Dünya genelinde 800 milyon kişiyi etkileyen obezite, yalnızca tıbbi değil toplumsal bir sorun. Türkiye Obezite Araştırma Derneği, başta dizi ve filmler olmak üzere medyadaki önyargılı dili değiştirmek amacıyla üniversitelilere yönelik “Taşıdığımız Hikâyeler: Obezitenin Görünmeyen Yüzü” başlıklı ulusal kısa film yarışmasını başlattı
Dünya Sağlık Örgütü tarafından "modern çağın salgını" olarak tanımlanan obezite, son yıllarda hızla yaygınlaşmaya devam ediyor. Dünya genelinde yaklaşık 800 milyon kişinin obezite ile mücadele ettiği ve her yıl 3,7 milyon kişinin bu nedenle hayatını kaybettiği bildiriliyor. Türkiye'de de durum alarm verici boyutta. Sağlık Bakanlığı'ının Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması Raporu'na göre, ülkemizde her 10 kişiden 3'ü obezite hastası! Bu oranla Türkiye obezite sıralamasında Avrupa'da ilk sırada yer alıyor. Dünya nüfusunun yarısının, yani yaklaşık 4 milyar insanın 2035'e kadar fazla kilo veya obezite sorunuyla yaşayacağı öngörülüyor. 1975'te okul çağındaki çocukların sadece yüzde 4'ü fazla kiloluydu veya obeziteliydi. Ancak bu oran günümüzde yüzde 20 düzeyinde! Sadece bu rakamlar bile obezitenin küresel ölçekte büyük bir halk sağlığı sorunu olduğunu fark etmeye yetiyor.
Obezite bireysel bir tercih değil çok boyutlu, kronik ve tedavi edilebilir bir hastalık. Toplumun obeziteye yaklaşımı ise ne yazık ki dizi film ve sosyal medyada oluşturulan klişe algıdan ibaret. Bununla birlikte obezitenin medyadaki temsilleri çoğu zaman tek boyutlu ve sınırlı anlatılar üzerinden kurulmuş. Bu durum, obeziteyle yaşayan bireylerin toplumsal düzeyde damgalanmasına ve ayrımcı tutumlarla karşılaşmasını tetikliyor. Kilosu yüzünden çocukların akranları tarafından zorbalığa maruz kaldığını, kilolu yetişkinlerin ise başarısız, sakar ve komik olarak kodlandığını biliyoruz. Örneğin klinik araştırmalara göre çocuk filmlerinin yüzde 85'inde kilolu karakterler; "obur," "pis" hatta "kötü kalpli" gibi etiketlerle sunuluyor. Karakterin kilosunun temel sebebi iradesizlik olarak gösteriliyor. "Yağ tulumu" veya "balon" gibi hakaret içeren ifadeler, komedi ve kinaye adı altında meşrulaştırılıyor. Oysa çocuklukta başlayan obezite, yetişkinlikte diyabet, kalp hastalığı ve bazı kanser türleri gibi ciddi hastalıklara zemin hazırlıyor. Dahası, kalp hastalıklarının erken belirtileri artık çocuklarda da görülüyor. Romantik ilişkileri anlatan filmlerde de obeziteli bireylerin arzulanamaz olduğu fikri işleniyor. Kilolu bir karakterin aşkı bulabilmesi için ancak anında bir değişim (zayıflama mucizesi) yaşaması gerektiği mesajı veriliyor. Mesela, obez bir kadının başarılı bir lider olamayacağı, çevresi tarafından hep dalga geçilen ezik bir tip olarak zorbalığa maruz kalacağı bilgisi kodlanmış kafamızda.
EMPATİ ODAKLARI HİKAYELER
İşte Türkiye Obezite Araştırma Derneği, bu önyargılı dili değiştirmek ve obeziteye farkındalık oluşturmak amacıyla üniversite öğrencilerine yönelik ulusal çapta bir kısa film yarışması başlattı. "Taşıdığımız Hikâyeler: Obezitenin Görünmeyen Yüzü" başlıklı bu yarışma sinemanın güçlü anlatım dili aracılığıyla obeziteye dair önyargıları sorgulayan empati odaklı hikâyeleri teşvik etmeyi hedefliyor.
Yarışmanın ana jürisinin başkanlığını, yönetmen Pelin Esmer üstlenecek. Jüride ayrıca Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon Sinema Bölüm Başkanı Prof. Dr. S. Ruken Öztürk, Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi'nden Prof. Dr. Deniz Sezgin Emüler ve Türkiye Obezite Araştırma Derneği Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Dilek Yazıcı görev alacak. Kazananlar, 12-15 Mayıs tarihleri arasında İstanbul'da yapılacak olan Avrupa Obezite Kongresi'nin ikinci günündeki (13 Mayıs) ödül töreniyle açıklanacak.
PROF. DR. DİLEK YAZICI
(Türkiye Obezite Araştırma Derneği Başkan Yardımcısı):
ÖNYARGI TEDAVİYİ DE ETKİLİYOR
Bu projenin gerçekleşmesinden büyük mutluluk duyuyoruz. Obeziteyle ilişkili tüm paydaşları bünyesinde barındıran bir dernek olarak özellikle toplumda obezite farkındalığının yaratılması; obeziteli bireylerin yaşadıkları ön yargıya dikkat çekmek ve bunların ortadan kakmasını sağlamak ana misyonlarımızdan. Peşin hüküm, obeziteli bireyleri toplumun dışına ittiği gibi sağlık yardımı almalarını bile engelleyerek hastalıklarının ilerlemesine ve ek sorunlarla seyretmesine neden olmakta. Bu nedenle toplumun tüm kesimlerinde ön yargıya dikkat çekmek gerekiyor. Toplumu birebir etkileyen mecra olan medyanın bu konuda farkındalık kazanması ve obeziteyle ilgili aktarımlarını peşin hükümsüz yapması çok önemli. Bu projede sanatın sihirli gücüyle iletişimin nasıl olumlu yönde gelişeceğini göreceğiz. Katılımları merak ve heyecanla bekliyoruz.
PROF. DR. DENİZ SEZGİN EMÜLER
(Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi):
SİNEMADA GİZLİ AYRIMCILIK VAR
Günümüzün en güçlü anlatı aracı olan sinema, toplumsal algıları şekillendiriyor. Ancak uluslararası literatürde yapılan güncel akademik çalışmalar, beyaz perdenin ideal beden dışındaki formlara karşı sistematik bir ön yargı barındırdığını ortaya koyuyor. Özellikle çocuk filmlerinden Hollywood'un dev yapımlarına kadar uzanan bu temsil biçimi, obeziteyi tıbbi bir durumdan daha çok başarısızlık olarak sunuyor. Medyadaki bu damgalayan dil ve sınıflandırma, insanları sağlıklı bir hayata teşvik etmiyor; tam tersine onları depresyona, sosyal yalnızlığa ve özsaygı kaybına itiyor. Filmlerde sıkça karşılaştığımız 'anında değişim' sahneleri, gerçekçi olmayan beklentiler yaratarak bireyin kendi bedeniyle barışmasını engelliyor. Örneğin Birleşik Krallık yapımlarında kilo; genellikle düşük gelir düzeyi, eğitimsizlik ve kalitesiz beslenme ile eşleştiriliyor. Zayıf beden disiplinli ve başarılı orta sınıfın sembolü olurken, kilolu beden devletin sırtındaki bir ekonomik yük gibi resmediliyor. Bu durum, kilo sorununu yapısal bir problem olmaktan çıkarıp bireyin kendi sınıfsal başarısızlığıymış gibi gösteren bir ön yargıyı besliyor.
SİNEMADA ÖRNEĞİ ÇOK
Obeziteyi ya da kilolu bireyleri merkeze alan; önyargıyı sorgulayan ya da tam tersine klişeleri yeniden üreten birçok film var. Örneğin, Branden Fraser'e Oscar kazandıran Darren Aronofsky'nin Balina isimli filmi, obeziteyle yaşayan bir adamın iç dünyasına odaklanır. Film, beden üzerinden değil, yalnızlık, suçluluk ve bağ kurma çabası üzerinden bir anlatı kuruyor. Obez bir genç kızın hem ailesi hem toplum tarafından maruz bırakıldığı şiddeti ve aşağılanmayı anlatan 2009 yapımı Acı Bir Hayat Öyküsü (Precious), genç bir kızın güzellik yarışmasına katılması üzerinden beden olumlama ve özgüven temasını işleyen Jennifer Aniston'la Danielle Macdonald'ın başrolünde yer aldığı Dumplin, tatil yaparken havuz başında havalı kızlardan oluşan bir grup tarafından zorbalığa uğrayan kilolu kızın intikamını anlatan İspanyol filmi Piggy de konuyu anlatan güzel örnekler.