bir huzurla doluyor ve o güne dair edindiğiniz bütün önyargılardan arınmanın eşiğine varıyorsunuz. Ahmet Hamdi'nin Beş Şehir'inde dediği gibi, bir bakmışsınız Konya'nın mevsimlerine karışmışsınız: "Sağlam ruhlu, kendi başına yaşamaktan hoşlanan, dışarıdan gösterişsiz, içten zengin Orta Anadolu insanına benzer. Onu yakalayabilmek için saat ve mevsimlerine karışmanız lazımdır." Şehir turuna başlamadan önce belirtelim, eğer Konya'yı görmek isterseniz Ramazan ayı -tabii kuru Konya sıcağına dayanma gücünüz varsa- bunun için birebir. Anadolu Selçuklu Devleti'ne yüzlerce yıl başkentlik yapan Konya'da, Osmanlı'dan çok Selçuku izlerine rastlanıyor, hem de öyle izler ki, asırlara rağmen hâlâ dimdik ayaktalar. Kentin hemen her yanında karşınıza çıkacak çift başlı kartal figürü ise Selçuklu Devleti'nin askeri arması. ABD'li tarihçi Bernard Berenson, bu eserler karşısında hayranlığını şöyle ifade etmiş: "Selçuklu mimarisi ne büyük mucize! Zarafeti, tasarımdaki özgünlüğü, süslemesindeki ince mükemmelliği, Fransız Gotik mimarisinin en iyi örnekleri hariç, bildiğim bütün mimari tarzlarından çok üstünde... Selçuklu sultanları Konya'da ikamet ederlermiş, şimdi de onların zevklerinin, güzelliğe duydukları sevginin ve ihtişamlarının rakipsiz bir anıtı Konya." Bu eserler içinde en etkileyicileri Alaaddin Camii, Büyük Karatay Medresesi, İnce Minare, Sırçalı Medrese ve Sahip Ata Külliyesi. İnsan emeğiyle oluşturulan Alaaddin Tepesi, kentin tam merkezinde. Ve bu eserlerin neredeyse tamamı Alaaddin Tepesi'nin çevresinde toplanmış durumda. Bu yüzden Konya'da gezmek oldukça rahat. Hemen belirtmekte fayda var, Konya ova üzerine kurulmuş olmasının avantajlarını günlük hayatta da sonuna kadar kullanan, bisikletinizle kolaylıkla gezebileceğiniz tipik bir Avrupa şehri adeta. Etraftaki bisiklet çokluğu, bisiklet sporunda en başarılı isimlerinden buradan çıkmasını da açıklıyor. Bu arada Konyalıların en yoğun olarak kullandığı dinlenme yerlerinden biri olan tepe, Ramazan nedeniyle Konyalıların gölgelerinde dinlendiği bir açık hava parkıydı adeta. İftar saatini Alaaddin'in ulu ağaçlarının altında serin serin bekleyerek, hatta uyuyarak geçiren Konyalıların huzuruna imrenmemek elde değildi.
müzeye dönüştürülen medresede Selçuklular, beylikler ve Osmanlı devirlerine ait çiniler sergileniyor. 1258 yılında hadis ilmi okutulmak üzere inşa edilen İnce Minare ise 1956 yılında Taş ve Ahşap Eserler Müzesi'ne dönüştürülmüş. Özellikle Uzakdoğulu turistlerin ilgi gösterdiği İnce Minare'nin her santimetre karesinde sanatı görmek mümkün. Çapraz tonozlu giriş bölümünden geçilen divanhane, ortasında havuzu bulunan üzeri kubbeli, kare planlı avlunun güney ve kuzeyinde beşik tonozlu öğrenci hücreleri ve kubbe kasnağında kufi yazı ile işlenen 'El-Mülkü-Lillah' (Mülk Allah'ındır) ve Ayet-el Kürsi'ler hemen dikkat çekiyor. Turkuvaz renkli ve beyaz hamurlu tuğlalarla örülü minaresiyle İnce Minare, detaylarıyla insanı kendisine hayran bırakıyor. Konya'nın her yeri açık hava müzesi dedik ya, gezilmesi gereken yerler say say bitmez. Örneğin Konya'nın İslamiyet öncesi geçmişini merak edenler için Arkeoloji Müzesi kesinlikle atlanmaması gereken bir yer. Çatalhöyük, Canhasan, Suberde ve Karahöyük buluntularının yanı sıra Hitit, Frig, Grek, Roma ve Bizans devrine ait eserlerin de sergilendiği müzeden hemen sonra İslamiyet sonrasına geçiş yapmak isteyenler için, gidilmesi gereken ilk yerler Selimiye ve Aziziye camileri. 1587'de yapılan Selimiye Camii'nin mimarı bilinmiyor, bilinen II. Selim tarafından yaptırılıp babası Kanuni'ye armağan edildiği. Aziziye Camii ise 1676'da yapılmış, bir kez restorasyon geçirmiş, biraz Batılı tarzda bir camii. Rokoko tarzı minareleri bunun en belirgin örneği.
edilse de güzelliğini hâlâ koruyan Meram Bağları, İkinci Haçlı Seferi'nde Haçlı ordusunun konakladığı yer aynı zamanda. Ortasından Meram Deresi'nin aktığı bağlardaki tarihi Meram Köprüsü dikkat çekici. Osmanlı'da fakirlere sadaka vermek için kullanılan sadaka taşlarından biri bu köprünün hemen ağzında yer alıyor. Bağların diğer bir özelliği de, yaz aylarında eksik olmayan, çam, çınar ve çiçek kokularını Konya'nın güneybatısına taşıyan Gedabad rüzgarının kaynağı olması. Konya halkının "Gedabad, ruhlara gıda, gönüllere sürur veren serin rüzgardır," dediği Gedabad'la biz de tanışık elbette. Konya'nın içerisinde gezerken, şehirden farklı havası olan mahallelere rastlayabiliyorsunuz. Örneğin Selimiye Camii'nden beş dakikalık yürüyüşle ulaşılabilen Akçeşme Mahallesi'ndeki geleneksel Konya evleri, bir labirenti andıran dar ve kıvrımlı yollar boyunca, kalın duvarların ardında kalıyor. Tek kanatlı ahşap kapılarla dışa açılan evlerin, taş kemerli kalın kerpiç duvarları toprakla sıvanmış. Evlerdeki en dikkat çekici ayrıntı, pencerelerdeki oymalı demir kafesleri. Burası, çeşit çeşit dükkanları, lokantaları, antikacılarıyla sizi şaşırtabiliyor. Taş konaklarının büyük bölümünün içi hat, çini, ebru ve tezhip kursları yapılarak restore edilmiş. Tarihte İslam süsleme sanatlarının merkezi olan Konya'da, bu tarz kurslar oldukça yaygın. Bu şehri bir de akşamüstü, ışıklar yandığında görmelisiniz. Konya'nın sokaklarını iftar sonrası dolaştığımızda, parkları, bahçeleri, yeni yapılan fuar alanını, çay evlerini dolduran kadınlar, çoluk çocukla karşılaşıyorsunuz. Bizim ilk duraklarımızdan biri Alaaddin Cami'nin hemen ayağındaki Şehitlik Çay Bahçesi'ydi. Oturanları Konya'ya dair 'katı muhafazarlık' önyargılarına rağmen pek çok insan masada çayları, ellerinde nargileleriyle demli sohbetlerde bulduk. Belli ki Mevlana'nın hoşgörü ruhu şehrin her karesine sinmişti ve kimse kimseyi oruçlu veya oruçsuz diye yargılamıyordu. Konya Büyükşehir Belediyesi'nin eski salaş haline müdahale edip tam bir sanat merkezine dönüştürdüğü fuar alanı ise, '100 Gün 100 Etkinlik' sloganıyla, harıl harıl o akşamki Naat Gecesi'ne hazırlanıyordu. Birkaç gün önce aynı yerde Erkan Oğur - İ.Hakkı Demircioğlu konseri varmış.
sebze ve meyve satılıyor. O meyve sebzelerin görüntüsü sanki cennet bahçesi gibiydi. Konya'nın ünlü bamyasını satın almadan dönmemenizi öneririz, bir de kelek kavunu. Avlunun kenarlarına sıralanmış dükkanlarda ise Anadolu'nun dört bir yanında üretilen peynirleri bulmak mümkün. Konya'nın ünlü küflü peynirinin en lezzetlisini burada bulabilirsiniz. Nasıl yenmesi gerektiğini satıcılar memnuniyetle anlatıyor.
buluşturulmasıyla ortaya çıkan bu eşsiz lezzet başta bilindik kıymalı pideye benzese de, hamurun inceliği ve uzunluğu, apayrı lezzetiyle farkını hemen hissettiriyor. Ardından bizim tandır dediğimiz, Konyalıların fırın kebabının tadına baktık. İkinci gün iftar sofrasında Köşk Konya Mutfağı'ndaydık. Türkiye'nin birçok yerinde yaprak sarma yapılır. Ama Konya'da yediğimiz yaprak sarma yine son zamanlarda yediğim en güzel sarmalardandı. Çok az pirinç ve macun kıvamına getirilmiş et ile hazırlanan harç ve bu harcın suyu, dolmalar pişerken yaprağın içerisinde hapsolmuş, bir damlası bile ziyan olmadan tabağımıza kadar gelmişti. Konya'nın yerel tatlarından 'sac arası'yla tanıştık. Baklavaya benziyor ama oldukça hafif. Çok ince açılmış özel yufka hamurunun içine kaymak ve antep fıstığı konuyor. Fırınlandıktan sonra üzerine şerbet dökülüp sıcak servis ediliyor. Kente gelenlerin demirhindi şerbetini de mutlaka denemeleri gerekiyor.