'Yoga hocası' denilince orta yaşlardaki hocalara alışık olduğumuz için ilk gördüğümde "Derslerine girmek için herkesin yarıştığı yoga hocası bu genç mi?" diye düşünmedim değil. Adından çok söz edilen, derslerinin müdavimleri olan İstanbul'daki Cihangir Yoga'nın en genç hocası Çağ Rical Gürle, istemediği şartlara uyum sağlamaya çalışıp 50 yaşından sonra pişmanlık duymaktansa, 20'sinde karar vermiş hissettiği gibi yaşamaya...
-
İlk yoga derslerini babanızdan aldığınız doğru mu? O da yoga hocası mı?
- Hayır. Babam, kaptan olan dedemle dünya sahillerini gezmiş. 16-17 yaşlarındayken bir seferde Hindistan'da tapınakları dolaşmış. Gemiye döndükten sonra yerlilerin tapınaklarda yaptıkları hareketleri denemiş. Dedem ona kızınca da çok ilerletmemiş. Çocukken onu izlerdim. Sonra internette araştırdım. Kendi kendime yapa yapa hoşuma gitti, bedenimle yakınlaşmamı sağladı.
- Nasıl bir yakınlaşma bu?
- Ergenlik dönemi, bedenden en koptuğunuz yaşlar. Vücudumun en sıkıntılı olduğu dönemde bana çok iyi geldi. Bırakınca 110 kiloya kadar çıktım. Sonra tekrar yoga ve ciddi rejimle 63 kiloya indim. 2008'de de Cihangir Yoga'ya hocalık eğitimi için girdim.
-
Sizi sıfırdan hocalık eğitimine kabul ettiklerine göre bir ışık görmüş olmalılar...
- Sıfır değildim, yoganın felsefi kısmına daha aşinaydım ama hareketler, anatomik açıdan çok gelişmiş şeyler öğretiliyordu. İlk eğitimi Zeynep Aksoy'dan aldım.
-
Ne kadar sürdü hocalık eğitimi?
- Sekiz ay. Sonra Kaz Dağları, Antalya ya da Fethiye'ye inzivaya gidiyorsunuz. O inzivada da sabahtan öğleye kadar sessizlik meditasyonları oluyor. Sonra sertifika alıyorsunuz.
-
Üniversiteye gittiniz mi?
- Liseyi Çanakkale'de okudum, annem İstanbul'a Galatasaray Lisesi'ne gelmemi istemedi. Biraz haylaz bir çocuktum. Üniversite için 'Tamam artık gitmem gerekiyor,' dedim ve İstanbul'a geldim. Bilgi Üniversitesi'nde Halkla İlişkiler ve Reklam Bölümü'nde okudum.
YOGA HER ŞEYİ OLDUĞU GİBİ GÖSTERİYOR
-
Niye reklam ya da halkla ilişkilerle ilgili bir işe girmediniz?
- Staj yaparken o camiayı gördüm. O işlerde bir şeyi sürekli olmadığı gibi göstermeye çalışıyorsunuz. Yogadaysa tam tersi, olanı olduğu gibi görmek üzere bir iş. Beni en cezbeden tarafı o.
-
Aileniz engel olmadı mı?
- Hayır, desteklediler. Çünkü yıllarca para kazanmak için sağlığımı bozup, sonra sağlığımı kazanmak için para harcamanın saçma bir şey olduğunu anlatınca, 'Git bir an önce ne yapmak istiyorsan yap,' dediler. Şimdi sağlıklıyım, vücudum eskiye göre daha rahat hareket ediyor. Babam bunun bir trans hali değil, aksine tam insanın kalbine giden yol olduğunu görünce hoşuna gidiyor.
- Nasıl bir hocasınız?
- Biraz zorladığımı söylerler
.
-
İki yıldır sizden ders alanlar varmış...
- Evet, haftada 10 saat dersime gelen var. İki yıllık öğrenciler genelde 'power vinyasa'ya gelenler.
-
Kadınlar mı yoksa erkekler mi yogayla daha çok ilgileniyor?
- Kadınlar... Keşke erkekler de daha çok gelse. Çünkü erkekler, feminen bir şey zannediyor. Halbuki yogayı erkekler buldu. Sadece bir kadın sayesinde Amerika'ya yayıldı. Türkiye'de hâlâ bedenle yakın olmak, kadınsı bir şey olarak algılanılıyor. Erkek için duygusal olduğunu fark etmek zor.
-
'Yoga hocasıyım,' dediğinizde şaşıranlar oluyor mu?
- Evet, benimle hiç alakası olmayan biriyle konuşur gibi konuşmaya başlıyorlar.
Recep İvedik ya da
Kaybedenler Kulübü filmindeki yoga esprilerini yapıyorlar. Yoganın sadece hareket olmadığını anlatmaya çalışıyorum. Çünkü o hareketlerle sınırlarsanız, bütün jimnastikçilerin aydınlanması gerekirdi.