Cemre Vakfı, Türkiye'de çevre bilincini gönüllülük temelli bir toplumsal harekete dönüştürmeyi amaçlayan; çevre koruma, iklim değişikliğiyle mücadele, afetlere hazırlık ve toplumsal dayanışma alanlarında faaliyet göstermek üzere 20 Şubat'ta Atatürk Kültür Merkezi'nde Recep Tayyip Erdoğan'ın katılımıyla düzenlenen programla resmen faaliyetlerine başladı. Vakfın Yönetim Kurulu Başkanı Furkan Gökgöz, Cemre'nin bir tepki hareketi değil, bir bilinç sürecinin sonucu olduğunu söylüyor. Çevreyi dönemsel kampanyaların ötesine taşıyıp sürdürülebilir bir yaşam yaklaşımına dönüştürmek istediklerini vurguluyor. Gençleri izleyici değil, sürecin aktif öznesi olarak konumlandıran bir yapı kurduklarını anlatırken en çok "birlikte" kelimesinin altını çiziyor: "Büyük sözler vermiyoruz, birlikte başlayalım diyoruz."

- Cemre Vakfı hangi ihtiyaçtan doğdu?
Cemre Vakfı bir tepki refleksiyle değil, bir bilinçlenme sürecinin doğal sonucu olarak doğdu. Çevre meselesi uzun yıllar boyunca konuşulan ancak gündelik hayatın merkezine tam olarak yerleşmeyen bir başlıktı. Geleceğe ait bir mesele gibi algılanıyordu. Oysa bugün iklim değişikliği, kuraklık, su kaynaklarının azalması ve enerji verimliliği gibi konular hayatımızın somut gerçekleri haline geldi. Cemre Vakfı'nın temel motivasyonu, çevreyi dönemsel bir faaliyet olmaktan çıkarıp sürdürülebilir bir yaşam yaklaşımına dönüştürmek. Bu bir tercih değil; artık hepimizin ortak sorumluluğu.
- Tanıtım programıyla birlikte nasıl bir yol haritası başlatıyorsunuz? İlk etapta öncelik verdiğiniz alan hangisi olacak?
Gençleri izleyici değil, sürecin aktif öznesi olarak görüyoruz. Gönüllülerimize "Cemre" diyoruz ve sahada yer almalarını önemsiyoruz.
Kısa vadede önceliğimiz uygulamalı bilinçlendirme ve saha faaliyetleri. İki akademisyen hocamızın öncülüğünde oluşturduğumuz akademik kurul ile gençlerin hem teorik hem pratik olarak güçlenmesini hedefliyoruz. Amaç, bilinçlenen gençlerin bu bilinci başka bireylere aktarabilmesi. Buradaki yaklaşımımız net:

Çevreye katkı sağlarken bireyin yetkinliğini artırmak. Gençler hem kendini geliştiriyor hem toplumsal fayda üretiyor.
- Dört temel "Cemre" başlığı altında bir yapılanma kurdunuz. Bu modeli biraz daha somut örneklerle anlatır mısınız?
Biz vakfı kurarken şunu düşündük: Çevreyi tek bir başlığa sıkıştıramayız. Ağaç dikmek ayrı, enerji ayrı, afet ayrı gibi düşünmek doğru gelmedi bize. Hepsi birbiriyle bağlantılı. O yüzden dört ana eksen belirledik. Yeşil dönüşüm dediğimiz başlıkta enerji verimliliği var, sıfır atık var, karbon azaltımı var. Evdeki bir ampulü değiştirmekle başlayan bir bilinç, aslında ülke ölçeğinde büyük bir dönüşüme katkı sağlayabiliyor. Afet bilinci bizim için çok önemli. Deprem ülkesiyiz. Bunu kabullenmemiz gerekiyor. Biz üç aşamalı düşünüyoruz: Deprem öncesi bilinçlendirme, deprem anında arama kurtarma kapasitesi ve sonrasında lojistik destek. Ekosistem projeleri tarafında deniz çayırları öne çıkıyor. Deniz çayırları karbon tutma kapasitesi yüksek alanlar.

Marmara'da belirli derinliklerin altında oksijen seviyesinin düşmesi hepimizi düşündürüyor. Biz burada genç dalgıçlar yetiştirerek ekim çalışmaları yapıyoruz. Hem denizin dengesine katkı sağlamak hem de gençlere teknik bir alan açmak istiyoruz. Bir de Cemre Akademi var. Atölyeler, gençlik programları ve akademik iş birlikleriyle sahadaki işi bilgiyle destekliyoruz.
- Eğitim ve sertifikasyon programlarınızdan kimler yararlanabilecek? Bu eğitimler nasıl bir dönüşüm hedefliyor?
Programlarımız öncelikle üniversite öğrencilerine ve gençlere açık. Ancak sadece gençlerle sınırlı değil. Çevre konusunda kendini geliştirmek isteyen herkes, belirli modüller çerçevesinde bu sürecin parçası olabiliyor. Biz eğitim tarafında iki eksen kurduk. Birincisi uygulamalı programlar. İkincisi bilimsel ve akademik içerikler. Cemre Akademi çatısı altında akademisyenlerle birlikte çevre hukuku, iklim politikaları, sürdürülebilirlik, karbon yönetimi gibi başlıklarda teorik eğitimler planlıyoruz.

BİRLİKTE YAPALIM
Eğer bir kişi "Ben ne yapabilirim?" diye soruyorsa zaten mesele başlamış demektir. Biz kimseye büyük sözler vermiyoruz. Şunu söylüyoruz: Gelin birlikte başlayalım. Değişim biraz kendimizden başlıyor. Biz de bu ülkenin havasına, suyuna, toprağına iyi gelsin istiyoruz. Birlikte yapalım.