Bundan tam 15 yıl önce bir 'Meçhul Şarkıcı' çıktı. "Garibim! Hadi gül biraz," dedi. Hepimizin içindeki o 'gariplik' teline dokunduğu için olsa gerek, çok sevdik o şarkıcıyı. Sonra Ayna grubunun solisti olarak gördük kendisini. Ama ilginçtir, magazine bulaşmayışı, hatta gözlüklerini gözlerinden çıkarmayışıyla bizim için hep biraz meçhul kalmaya devam etti: Erhan Güleryüz. Güleryüz ve müzik grubu Ayna'nın uzun ince bir yoldaki yürüyüşü 15 yıldır devam ediyor. Tunceli hariç, Türkiye'nin bütün şehirlerinde konser verdiler. Hatta bir kısmı yurtdışında olmak üzere, bugüne kadar 2 binden fazla konser vererek Guinnes Rekorlar Kitabı'na girdiler. Peş peşe çıkardıkları ilk sekiz albüm, toplam 10 milyondan fazla sattı, ki bu da bir Türkiye rekoru. Severek Ayrılanlar, Gittiğin Yağmurla Gel, Çayımın Şekeri, Akdeniz, Anlatmalıymış Meğer, Bari Sen Unutma Beni, Seni Çok Seviyorum gibi milyonların dilinden düşmeyen şarkılar yaptılar. Ayrılanlar, katılanlar oldu fakat Ayna yoluna devam etti. Grubun 11. albümü Mavi Şarkılar geçtiğimiz haftalarda yayınlandı. Güleryüz'le müziğe bakışı ve bu son albüm hakkında konuşmak üzere Karaköy'deki mütevazı bir pastanede buluştuk.
- Madem kendi adınızla piyasaya çıkacaktınız, neden önce Meçhul Şarkıcı'yı ortaya attınız?
- O zamanlar müzik piyasasında tam bir vahşi kapitalizm vardı. Birkaç şirket piyasada, adam yiyen bir sistem kurup tekel oluşturmuşlardı. Bizse hayali olan insanlardık. Kendi müzikal anlayışımızla besteler yapmak, kendi diksiyon ve aksanımızla şarkılar söylemek istiyorduk. Bunun için de bizi o şirketlere muhtaç etmeyecek bir para gerekiyordu. Meçhul Şarkıcı epey salaş bir ortamda bir gecede kaydedilmiş samimiyete dayalı bir albümdür. Müzikalitesi de son derece düşüktü. Fakat, sanırım içine insan koyduğunuzda, her türlü çul çaput değerli bir kıyafet oluveriyor. Bütün eksiklerine rağmen umduğumuzdan çok daha başarılı oldu ve bize stüdyoda çalışabileceğimiz parayı kazandırdı.
HAZİNE SANDIĞININ FARKINA VARDIK
- Ne varki o hazine sandığında?
- Anadolu'da hangi taşı kaldırsanız altından bir efsane, öykü, türkü, binlerce yaşanmışlık, büyük medeniyetler çıkar. Türkülerin, hikayelerin, yemeklerin, dansların, o kadar çok şeyin var ki... Ama utandırılmışsın. Bizim sevilmemizin bir nedeni: Uyanmış olmamızdır. Hazine sandığının farkına vardık.
- Diğer neden nedir?
- Bir de sokağın dili var. Mahallenin dili var. Mahalle senin numaralarını yemiyor. Onlara dayatılan, tiki tango dans eden çocukları yemiyor. Mahallenin dili başka. Snobları da yemiyor. 'Neden bu topraklarda doğdum' diye kafasını duvarlara vuran çocukları ciddiye almıyor mahalle. Bizse o mahallenin içinden çocuklarız. Öyle olunca, tabii söylediğin sözün samimiyeti hemen algılanıyor.
- Size ozan diyebilir miyiz?
- Ozanlık ya da sanatçılık çok başka bir şey. Yıllardır söylerim: Âşık Veysel'den sonra herhangi bir sanatçı üretemedi bu toplum. Gerisini bana kimse anlatmasın.
- Âşık Veysel'in özelliği neydi?
- Yazdığı eserlerin evrensel ve 500 yıl sonra da dünyada söylenebilir nitelikte olması. 50 yıldır Benim Sadık Yarim Kara Topraktır, Uzun İnce Bir Yoldayım'ı söylüyoruz. Bunun önüne geçemezsin, 50 yıl sonra da olacak. Bunlar, bir insan tarafından insanlığa sunulmuş 'eser'ler. Onu bir kenara koyarsak, 'Ben şimdi şunu yaptım, acayip bir sanatçıyım,' diyen herkese gülümseyerek bakıyorum. Sanatçılık kavramı herkesin ağzında. 'Sanat hayatım, hayatım sanat,' filan diyor ya da 'Ben bir sanatçı olarak,' diye cümleye giriyorlar. Ben bunu sadece gülümseyerek birazcık da üzülerek izliyorum.
- Ama başka şarkıları ve sizin şarkılarınızı da hatırlayanlar var.
- Bizim şarkıların ya da başka şarkıların değerini zaman gösterecek. Ama olaya şu açıdan bakalım: Bir şarkı mı büyüktür, bir şarkıcı mı? Hiç tartışmasız, eserdir büyük olan. Bir insanın en yükseğe yani doruk noktasına çıktığı anda üretilir eser. Ruh haliniz ortalama bir seviyede iken yazdığınız şey kalıcı olmaz. O noktada çok uzun süre kalamazsınız. Kaldığınızda başka bir şeye dönüşürsünüz, adınız değişir zaten. İnsan zaman zaman zıplasa da sonra tekrar sokağa inmek zorundadır. Bazen bir şarkı, şarkıcının bütün hayatından değerli olabilir. O değer bütün insanlık tarafından kullanılabilir.
- Yani bu duygusal sıçrama mıdır eseri sanatçıdan önemli kılan?
- Bizim halk müziğimiz var; adam yazmış. O yazanın ne adı var, ne sanı. Fakat o kadar güçlü bir yazı ki, 1000 yıl yaşamış, üstelik dili değişmeden. Hangisi daha güçlüdür; eser mi, üreten mi? Tabi ki eserdir ölümsüz olan.