Şehir hayatı ve koşturmacası içinde yeşili, ağaçları, çiçekleri görmek bir lütuf gibi geliyor bize. İşimize giden yol deniz kenarından geçiyorsa şanslı sayıyoruz kendimizi. Doğayla olan temasımız hafta sonları yaptığımız kaçamaklardan ibaret. Tüm bu gri karmaşanın arasında yeşili, ağacı, parkı, birkaç kafeste tutulan hayvanı parasını ödeyerek tanıtıyoruz çocuklarımıza. "Bak doğadayız, bu tavus kuşu, bu tavuk, bu horoz" deyip tabiattan kopuk büyümesinler, temiz hava alırlar diye kilometrelerce yol yapıyoruz. Aslında hayatımız fazlasıyla dramatik değil mi? Hakkımız olan doğayla temasımız birkaç saatten ve cebimizdeki paranın miktarıyla sınırlı. Oysa çocukluğuma baktığımda hatırladığım en güzel anılar yaz tatilinde gittiğimiz köyümüzde olanlar. Ağaç tepeleri, amber kokusu, uçsuz bucaksız başak tarlaları, ellerimle ektiğim meyve ağaçları... Hayatı bulutların üzerinde geçirdiğim harikalar diyarıydı köyümüz. Doğayla bire bir temasım en son sekiz yaşımda kaldı. Sonradan ne kaldığım otellerde ne de seyahatlerde benzer tadı alamadım. Bunları neden mi yazıyorum? Çünkü son yapılan araştırmalar çocuklukları kentte geçenlerin köyde, doğayla iç içe geçenlere oranla ileriki yaşlarda strese ve depresyona daha fazla açık olduklarını gösteriyor.
BÜYÜDÜĞÜN YERİN ETKİSİ
Amerikan Bilim Akademisi'nde yayımlanan araştırmaya göre; yarısı köylerde, çiftlik hayvanlarıyla iç içe, yarısı ise kentlerde evcil hayvanları olmadan büyümüş olan deneklerden topluluk önünde konuşma yapmaları ve zor bir matematik problemini zaman sınırları içinde çözmeleri istendi. Denekler söz konusu görevleri yerine getirirken testten 5 dakika önce ve 5, 15, 60, 90 ve 120 dakika sonra kan ve tükürük örnekleri alındı. Köyde büyümüş olan bireylerin kanlarında strese yol açan etkinlik karşısında "periferik mononükleer kan hücreleri" denilen bağışıklık bileşenlerinin kentte büyümüş olanlara göre daha fazla üretildiği tespit edildi. Köyde büyümüş olan bireylerde ayrıca "interleukin 6" adı verilen ateşlenmeyi tetikleyen bileşenin daha yavaş yükseldiği ve dolayısıyla "interleukin 10" adı verilen ateşlenmeyi önleyen bileşenin daha az üretildiği anlaşıldı.
STRESİN FARKINDA BİLE DEĞİLLER
Araştırmacılar kentte büyüyen deneklerde stres faktörüne karşı çok daha abartılı bir ateşlenme tepkisinin uyandığını ve bunun 2 saate kadar sürdüğünü kaydetti. Diğer yandan deneklere ne kadar stres altında hissettikleri sorulduğunda kentte büyümüş olanlar bu belirgin fizyolojik tepkiye rağmen köyde büyümüş olanlara göre daha az stres altında hissettiklerini ifade etti. Ne kadar acı değil mi? Daha iyi imkânlara sahip olsunlar diye çocuklarımızı şehirde büyütüyoruz, ancak bu yaşamın eksilttiklerini göremiyoruz bile. Kentte büyüyen çocuklar olarak kendi ruhumuzdaki tahribatın farkında bile değiliz. Anadolu'yu gezip çoğu köyün bomboş olduğunu gördüğümde büyük bir hayal kırıklığına uğramıştım. Oysa o güzel doğaya yakışan çocuk sesleriydi. Mis gibi kokular ve dizi dizi ağaçlar ıssızlığın değil insanları hakkı. Çocuklarımızı yetiştirirken daha iyi imkânlar verme peşindeyiz. Onlara dair hayalimiz doktor, mühendis, bilim insanı olmaları yolunda. Peki, ya mutluluk? Hedefimiz ruhen de sağlıklı ve mutlu çocuklar yetiştirmek olmalı. Bunun yolu da doğayla iç içe bir yaşamdan geçiyor.
***
Çocuk sinemacılar festivali
Sinemaya gönül vermiş çocuklar yeteneklerini birleştirdiler ve Yeşilçam'ın sevilen filmlerini kendi yorumlarıyla çektiler. Bu sene üçüncüsü düzenlenen festivalde küçük sinemacılar, Türk sinemasının usta isimleri Hülya Koçyiğit ve Ediz Hun filmlerini tekrar beyaz perdeye taşıdılar. 3. Selim İlkokulu'nun imkanlarıyla çekilen filmlerin oyuncusundan yönetmenine ve senaristine kadar tüm kadrosu çocuklardan oluşuyor. Hülya Koçyiğit ve Ediz Hun'un katılımıyla gerçekleşecek gala ve ödül töreni 8 Mayıs salı günü saat 19.00'da Maltepe Cinemaximum Piazza AVM'de yapılacak. Herkese açık.