Geçtiğimiz hafta Yunanistan'da, hatta İtalya'da da uygulanan o ünlü 'reset ayı'ndan bahsetmiştim. Hani ağustosun neredeyse tamamının tatil sayıldığı, işlerin durduğu, hayatın biraz daha yavaş aktığı dönem... Orada bu kültür yıllardır var. Bizde ise şimdilerde, özellikle uluslararası firmalarda ve beyaz yaka dünyasında yavaş yavaş filizlenmeye başladı. Artık bazı şirketlerde bilgisayarlar kapatılıyor, ofis kapısından uzaklaşılıyor. Acil bir durum olursa göz ucuyla bir mail kontrolü. Ne harika değil mi? Ofiste 'tatil ruhunu öldüren' o sürekli telefon titreşimleri olmadan, gerçekten zihni boşaltan bir dönem. Bence bu yazdan çıkarken, her iş yerinin -ama özellikle kurumsal dünyanın- ciddi ciddi masaya yatırması gereken bir karar bu. Çünkü eylül öyle bir gelecek ki telaş olacak, trafik zaten sinir hoplatacak, 'back to school' projeleri gündeme oturacak, yeni lansmanlar, hedef toplantıları... Say say bitmiyor. Akdeniz insanı bu gerçeği bizden önce fark etmiş. Yazın son ayında "Hadi bir duralım" diyorlar. Bu bir lüks değil, tam tersi strateji. Çünkü toplu nefes almak, tatil dönüşü verimliliği ikiye katlıyor. Biz hâlâ bireysel izin planlarıyla, dönünce "biriken işler" dağının altında ezilmeyi normal sanıyoruz. Belki de artık reset tuşuna basmayı öğrenmemiz gerekiyor. Yoksa takvimler eylül ayını gösterdiğinde, hepimiz aynı şeyi düşüneceğiz: "Keşke ağustosta biraz daha yavaşlasaydık."

YAZ BİTER, LONGEVİTY BAŞLAR
Güneye mi inelim, Yunana mı geçelim, Bodrum'a mı gidelim, yoksa Çeşme mi? Her yaz başında başlayan bu tatil rotası sorunsalı artık yavaş yavaş yerini başka bir şeye bırakıyor: Eylül planları.
Şimdi sahnede yeni bir trend var: Longevity otelleri ve tesisleri.
Geçtiğimiz yıllarda dilimize pelesenk olan bu "longevity" kelimesinin anlamını hatırlatayım: Sağlıklı yaş almanın yönetimi ve yaşam kalitesinin artırılması için geliştirilen yenilikçi bir yaklaşım. Yani "anti-aging"in daha bilinçli, daha bilimsel, daha sürdürülebilir versiyonu. Ve evet, dünya çapında bu tesisler birbiri ardına açılıyor. Artık Türkiye'de de var. Canım sosyetenin dilinde de sık sık duyuyorum:
- "Hangi longevity oteline gidiyorsun?" Eskiden "Yaz tatilinde nereye gidiyorsun?" sorusu vardı, şimdi yerine sağlıkla harmanlanmış bir tatil anlayışı geliyor.
Malum, yaz boyunca epey yedik, içtik, sosyalleştik. Şimdi bedene bir "bakım" zamanı. Longevity haftası, aslında hem tatil hem de sağlıklı yaşam kampı gibi. Detoks menüler, kişiye özel spor programları, uyku optimizasyonu, mental farkındalık seansları... Tatil dönüşü "denizden bronz" değil, "hayattan tazelenmiş" olarak dönüyorsunuz.
Ben diyorum ki, siz de yeni nesil tatil alışkanlığının bir parçası olun. Kendinize bir longevity haftası hediye edin.
Çünkü yazın tatlı yorgunluğunu atmak için bundan daha stil sahibi bir yöntem şu an pek yok.

YENİ NESİL BİR 'MÜRİT TOPLAMA' DÜZENİ
Hepimizin bir serüveni var elbet. Kimi bunu "kişisel gelişim yolculuğu" diye adlandırır, kimi "hayat tecrübem" der. Hayatın verdiği dersleri çevremizle, takipçilerimizle, okurlarımızla paylaşmakta bir sakınca yok. Doğru dille, samimiyetle anlatıldığında, başımızdan geçen türlü mevzu başkalarına ışık da tutabilir.
Ama... Son dönemde öyle bir furya var ki, "koçluk" ya da "kişisel gelişim uzmanlığı" adı altında bir iki sertifika programına katılan, ardından yüzlerce dolarlık seanslar düzenleyip hayatımıza giren yeni bir meslek grubu oluştu. Üstelik bu iş, artık dijital ortamda Zoom üzerinden "terapi seansı" kisvesiyle yürütülüyor. İşin ironik yanı, bu insanların büyük kısmının terapi diploması yok; ama sosyal medyada öyle cümleler kuruyorlar ki, kitleler büyülenmiş gibi peşlerine düşüyor.
Bir de bu seanslara katılan ünlüleri görüyorum...

Tek eksikleri reçete yazmak. Kısa vadede söyledikleri insana iyi gelebilir, motivasyon yükleyebilir. Ama uzun vadede?
Arkadaşlarımda, tanıdıklarımda şunu fark ediyorum: "iyileşmekten" çok bencilleşiyorlar. Empati yetenekleri zayıflıyor.
Çünkü bazı uydurma yöntemler, farkındalık yerine "ben merkezcilik" aşılıyor.
Sonuçta ortaya, yeni nesil bir "mürit toplama" düzeni çıkıyor.
Ve bundan ciddi paralar kazanılıyor. Olan, bu sistemin parçası olan insanların mental sağlığına oluyor.
O yüzden diyorum ki: Aman dikkat! Kişisel gelişim, doğru ellerde güçlü bir araçtır; yanlış ellerde ise, en kırılgan yerinizden vurulma riskidir.
İYİLİK MELEĞİ BİR DJ
Bodrum'da tanıştığım bir hanımefendi var. İlk bakışta özel şoförlük yapan biri... Ama bu dönemde kim kim çıkıyor, tahmin etmek güç. Çünkü mevzu sadece direksiyon başında araç kullanmak değil.
Kendisinin adı DJ Mila. Hem VIP araç şoförü hem şirket sahibi, istihdam sağlayan bir girişimci. Ama hikâyesi bununla bitmiyor. Aynı zamanda TikTok fenomeni. Ve bu dijital kimliğini sadece eğlence için değil, iyilik için de kullanıyor.

Öyle ki, SMA'lı çocuklar için yardım kampanyaları düzenlemiş, toplamda 84 milyon TL toplayarak çocukları Dubai'ye tedaviye göndermiş. Düşünsenize, direksiyon başından başlayıp sosyal medyaya uzanan bir yardım ağı...
Ama DJ Mila'nın fenomenliği sadece iyilikle sınırlı değil.
TikTok'ta diğer fenomenleri trolleyecek besteler yapıyor, hicivli şarkılar söylüyor. Mizahını, eleştirisini, toplumsal gözlemlerini müzikle harmanlıyor.
Bu, yeni dünyanın bize gösterdiği bir tablo: Artık insanların görünen meslekleri, asıl güçlerini yansıtmıyor. Birinin elinde direksiyon, ama arkasında milyonlara ulaşan bir sosyal medya topluluğu olabilir. Bir bakmışsınız, yan koltukta oturan şoförünüz, dijital dünyanın en yaratıcı ve en etkili fenomenlerinden biri. Ve bu bana şunu hatırlatıyor: Gerçek hikâyeler, çoğu zaman hiç beklemediğiniz yerlerden çıkar.