Refik Anadol'un üç yıl önce açılan Eriyen Hatıralar sergisini hatırlayanlar bilir, Pilevneli Gallery'deki sergi olağanüstü ilgiyle karşılanmıştı. Sergi gördüğü ilgi üzerine birkaç kez uzatılmıştı. Anadol yeni bir formatta yeni şeyler söylüyordu ve bizi, başka türlü görmeye, düşünmeye davet ediyordu. Bu davet aslında bir deneyim macerasına açılıyordu. Deneyimler bireysel olsa da 'ben'den ziyade 'biz'le ilgili bir maceraydı bu. Yeni medya sanatının sadece Türkiye'de değil, dünyadaki öncülerinden Refik Anadol, dün Pilevneli Dolapdere'de açılan yeni sergisi Makine Hatıraları: Uzay başlıklı sergisinde bu sefer yüzümüzü uzaya çevirmemizi istiyor. NASA verilerinden yararlanarak hazırladığı sergide Anadol bizi yine yeni maceralara çağırıyor. 25 Nisan'a kadar görülecek sergi için İstanbul'a gelen Anadol ile galeride buluştuk ve yüz yüze derin bir söyleşinin kapılarını araladık.

- Bu en kapsamlı kişisel serginiz değil mi?
- Evet. Dünyanın hiçbir yerinde bu kadar büyük işi yan yana bir arada sergilememiştim. Açıkçası her zaman bunu yapıyorum. En iyi fikrimi İstanbul'a saklıyorum.
- İstanbul'u, buradaki sanatseverleri hep bir şekilde kolladığınızı düşünüyoruz.
- Doğduğum büyüdüğüm şehir burası. Buraya her zaman ayrıcalık yapmak istiyorum.
- Günlerdir bir Refik Anadol fırtınası esiyor. İnsanlar da sizi ayrı bir yere konumlamış durumda.
- Bu çok mutluluk veriyor bana. Ama stres de oluşturuyor. Çünkü sorumluluğum artıyor. Bir de pandemi döneminde bunu yapıyor olmak farklı bir durum. Bu süreçte herkes maddi ve manevi olarak çok hasar aldı. İnsanımızın morale, iyi şeylere ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Bunun için bu serginin anlamı benim için çok başka.

- Nasıl bir anlamı var sizin için?
- Serginin insanlara iyi gelmesini istiyorum. Pandemi süreci zorlu geçiyor. Bu zorlu sürecin neresindeyiz bilemiyorum ama bu süreci yaşarken sergiyle onlara moral vermek istiyorum açıkçası. İçimdeki en temel duygum bu. Çünkü sanatın iyileştirici gücüne hiç olmadığı kadar ihtiyaç duyduğumuz bir dönemdeyiz.
- Sergi bir ay boyunca açık kalacak. Ama Eriyen Hatıralar'dan da biliyoruz ki sergilerinize yoğun ilgi oluyor. Biraz daha uzun olabilir miydi süre?
- Ekipmanları kiralamak çok pahalı. 50 metrekare LED ekran, 18 projeksiyon, 16 devasa ekran... Bunlar çok pahalı donanımlar. Böyle bir sergiyi Avrupa'da bir hafta ancak açık tutabiliyorum. Mesela Avustralya'da bir sergi açtım, oranın teknoloji devi sponsor oldu. Bu sanatın olma yöntemi böyle maalesef. Büyük bir desteğe ihtiyacınız oluyor. Ya da kapıda bilet keseceksiniz. O da tercih etmediğimiz bir şey. Bunun için bir ay açık kalacak ve bence çok iyi bir süre...
- Yaptığınız işler izleyicinin deneyimini çok önemli hale getiriyor. Eserle baş başa kalmak ve bunun bir parçası olmak... Deneyim ve bunun başka insanlarla paylaşımı, oradan çıkan etkileşim, bunu çok önemsediğinizi düşünüyoruz. Sanatla farklı bir ilişkiye kapı aralıyorsunuz sanki.
- Hep görme biçimlerini çok merak ettim. Görsel algılamaya dair büyük bir araştırma yaptım. Nasıl görüyoruz, bunun bilimsel karşılığı nedir, bakmayı görmek, görmeyi anlamak, bunlar çok sevdiğim araştırma konuları... İnsanların yaptığım işlerde sevdiği şey, yaptığım işleri deneyimleme fırsatı yakalamaları... Çünkü deneyim aslında bir maceradır. Bu sergide her katta bir maceraya davet ediliyorsunuz. Sadece bir fikirle ya da kavramla ilişki kurmuyor insanlar, fikirlerin zenginliğini deneyimleyerek keşfediyorlar. Ve bunu da seviyorlar. Ayrıca bir de şeffaflık meselesi var. Şimdi bir ressamın resim yaparken hangi fırçayı kullandığını bilmek zorunda değiliz. Eğer ekranlara bakılırsa, hangi algoritmayı, kaç tane veriyi hangi parametreyle kullandığımızı görürsünüz. Sanatta bir şeffaflık ortaya koyuyor, bunun da öncülüğünü yapmaya çalışıyorum.
- Peki bu kadar şeffaf olmak tüm 'sırlarınızı' ifşa etmek anlamına da gelmiyor mu?
- Zararları var tabii, işimin aynısını yapanlar oluyor (gülüyor). Problem mi, değil. Çünkü yeni medya sanatının değiştirici ve dönüştürücü gücü var.
- Öncü olmak iyi de eleştirenler de çok olur.
- İşlerimin formalist olduğunu, çok cool olduğunu söyleyenler var. Sosyal medyada çok paylaşıldığı için eleştirenler bile var. Ama bunlar normal şeyler. Mesela bir işi paylaşmak, işin klişe olduğunu göstermez, değer verildiği anlamına da gelir.

KORKMAK KOLAYCILIK
- Yapay zeka, makineler, robotlar falan birer korku figürü haline de getiriliyor. Ve bu korkunun altı sürekli harlanıyor. Fakat siz çok da korkulacak bir şey yok diyorsunuz.
- İnsan her zaman hayatta kalmaya çalışan bir varlık. Korkunun temelinde de bu kaygı var. Bu kaygıları anlamakla birlikte bana biraz da kolayı seçmek gibi geliyor. Elimizdeki imkanlarla korkmaktan başka şeyler de yapabilir miyiz diye sormak gerek. Kaygılanmak, robotlar işimizi alacak diye telaşlanmak hem bildik hem de kolay bir refleks. Şimdi elimizde dünyadaki en iyi üç makinesi olan üç teleskop var. Biri dünyamızı, biri belki ikinci evimiz olacak Mars'ı, diğeri galaksiyi gözetliyor. Bilim insanları bunlarla araştırma yapıyor. Biz bu verileri başka türlü de kullanabiliriz. Başka hikayeler anlatabilir, başka hayaller kurabiliriz.

YENİ HAYALLERE İHTİYACIMIZ VAR
- Siz biraz da gökyüzüne yeniden bakmak, yeni hayaller kurmak gerek diyorsunuz. Ama öyle bir dünyada yaşıyoruz ki insanlar birbirlerine bakmıyor. Bakan da karşısındakinin olumsuz yönlerini görüyor.
-İki derdim var. Veriden egoyu ayırmamız lazım. Ayırmazsak mahremiyet, mahremiyetten sonra da özgür irade diye bir şey kalmayacak. Ticari kaygılardan dolayı veri egodan ayrılamadı. Bu çok öngörülebilir bir hata. Bu hatayı insanlık olarak yaptık. Ama veriyi egodan ayırdığımız zaman belki elimizde kalan kolektif hatıralar bize daha anlamlı gelecek. Yoksa bir kişinin almak istediği sıkıcı bir ürün, izlemek istediği video, duymak istediği ses, istediği bir yemeğin bize bir faydası olmuyor. Ama gidemediğimiz bir gezegen, düşünemediğimiz bir renk, göremediğimiz bir hatıra, ama hepimize ait olan bir mekanın herkesin ilgisini çekmesi daha yüksek bir ihtimal. Açıkçası yeni hayallere ihtiyacımız var. Bu hayaller bize yeni sorular sorduracak, belki bu sorular da bizi daha iyi insanlar yapacak.
- Veriler bizim için bilgiye ulaşmanın yoluydu. Ve bilgiye çok anlam yüklenir her zaman. Ama siz verilerle hayal de kurulacağını, bu hayallerin de yeni düşünme biçimleri getireceğini umuyorsunuz.
- Meseleye görme ve düşünme biçimi olarak bakılınca mesele biraz daha anlaşılıyor. Bu yeni düşünme biçimi çok yeni ve bu tabii birilerini rahatsız ediyor. Ne akademiye, ne tarihsel bakma biçimine sığıyor. Daha hacker dünyasından geliyor, daha aktivist. Bence bu muazzam bir şey. Çünkü değişme ve dönüştürme gücünü barındırıyor. Bu gücü nasıl kullanırız, yeni sorular sorarak. Yeni sorular sorup bir şeyler üretmiyorsak bunun da pek faydası yok açıkçası.

KRİPTO SANATA DEĞER BİÇEN, YATIRIMCILAR
- Son günlerde Kripto sanat çok konuşuluyor. Beeple'ın Everydays: The First 5000 Days eseri 69 milyon dolara alıcı buldu. Bu sanata nasıl bakıyorsunuz?
- Beeple çok yakın arkadaşım. Orada onun hayatına, emeğine değer biçilmedi. Orada yeni bir akıma değer biçildi. Beeple bir akımın poster çocuğu olmayı tercih etti ve o tercih de kripto para yatırımcılarının hoşuna gitti. Hikaye bu aslında. Şimdi kripto sanata değer biçen bildiğimiz sanat dünyası değil. Buna değer veren insanlar kripto para üzerine değer biçen insanlar. Yatırımcılar, kripto parayla düşünen insanlar. Bu yüzden kafamız karışmasın. Ama önümüzdeki günlerde bu sanatı daha çok konuşacağız.