ALTIN LALE: 1987'de Türk sinemasına yaptığı katkılardan dolayı Eczacıbaşı Vakfı tarafından verilen ödül. Akad, ödül esnasında hiç konuşmadı. Konuşmamasının sebebi ise aşırı derecede heyecanlanması: "Çok etkilenmiştim ve duygulanmıştım. Bu kadar heyecanlandığım hiçbir anı, hatırlamıyorum. Hiçbir şey söyleyemedim."
BABAM VE OĞLUM: Çağan Irmak'ın Akad'a itaf ettiği filmi. Irmak, bu ithafla ilgili olarak "Lütfi Akad'la çalışmasam, onun çırağı olmasam bile, onu ustam gibi hissediyorum. Onun
Gelin,
Düğün,
Diyet filmlerini çok küçükken izlemiştim. O çocuk yaşımda bu filmlerin diğerlerinden farklı olduğunu hissettim. Bu fark yönetmenlik midir, senaryo mudur, o zamanlar bilmiyordum. Bana göre onlar, Hülya Koçyiğit filmleriydi o zamanlar. Ben Lütfi Akad'ın bir dâhi olduğunu düşünüyorum. Bugün bile
Vesikalı Yarim'i izlediğimde şaşırıyorum, nasıl o dönemde böyle bir çağdaş film çekebilmiş diye. Bunun için ben de filmimde ona teşekkür etmek istedim," dedi.
ÇOK ESKİDEN RASTLAŞACAKTIK: Akad'ın Türk sineması klasikleri arasında yer alan, Türkan Şoray ile İzzet Günay'ın başrol oynadığı, senaryosunu Safa Önal'ın yazdığı
Vesikalı Yarim'in unutulmaz diyaloğu. İmkansız aşkı konu alan film üzerine tezler yazıldı, kitaplar basıldı ve yıllar sonra özel gösterimler yapıldı.
DÖRT MEVSİM İSTANBUL: Akad'ın İstanbul üzerine çektiği dört bölümlük belgesel. 1990'da çekilen bu belgesel, Akad'ın son kez kamera arkasına geçtiği çalışmadır.
ERMAN FİLM: Lütfi Akad'ın ilk dönem filmlerinde yapımcılık yapan ve sinemamızın unutulmaz ismi olan Hürrem Erman'ın film şirketi. Akad daha sonra başka yapımcılarla çalışsa da
Göç Üçlemesi olarak bilinen üç filmi yine Erman Film yapımcılığında çekecekti.
FARUK EREM: Bir Ceza Avukatının Anıları adlı eserin yazarı olan profesör. Akad sinemayı bıraktıktan sonra Faruk Erem'in anılarından dört bölümlük bir dizi çekti.
GÖÇ ÜÇLEMESİ: Kırsal kesimden büyük şehre gelen insanların hikayesini anlattığı
Gelin,
Düğün ve
Diyet'ten oluşan bir üçleme. Bu üçlemenin filmleri Akad'ın başyapıtları arasında yer alırken, usta yönetmen bundan sonra sinema filmi çekmedi. Böylece Türk sinemasında Sinemacılar Dönemi'ni başlatan Akad, zirvedeyken sinemayı bıraktı.
HUDUTLARIN KANUNU: Sadece Lütfi Akad'ın değil, Türk sinemasının klasikleri arasında bulunan
Hudutların Kanunu, kopyası kayıp olduğu için uzunca bir süre izlenemedi. Yıllar sonra kopyası bulunan ve yenilenen film, bu yıl Cannes Film Festivali'nde gösterildi. Ulusal sinema akımının ilk filmi kabul edilen, Yılmaz Güney'in başrol oynadığı yapımda Akad, sınırdaki kaçakçıların hikayesini, yalın ama çarpıcı bir dilde anlatır.
IŞIKLA KARANLIK ARASINDA: Lütfi Akad'ın yaşam öyküsünü edebiyatçı titizliği ile yazdığı, 2004'te yayımlanan kitabının adı. Sinemaya nasıl tesadüfi bir şekilde başladığını, kendi kendini nasıl eğittiğini ve çektiği o klasik filmlerin perde arkasını anlattığı kitabında Akad, ismindeki Ömer'i de kullanmayarak (babasının adıdır) Lütfi Akad olarak anılmak istediğini belirtir.
İNCE MEMED FİLM PROJESİ: Yaşar Kemal'in ünlü romanını filme çekmek isteyen Akad senaryoyu hazırlar ama çekim aşamasına gelen proje sansüre uğrayınca vazgeçer. Böylece
İnce Memed, Akad'ın çekilmeyen birkaç senaryosundan biri olarak kalır.
KANUN NAMINA: Ayhan Işık'ı yıldız yapan, Akad'ın beşinci filmi. 1952 yapımı olan filmde Akad, sinemamızda ilk defa kamerayı sokağa indirerek gündelik hayatı gerçekçi bir açıdan filme taşır. Çekimlerini İstanbul'un sokaklarında yapan Akad, anılarında "Oyuncu olmayan birinden (Ayhan Işık) bir sinema oyuncusu yarattığımı görüyorum ve sinemanın gerçekte ne olduğunun bilincine varıyorum. Bu da benim artık bir yönetmen olduğumu kanıtlıyor," diyecektir. Film, Venedik Film Festivali'ne davet alır ama gönderilemez.
LİSE: Galatasaray Lisesi'nde okuyan Akad, buna rağmen Fransız kültürüne mesafeli durarak, sinemasında hem kentte hem de kırsalda yaşayan insanların dramlarını, kültür perspektifinden bakarak anlattı.
MİMAR SİNAN ÜNİVERSİTESİ: Prof. Sami Şekeroğlu, 1974 yılında bugünkü adıyla Mimar Sinan Güzel Sanat Üniversitesi'nde, Türkiye'nin ilk sinema okulunu açar. Akad da sinemayı bıraktıktan sonra, 1975'ten itibaren burada ders vermeye başlar. Tesadüfen sinemaya başlayan, kendi kendini yetiştiren Akad'a 1997 yılında üniversite senatosunun kararı ile onursal profesörlük unvanı verilir. Böylece Akad, tutkunu olduğunu sinemanın resmi olarak da profesörü olacaktır.
NÂZIM HİKMET: Gençliğinde bol bol şiirlerini okuduğu ve çok sevdiği şair. Hatta onun
Kızılırmak-Karakoyun'unu filme uyarladı.
OKUL: Türkiye'de sinemacıların adına pek okul ismi bulunmasa da İzmir Konak'ta, Ömer Lütfi Akad adlı bir ilköğretim okulu faaliyet gösteriyor.
ÖĞÜT: Lütfi Akad'ın, tecrübelerinin ışığında genç yönetmenlere verdiği öğüt hiç de yabana atılacak gibi değil: "Genç bir yönetmen, istediğini alıncaya kadar inatçılık ve sabırla beklemesini bilmelidir."
PİR SULTAN ABDAL: Yılmaz Güney'in başrol oynadığı, Akad'ın yönettiği
Kızılırmak-Karakoyun filminde, şiirinden ilham aldığı ozan. Akad filminde Pir Sultan Abdal'ın şiirlerini karakterlerinin ağzından okutmayı da ihmal etmez.
ROMAN: Akad'ın edebiyatla ilişkisi kuvvetlidir. Pek çok romanı sinemaya uyarlamıştır zaten. Bir söyleşisinde "Ben roman yapmaya çalışıyorum filmlerimle. Sinemayla büyük romanlar yapılabilir. Küçük harikulade şiirler de, güzel hikayeler de yapılabilir," der.
SİNEMA: Akad, sinemanın hiçbir zaman meslek olmayacağını düşünür: "Olsa olsa bir tutkudur sinema. Akıllı uslu insan işi değildir. Tutkulu insan işidir."
TRT: Sinema filmi çekmeyi bıraktıktan sonra Akad, TRT için Ömer Seyfettin'in dört öyküsünü (
Topuz, Ferman, Pembe İncili Kaftan ve
Diyet) çeker.
USTASIZ USTA: Akad'ın unvanı boldur. Sinemacılar dönemini başlatan yönetmen, kamerayı sokağa indiren sinemacı, Türk sinemasının koca çınarı gibi... Ama onu anlatan en önemli tanımlama ustasız usta olsa gerek. İçgüdüsel olarak sinemayı keşfeden Akad, kendinden sonraki kuşağı da (Halit Refiğ, Atıf Yılmaz, Yılmaz Güney) etkilemiş bir yönetmen. Ama o her zaman yeni şeyler öğrenmeye meraklı olduğunu da belirtir. Zaten filmografisindeki filmler de bunun katını.
ÜÇ TEKERLEKLİ BİSİKLET: Akad'ın başyapıtlarından biri ve Memduh Ün ile arasına kara kedi girmesine neden olan film. Hikayesi, Orhan Kemal ve senaryosu Vedat Türkali'ye ait filmde, bir kaçağın, küçük çocuğu olan bir kadının evine sığınması anlatılır. Ün, filmin çekimlerinin bir kısmını yaptığını ve kurguladığını söylese de, Akad anılarında filmin kendisine ait olduğunu anlatır.
VURUN KAHPEYE: Lütfi Akad'ın 1949 yılında çektiği ilk filmdir. 1947'de Seyfi Havaeri'nin
Damga filminin birkaç önemsiz sahnesini çekse de Akad, ilk yönettiği film olarak
Vurun Kahpeye'yi kabul eder. Halide Edib'in aynı adlı eserinden uyarlanan film, bir köy öğremeninin yaşadıklarını anlatır. Gösterime girdiğinde gişe rekorları kıracak kadar ilgi görür. Türk sinemasının klasiklerinden kabul edilen filmin kopyası birkaç yıl önce restore edildi ve tekrar festivallerde gösterildi.
YILMAZ GÜNEY: Akad, birlikte çalıştığı sinemacılardan biri olan Yılmaz Güney için 1989'da Alim Şerif Onaran'a şöyle diyecektir: "Tepeden tırnağa, oyuncu olarak, senaryocu olarak, yönetmen olarak güçlü bir sinemacıdır. Sanmıyorum Yılmaz'dan sonra kolay kolay o güçte bir sinemacı gelsin."
ZEKİ MÜREN: Akad'ın filmografisindeki zayıf halkalardan biri olarak kabul edilen
Rüya Gibi'nin başrol oyuncusu. Akad da alelacele çekilmiş bu filmi önemsemediğini belirtir: "Üzerinde durmaya değmez."