi hiç bırakmadım, e-maillerime bakamadığım tek gün doğum yaptığım gündü," diyor. "İş, bebek, ev, köpekler ve siz... Peki nasıl idare ediyorsunuz hepsini birden?" diye soruyoruz, şöyle yanıtlıyor: "Köpeklerimi başka birine vermeyi aklımdan bile geçirmedim. Ama ilk bir buçuk ay bir çiftliğe verdik onları. Döndüklerinde de ben Eva'yla başa çıkmayı bir parça öğrenmiştim, sakinleşmiştim. Bebek o kadar aciz ki, ona her açıdan kapılmak çok kolay. Onu bırakıp işe dönememek, bırakıp sokağa bile çıkamamak... Ben bunu kırmak için ikinci hafta kahve içmeye gidiyordum mesela. Çünkü o bağımlılığın bana da faydası yok ona da. Önemli olan bebek ağlamadan ya da ağladığında benim orada olmam, ona süt vermem, istediğinde kucağıma almam. Onun bilinçaltı şu an bomboş, ona hiçbir kötü kodlama yapmamam önemli. Bazen tabii çok yoruluyorum, saatlerce kucağımda olabiliyor. O zaman biraz eşime veriyorum, bir parça uzaklaşıyorum. Aslında bu benim yaşımla da ilgili. Ben çok hazırdım bebeğe. Hazır değilseniz bence bebeğe de yazık anneye de... Bu ikili bir maraton. Ben hep şöyle hissediyorum: Biz Eva'yla ringdeyiz, eşim de antrenörümüz. İşe dönüşle ilgili de endişelerim tabii ki var. Ama sonuçta çalışmak zorundayım. Ayrıca çalışmak istiyorum da. Çünkü Çırağan'ı seviyorum. Üç yıldır çok emek verdim oraya. Sonuçta ben sadece evde oturursam Eva'yı da mutlu edemem. Kendi potansiyelimi gerçekleştirebildiğim ölçüde Eva'ya daha çok şey verebilirim."

Çırağan Okumaları projesi
Çiler İlhan, "Müthiş bir kültür-sanat adamı," diye bahsettiği Çırağan Palace Kempinski Genel Müdürü Henri Blin önderliğinde, Çırağan'da pek çok kültür sanat aktivitesi düzenlediklerini anlatıyor: "Saraydaki sanat galerisi ve otel bahçesindeki heykel galerisinde sergiler, her ayın ilk ve son cumartesisi klasik müzik konserleri, sergiler boyunca bir kez Çırağan Sohbetleri ve benim hayalim/projem olan 'Çırağan Okumaları'... Mayıs 2009'dan beri her ay kitabı yeni çıkmış bir yazarı ağırlıyoruz; Selim İleri, Latife Tekin, İnci Aral, Oya Baydar, Elif Şafak gibi. Ayrıca bu yıl ikincisi düzenlenen İstanbul Tanpınar Edebiyat Festivali'nin 19 Ekim'deki açılış gecesinin yine sponsoruyuz. Sonbahar ajandamız da kabarık: Sponsor olduğumuz Pina Bausch fotoğraf sergisi (2 Eylül), Hayalet Yapılar heykel sergisi (15 Eylül), Gelecekten Masallar -multimedya konser etkinliği (20 Eylül) ve Ahmet Ümit, Çırağan Okumaları (16 Eylül)"

10 yaşımdan beri yazıyorum
Çiler İlhan 10 yaşında, şiirle başlamış yazmaya. Ortaokuldayken kendi çapında tiyatro oyunları yazıyormuş. Sonra günlükle devam etmiş. "Bilinçli bir şekilde öykü yazmam üniversitede oldu. 1993'te, Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri'nde ödül kazandım. O ödül bana çok büyük bir motivasyon oldu. Edebiyat dergilerine öykülerimi göndermeye başladım," diye anlatıyor. İki tane antolojide öyküleri yer almış. İlk kitabı Rüya Tacirleri Odası ise 2006'da çıkmış. Bu yıl mart ayında da ikinci kitabı Sürgün raflardaki yerini aldı. Sürgün'deki son derece çarpıcı hikâyelerin çoğu, üçüncü sayfa haberlerinden yola çıkılarak kurgulanmış ve ilginç bir dille anlatılmış: Kurbanların ya da suçluların dilinden... Kitabı oluşturma sürecini şöyle anlatıyor İlhan: "Türkiye'de kadınların çok ezildiğini düşünüyorum ve buna çocukluktan beri çok kafa yoruyorum. Sadece kadınlar da değil. Haksızlığa uğrayan insanlar... Belki de duygusal yaşantım biraz daha farklı. Gazetede insanların herhangi bir şey olarak okudukları, beni yaralıyor. Ve onu bir şekilde orada bırakmak istemiyorum. 2006'da kupür kesmeye başladım ama niye kestiğimi bilmiyordum. Irak işgalinde yaşananlardan çok etkilendim mesela, onun haberlerini kesmeye başladım. Sonra Batman'daki kadın intiharları. Arabada ölen çocuklar... Böyle haberler beni delirtiyor. Onların içine girdim, onları daha çok hissettim, bazı haberleri araştırdım, o insan ne hissetmiş olabilir dedim... Ve Sürgün böyle doğdu."
BUGÜN NELER OLDU
ARKADAŞINA GÖNDER
Kadın isterse...
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz
BİZE ULAŞIN