Bir , Tutam Baharat Türklerle Rumların yakın tarihimiz içindeki ortak kaderini yansıtan, zaman zaman masalsı, başarılı bir film. Filmde, çocukluğu İstanbul'da geçmiş Yunan astrofizikçi Yannis, yemeklerden yola çıkarak hayat dersleri veren dedesini ölmeden önce görebilmek için yıllar sonra İstanbul'a döner. Yannis, dedesinin baharat dükkanında geçirdiği mutlu yıllara doyamadan ailesi Yunanistan'a göç etmiştir. Dede ise torununa söz verdiği halde, bahaneler bularak bir türlü İstanbul'dan ayrılmaz. Yannis, İstanbul'a döndüğünde ona ancak sevgili dedesinin cenazesini kaldırmak kısmet olur.
KIRYAKO BEY'İN SON ARZUSU İSTANBUL'A GELMEKTİ
Bu filmi birkaç kez izledim. Her seferinde de İstanbul'dan sonra Alaçatı'da açtığı Maria'nın Bahçesi adlı restoranlarıyla Türk ve Yunan mutfak kültürlerini buluşturan Maria Ekmekçioğlu'nun babası Kiryako Bey'i hatırladım. Son bir yıldır Port Alaçatı'da Porto Maria adlı bir de deniz ürünleri restoranı bulunan Maria Hanım'ın babası Yunanistan'a göçtükten sonra bir daha İstanbul'a gelmemiş, Ekmekçioğlu ise Yunanistan'da tanıştığı işadamı Haşmet Bey'le evlenerek İstanbul'a dönmüştü. Baba Ekmekçioğlu kızına sürekli, "Beni İstanbul'a, yanına al. İstanbul'da ölmek istiyorum," diyordu. Kızı ise babası İstanbul'a gelirse, hayatta başka gayesi kalmayacağı için kısa sürede öleceğinden korkarak, her seferinde bir bahaneyle bu buluşmayı geciktiriyordu. Nihayet, babası Selanik'te yaşamını yitirecek olursa, çekeceği vicdan azabı ağır bastı ve Maria Hanım, üç yıl önce bir sonbahar günü babasını İstanbul'a getirdi. Filmde, masada büyükbabanın gelmesini bekleyen ihtiyar arkadaşları gibi, İstanbul'a geldiği akşam Kiryako Bey'in neredeyse asırlık arkadaşları da yemekte buluştu. Maria Hanım, hafif olsun diye onlara dil balığı pişirmişti. Baba mönüyü öğrenince, "Bunca yıl güzelim palamudun özlemiyle yanıp tutuştum. Bize palamut tava yap!" dedi. O akşam arkadaşlarıyla çıtır çıtır kızarmış palamutları atıştırarak yılların özlemini giderdi Kiryako Bey. Baba Ekmekçioğlu, istediği gibi İstanbul'da hayata veda etti ve toprağa verildi. Sanıyorum, ömrünün son yılını doğduğu topraklarda geçirdiği için mutlu öldü. Maria Hanım, bugün restoranlarında hâlâ babasının soyadını kullanıyor. Porto Maria'ya daha önce gitmemiştim. Geçtiğimiz hafta Port Alaçatı'daki bu sakin restoranda kalabalık bir aile grubuyla yemek yedik. Kapıdan girdiğinizde, sağ tarafta balıkları görebileceğiniz bir mostra dolabı, arkada ise mutfak yer alıyor. Sağda marinayı restoranlar için cazip kılmak için küçük teknelerin bağlanabileceği bir kanal ve her iki yakasında da restoranlar görülüyor.
HAFTA SONU BALIK FİYATLARINI ETKİLİYOR
Fırtına ya da hafta sonunun yaklaşması, haldeki balık fiyatlarını ciddi biçimde etkiliyor. Seçim yapmadan önce fiyatları öğrenmekte yarar var. Bizim gittiğimiz gün barbunyanın kilosu 110 TL, iskorpit 75 TL, deniz levreği 75 TL, mercan 90 TL, çiftlik levrek ve çipuralarının porsiyonu ise 15-30 TL'den pişiriliyordu. Mostrada iki dev akya ve benim fazla ilgimi çekmeyen başka çeşitler de vardı, onların fiyatlarını sormadım. Sofrada önce Ege otları tabakları, mis gibi sızma zeytinyağı ve ev yapımı ekmeklerle birlikte getirildi. Sonra tepsiden mezeleri seçtik: Uskumru füme; Girit dolması (közlenmiş albiber ve patlıcandan oluşuyor. Patlıcan, bibere dolduruluyor. Biberin kalan kısımları zeytinyağıyla püre haline getiriliyor, biraz şarap ve sebze suyuyla terbiye ediliyor); bakla fava, uskumru marin, kaya koruğu, levrek sarma (içi, Ege otlarıyla doldurulmuş levrek fileto, üzerinde safran, zeytinyağı ve limonlu bir sos gezdiriliyor). Hepsi bu kadar değil: Palamut pilaki (İstanbul'dan oltayla tutulan palamutlar getirtilmiş), deniz mahsulleri türlüsü (ahtapot, kalamar, karides zeytinyağlı domates sosuyla servis ediliyor ve buna 'türlü' diyorlar), deniz börülcesi, karidesli bamya, Alaçatı'nın koyu renkli barbunya fasulyesiyle yapılmış, karidesli pilaki, rezene yaprakları ve köküyle, portakal suyu katılarak bol zeytinyağıyla pişirilmiş enginar. Kuru domates yatağında servis edilen kabak çiçeği dolmasını, fesleğen ve kivi soslu iskorpiti, kalamar kafalarından yapılan pilakiyi, midye pilakisini, ahtapot sahanaki ve ahtapot bacağı ızgarayı unutuyordum. Bol mevsim salatası da ısmarladık. Çoğunluk dev bir deniz levreğini paylaştı. Birkaç kişi barbun tava tercih etti. Bense kereviz, rezene ve patates dilimleri ve tane karabiber katılarak güveçte zeytinyağıyla az sulu servis edilen iskorpit buğulamayı tercih ettim ve çok mutlu oldum. Maria Hanım'ın paella'sı Alaçatı'da ünlenmiş. Ama biz bu kez balığı tercih ettik. Yemeğe eşlik edecek şarapların fiyatları özellikle Alaçatı ölçülerine göre düşük tutulmuştu. En ucuzu 50 TL ile Angora, en pahalısı 120 TL ile Kavaklıdere Pendore'lerdi. Ege'nin sıcaktan kavrulduğu bir günde Porto Maria'daki nefis soframızı, Maria Hanım'ın kumquat reçeli, mevsim meyveleri ve okkalı kahvelerle noktaladık. İçkiler dahil kişi başı 90 TL civarı hesap ödedik.
Mutfak ****
Servis ****
Ambians ****
Porto Maria'da
Beğendiklerim
Burada mezeleri de, balığı pişirmesini de iyi biliyorlar. Servis ekibi güler yüzlü. Birbirinin neredeyse karbon kopyası balık lokantalarıyla dolu Çeşme Yarımadası'nda farklı lezzetlerin tadılabileceği iyi bir balık lokantası.
Beğenmediklerim
Bugünlerde sorun değil ama Alaçatı koyunun yüksekçe bir noktasındaki Porto Maria her zaman rüzgarlı. Havalar serinleyince üşünebiliyor. Bu sorunu gidermek için deniz tarafına açılabilir cam paravana yapılmış.
Alaçatı Port, Alaçatı, ÇeşmeTel: (0232) 716 85 98