Esra Zeynep Yücel, 2019 yılının ekim ayında New York Metropolitan Müzesi'nde İlhan Erşahin'le bir konser verdi. Konser için Neşet Ertaş, Aşık Veysel gibi ustaların türkülerinden oluşan bir repertuvar hazırlamıştı. O gün yaşadığı yoğun duygular, hissettiği gurur sonrası bir karar verdi. Ülkemizin sevilen türküleri ve şarkılarından oluşan bir albüm hazırlayacaktı.
Pandemiye rağmen bu kararını hayata geçirdi. Üstelik bunu Engin Arslan, Sunay Özgür, Cengiz Özkan, İlhan Erşahin, Hüseyin Ay, Cem Tuncer, Müslüm Karaduman, Enver Mete Aslan, Ediz Hafızoğlu, Hasan Gözetlik, Tarık Aslan, ocak ayında kaybettiğimiz İsmail Soyberk, Erdinç Şenyaylar ve İstanbul Strings gibi değerli isimleri bir araya getirerek başardı. Ve ortaya 10 parçadan oluşan Misafir albümü çıktı.
- Bir önceki albümünüz Dear Frank'te Frank Sinatra şarkıları söylemiştiniz. Misafir'de ise Türk müziğinin sevilen türküleri, şarkıları var. Konsept albüm yapmayı sevdiğinizi söyleyebilir miyiz?
- Konsept albüm yerine inandığım, sevdiğim tarz müzikleri hayata geçirmeyi seviyorum, diyebiliriz. İki albümde de proje albüm yapacağım diye bir düşüncem yoktu, hazırlıklar esnasında olaylar bu şekilde gelişti. Ben şarkıların birbiriyle bütünlük gösterdiği albümleri seviyorum, o bütünlük nasıl gelişiyorsa, hangi yöne doğru kıvrılıyorsa, kendimi o rüzgara doğru kaptırıyorum aslında.
UZUN SÜRE DİNLENSİN
- İngilizce şarkı söylemek mi yoksa Türkçe mi?
- Müziği ayrıştırmayı sevmiyorum, müzik evrensel bir sanat. Caz müzik benim seslendirmekten keyif aldığım bir tür, ama Türkçe müzik, türküler benim vatanım. Türkçe söylediğimde duygunun karşı tarafa daha fazla geçtiğini düşünüyorum, Türkçe olsa bile caz esintilerini kullanmak, kendi tarzımda seslendirmekten keyif alıyorum.
- Bu albümdeki eserleri seçerken nasıl bir yol izlediniz?
- Eserleri seçerken, hayran olduğum, toprağımızın çok kıymetli müzisyenlerini, bu albümde bir araya getirme heyecanı ile yola düştüm. Bu müthiş eserleri hayata geçirmek ve bir albümde toplayabilmek benim için o kadar büyük heyecan ve bir o kadar da cesaret işiydi. Repertuvarın hepsini tek tek denedik, demo kayıtlar yaptık, yorum alışverişleri oldu. Uzun çalışmalar sonucu eserleri oluşturduk. Çok değerli bir ekiple çalışma fırsatını yakaladım. Hep birlikte inanarak yola çıktık, beraber yol aldık.
- Neşet Ertaş, Mazlum Çimen'den Ahmet Kaya'ya albümdeki bu değerleri isimler arasında sizin kişisel tarihinizde özel bir yeri olan var mı?
- Hepsi birbirinden değerli, albümdeki tüm eserler benim hayatıma iz bırakmış eserler. Hepsinde başka bir duygu yolculuğum var. Neşet Ertaş bir başyapıt, Ahmet Kaya bir ekol, Fikret Kızılok şarkıları için ise 'sözcüklerin dansı' diyorum ben. Vedat Sakman, Mazlum Çimen çok kıymetli isimler. Kısacası müzikleri ile kişisel bağ kurup, onları tanımaya, yolculuklarını anlamaya çalıştım.

- Böyle bir albüm hazırlamak bir sanatçı için de paha biçilmez bir yolculuk. Bu yolculuk size ne öğretti?
- Bu yolculukta ben, daha önce yaşamadığım duygular içinde dalgalandım, derinlerde yaşadım. Cesaretliyimdir zaten, daha da cesaretlendim, çalışırım, daha çok çalıştım, daha çok risk almayı öğrendim. Açıkçası bu değerli müzisyenlerin peşinde büyüdüm galiba.
- Albümün ismi Misafir. Siz de aslında bu değerli eserlere sesiniz ve yorumunuzla misafir olmuşsunuz. 'İyi bir misafir' olabilmek için neye dikkat ettiniz?
- Öncelikle eserleri derinden hissetmeyi, duygumla, tüm benliğimle hepsine sarılmayı hedefledim. Duygu yüklü bir albüm. Her şarkı bir değer. Gerçekten 'iyi bir misafir' olmak için tüm şarkılarda bir hayat yaşadım, hepsinde bir sahne koydum önüme ve o sahneyi yaşadım. Albümü aldığınızda özenle hazırlandığının hissedilmesini istedik. Uzun süreli 'misafir' olmasını arzuladık.
- Çok değerli müzisyenlerle çalışmışsınız. Pandemi döneminde bu isimleri bir araya getirmek zor olmadı mı?
- Öncelikle repertuar oluşturduk, demolar yapıldı, bazen yüz yüze bazen bilgisayar üzerinden bir araya geldik. Sonrasında da dikkat ederek, hepimiz stüdyoya geldik, kayıt yaptık. Fakat en önemlisi hepimiz bu albüme inandık ve iyi müzik yapmak için bir aradaydık, albümde her enstrüman canlı çalındı.

NEW YORK'TA SAHNEYE ÇIKTI
- Pandemiden önce New York MET'te sahne almıştınız. Misafir de evrensel bir albüm. Yurt dışı planlarınız var mı?
- Evet, benim dönüm noktam diyebilirim New York Metropolitan Müzesi'ndeki konserim için. Orada sevgili İlhan Erşahin'le sahnedeydik. Türkülerden oluşan bir repertuvar yaptık ve toprağımızda harmanladığımız o eşsiz eserleri seslendirdik. O sahnede Neşet Ertaş, Aşık Veysel, Yunus Emre gibi isimlerin eserlerini yorumlamak gurur vericiydi. Yoğun duygular yaşadığım bir konserdi ve çok güzel hislerle ayrıldım. Kararımı vermiştim, bir sonraki albüm eşsiz değerlerimize ulaşmak üzerine olacaktı. Tabii ki, yurt dışı konserleri yapabilmeyi çok isterim. Bu güzel eserlerimizi farklı ülkelerde seslendirmek, daha fazla insana ulaştırmak ne kadar heyecan verici olur.
İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ İÇİN SÖYLEDİ
- Siz sürekli kendini geliştiren bir sanatçısınız. Dear Frank'ten sonra neler yaptınız, biraz bahseder misiniz?
- Dear Frank'le beraber ülkemizin birçok yerinde çok keyifli konserler yaptık. Bu süreçte tabii ki durmadım, kendimi geliştirmeyi çok seviyorum, kariyerime bir şeyler katabilmek adına sürekli çalıştım. 2019'da Amerika'da çalışmalar yaptım. New England Konservatuvarı, Berklee Müzik okulunda çok değerli müzisyenlerle çalışma fırsatını yakaladım. 2019 yılında küresel iklim değişikliği projesi Resolution 2020 için hazırlanan şarkıyı Türkçe düzenlemesi ile Omuz Omuza adıyla seslendirerek destek verdim.

SAKİNLEŞTİK, ARINDIK
İşletme okuyup ekonomi master'ı yapan Esra Zeynep Yücel önce bankacılık sektöründe sonra da aile şirketinde çalıştı. Evlenip iki çocuk yetiştirdikten sonra bir gün karşısına çıkan "Hayaliniz nedir?" sorusuyla birlikte hayalini gerçeğe dönüştürmeye karar verdi.
Önce vokal ve şan dersleri aldı. Ardından Stanford Jazz Academy'ye kabul edildi, orada eğitim gördü. Birçok caz kulübünde sahneye çıktı.
İlk albümü Amerika'da kaydettiği Dear Frank'ti. 2019 yılında piyasaya çıkan albüm sonrası konserler veren Yücel, ud, piyano ve gitar çalıyor.
Yücel, pandemi dönemini nasıl geçirdiğine ilişkin sorumuza da şu yanıtı verdi:
"Toplum olarak bilinmez ve garip bir dönemden geçtik. Ve süreç devam ediyor maalesef. Ama bir yandan da unuttuğumuz güzel değerleri hatırladık, ailemize, sevdiklerimize daha sıkı sarıldık, duygularımızı hatırladık. Zaman zaman hayatımızı, kendimizi sorguladık. Sakinleştik, koşturmayı, hırslarımızı bir kenara bıraktık. Bence biraz arındık ve temizlendik."