Bu yıl Antalya Film Festivali'nde bir sinema tartışmasının üzerine geldiğinde tanışmıştım Cemre Ebuzziya ile. Tartışmayı ilgiyle dinledikten sonra hiçbirimizin dikkat etmediği bir noktaya değinip zekice bir yorum yaptı ve tartışma o noktada sona erdi. Hamlesi dikkat çekiciydi. Zeki Demirkubuz'un Bulantı'da izlediğim ve performansını beğendiğim Cemre Ebuzziya için, filmden sonra gelecek vaat eden bir oyuncu notumu o noktada güncelledim. Zekasını, farklı bakış açısını görüp ve elbette performanslarını da düşününce Cemre Ebuzziya için ismini sık sık duyacağımız kendi jenerasyonun önemli oyucularından biri olacak dedim kendi kendime...
Bunu anlattığım bir arkadaşım gözden kaçırdığım bir noktaya işaret etti. Cemre, Türkiye'nin köklü ailelerinden Ebuzziya'lardandı. Ziyad Ebuzziya, baba tarafından dedesiydi. Halası sanatçı Alev Ebuzziya'ydı. Ama sadece o kadar değil, Cemre aynı zamanda yakın zamanda kaybettiğimiz sinemacı Ümit Utku'nun torunu, Nilgün Utku'nun kızıydı. Yani iki namlı ailenin bir ferdiydi Cemre. Ama hiç de ailelerinin havasını atan, biri değildi. Kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan bir hali vardı.
Oyuncu olarak gayet verimli bir yıl geçirdi. Bulantı'dan sonra Çiğdem Sezgin'in bu yılın öne çıkan (bu hafta vizyona girdi) filmlerinden Kasap Havası'nda da oynuyordu. Bu filmde de gayet iyi bir performans sergiliyordu. Yazın çekilen Ferzan Özpetek'in İstanbul Kırmızısı filmindeki rüya takımı arasında bulunuyordu. 27 yaşında olduğunu, oyuncu olmayı küçükken kafasına koyduğunu, bu uğurda Amerika'da eğitim alıp geldiğini sonradan öğrendim. Ama iki namlı ailenin ferdi olmak nasıl bir şeydi? Kasap Havası'nın vizyona girmesini vesile edip Cemre Ebuzziya ile W İstanbul Hotel'de buluşup hem hikayesini hem de aile meselesini konuştuk.
- Anneniz sinemacı Utku'lardan babanız Ebuzziya'lardan... İki köklü ailenin ferdi olarak yetişmek ne kattı size?
- Annem ve babam ayrılar... Annemle
büyüdüm ama babamla da daima görüştüm.
Annem beni sıkmadan, rahat bırakarak
büyüttü, Fransız okuluna gittim. Üç yaşımdan
17'ime kadar Pierre Loti Lisesi'nde
okudum... Dedem Ümit Utku çok modern
bir adamdı. Nasihatlarında, yol göstermek
istediğinde hep benim kararlarımın önemli
olduğunu anlatırdı. Ebuzziya'lardan babamı
ve halamı tanıyorum. Şanslıyım aslında
iki aile de bana çocukluğumdan itibaren
birey gibi davrandı. Her konuda benim de
kararımı sordular ve verdiğim kararlara
saygı gösterildi.
- Peki mesela Ebuzziya'ların köklü bir aile olduğunu ne zaman keşfettiniz?
- Ev ortamında, ailenin tanıdıklarını görünce,
onlarla tanışınca, aile büyüklerinin
hikayelerini öğrenmeye başlayınca önemli
bir ailenin ferdi olduğumu hissettim.
- En çok kimin hikayesi etkiledi sizi?
- Dedem Ziyad Ebuzziya'yı beş yaşımdayken
kaybetmiştim. Ama o görkemli kütüphanesini
hatırlıyorum. Orada oyun oynardım.
Gerçi o dönemde hastaydı ama o
evin aurası, onun tavırları etkilemişti beni.
Belki de şahsen tanıdığım için en çok halam
Alev Ebuzziya etkilemiştir beni. İşine
son derece bağlıdır. Zaten bana da "İş yap,
üret, öyle kendini bulacaksın" derdi. Onun
işine saygısı, kendine olan saygısı, kişiliği,
yaptıkları, yaşamı etkilemiştir beni.
- Peki bu ailelerden gelmek size bir sorumluluk hissettirdi mi?
- Hissettirmez mi? Ailelerde herkes
önemli işler yapmış. Bir taraftan ailelerdeki
insanlar size ilham kaynağı oluyor ama
öte yandan insan kendi kendine şunu da
soruyor: Peki ben ne yapacağım ve bu soy
isimlere nasıl katkı sunacağım?
- Oyuncu oldunuz. Utku ailesinin sinema geni ağır bastı desek yeridir.
- Denilebilir. Zaten oyuncu olacağım
dediğim zaman da çok şaşırmadılar, beni
hep desteklediler. Ne anne tarafım ne de
baba tarafım neden oyuncu olmak istiyorsun
diye sordu. Kararıma saygı duyup,
"Tamam araştır ne yapmak istiyorsan çiz
yolunu" dediler. Genel olarak beni yetiştirirken
de tavırları böyleydi. İki taraf da hiçbir
zaman beni şekillendirmeye çalışmadı.
- Ne yaptınız hayalinizi gerçekleştirmek için?
- Aslında erken yaşta oyuncu olma
kararı aldım. Biraz da takıntı oldu bende.
Uzunca bir dönem filmler izledim. Lisede
tiyatroyla ilgilendim. Okulda tiyatro grubumuz
vardı. Oyunlar sahneliyorduk. Yıldız
Kenter'in atölyelerine katıldım. Sonra da
oyunculuk okumak için Amerika'da North
Carolina School of the Arts'a gittim.
- Sizin kendi ayaklarımın üzerinde dururum gibi bir tavrınız var.
- Evet, bunu yapmaya çalışıyorum.
Böyle algılanmasına da sevimdim. Başka
köklü ailelerde durum nasıl bilemiyorum.
Ama bizim için şunu söyleyebilirim.
Aslında aileler dışardan algılandığı gibi
kuralcı falan değil. Elbette aileler içinde bir
gelenek, görgü, disiplin var. Ama hani aşırı
bir sorumluluk yükleme, şekillendirme
gibi durumlar olmadı. Her kesimden insandan
arkadaşım var. Sokağı da bilirim...
Yani öyle bir fanusun içinde büyümedim.
Belki bunlar ailelerin beni şekillendirmek
istememesiyle, beni kendi ayaklarımın
üzerinde durmam gerektiği bilinciyle yetiştirmelerinden
dolayı da olmuş olabilir. Öte
yandan benim bu tavrım biraz da kendi
jenerasyonumla ilgili. Bizim kuşağımız hayata
biraz daha toleranslı, geleneksel bakış
açıları dışında da bakabiliyor.
Annem en büyük eleştirmenim
- Filmlerini izledi mi aileler?
- Kasap Havası'nı henüz kimse görmedi. Bulantı'yı dedem Ümit Utku izlemek istiyordu ama nasip olmadı. Annem büyük destekçim ve en büyük eleştirmenim. Dayım Bulantı'yı izledi. Babam ve halam ise henüz filmlerimi izlemediler. Aslında ikisinin fikirlerini de merak etmiyor değilim...
- Yolun başındasınız ama bu yolda nasıl bir serüven yaşamayı hedefliyorsunuz?
- Açıkçası hani sinema dünyasına kabul edilme gibi bir durum vardır ya galiba bunu başardım. Bu da beni çok mutlu ediyor. Zeki Demirkubuz ve Ferzan Özpetek gibi iki sevdiğim yönetmenle çalıştım. Çiğdem Sezgin'in Kasap Havası'nda oynamaktan büyük keyif aldım. Benim gönlüm bağımsız yapımlarda oynamaktan yana. Bir de yurtdışında da işimi yapmak istiyorum. Bağımsız yapımlara ilgi gün geçtikçe azalıyor, bu da bizim jenerasyon için her şeyin daha zor olacağını düşünmeme neden oluyor. Ama zorluk iyidir, iyi şeylerin ortaya çıkmasına neden olur. Yurtdışı meselesine gelince, bunun için de çaba harcıyorum. Ama o da zorlu bir yol... Yani zorlu bir serüven beni bekliyor galiba (gülüyor).
Ailem hiç torpil yapmadı
- Peki oyunculuk serüveninizde ailenizin sinemacı geçmişinin avantajları oldu mu?
- Hem oldu hem de olmadı. Yani bir torpil mekanizması işletilmedi. Filmlerde, dizilerde o role uygun olduğum için seçildim. Ama sonuçta Utku'lar sinema camiasının içindeler ve bu camiadan birçok insanı da tanıyorlar. Ailenin sinemacı geçmişinden dolayı insanlarla tanıştım. Ama bütün işlerimi oyuncu seçmelerine katılarak aldım. Eğer ailem benden habersiz bir torpil yapmışsa onu bilemiyorum, ama böyle bir durum varsa çok üzülürüm.
Ferzan Özpetek ciddi ve nazik bir yönetmen
- Kasap Havası'na nasıl dahil oldunuz?
- Çiğdem Sezgin beni Muhteşem Yüzyıl'da görmüş. Aklının bir köşesine yazmış ve Hakan Karahan ile konuşurken benden bahsetmiş. Biz de Hakan ile tanışırız. Konuştuk ve Çiğdem ile buluştuk, "Tamam ben sende Hülya'yı görebiliyorum" dedi, güvendi ve rolü verdi. İyi bir film oldu Kasap Havası, çok seviyorum. Güçlü bir hikayesi var. İyi oyuncu performansları var. Çjğdem Sezgin çok iyi bir yönetmen.
- Bulantı ilk filminizdi. Kasap Havası'ndaki performansınız gayet idi. Ama Ferzan Özpetek'in filmini izlemedik. Siz hangi rolde oynadınız?
- Ferzan Özpetek ile çok çalışmak istiyordum ve İstanbul Kırmızısı'nda da çalıştım. Bunun için kendimi şanslı hissediyorum. Filmde bir Kürt kızını oynuyorum. Dört dil biliyorum ama Kütçe bilmiyordum. Çok araştırma yaptım ve çalıştım. Çünkü bir dile ayıp etmek istemem. Ferzan ciddi ve nazik bir yönetmen. Gerçi Ferzan Özpetek annemin çocukluktan yazlık arkadaşıymış.