Türk futbolunda çok sık gördüğümüz 'parlamadan önce sabret' hikâyelerinden biri Semih Güler'inki... Onu farklı, hiçbir zaman kestirme yollara sapmaması. Dünyaya merhaba dediği Almanya'da futbola başladığında yıldız adaylarından biri değildi. Adı manşetlere çıkmadı, büyük kulüplerin radarına erken yaşta girenlerden olmadı. Onun yolu daha sessiz, daha zahmetliydi. Küçük kulüplerde, çoğu zaman göz önünde olmadan oynadı. Ama hep aynı şeyi yaptı: Çalıştı... Savunma oyuncuları için Türkiye'de yükselmek zaten zordur. Gol atmazsın, asistin azdır, hatan büyür. Semih Güler de bu zorluğun içinden geldi. Fizik gücünü geliştirdi, pozisyon bilgisini artırdı, oyunu okumayı öğrendi. Sahada 'gösterişli' değil ama 'sağlam' olmayı seçti. Her sezon biraz daha fazla sorumluluk aldı, her maç biraz daha olgunlaştı. Onu izleyen teknik direktörler için güven veren bir profile dönüştü: Hata yapmayan, mücadeleden kaçmayan, disiplinli bir stoper oldu. Bu emeğin karşılığı ise Kayserispor forması oldu. Süper Lig sahnesine çıktığında artık 'sürpriz' bir oyuncu değildi; aslında yıllardır hazırlanan bir hikayenin doğal sonucuydu.

FARKLILARIMIZLA GÜZELİZ
Buraya kadar futbol kariyerini anlattık ama onu bugün sayfamıza konuk etme sebebimiz kızı Defne... Elbette bu isim de kaderin bir tercihi olsa gerek. Kur'an'da da denildiği gibi, "Allah kimseye kaldıramayacağı yükü vermez..." Semih ve eşi Sedef Güler'in evlatlarına seçtikleri isim olan Defne'nin bir anlamı da 'dayanıklılık' da... Semih Güler sahadaki farkını Defne sonrası da gösterdi. Kramponlarını farklı renkte giyme sebebi sorulunca "Bugün 21 Mart, Down- Sendromu Farkındalık Günü... Ben de kızım Defne'den sonra öğrendim. Bu çocukların daha çok konuşulması lazım" dedi. Bütün Kayserispor kulübünün bir anda uğuru haline gelen Defne'yi babası Semih Güler ile konuştuk.
■ Hikayenizin başına dönersek... Farklı renkte krampon giymek aklına nereden gelmişti?
21 Mart için Defne'nin ilk Down Sendromu Farkındalık Günü'nü özel kılmak istedik. "Farklılıklarımızla Güzeliz" mesajını vermek için farklı krampon giydim, ailemiz de farklı çoraplar giydi.
■ Kızınızın durumunu ilk öğrendiğinizde eşinizle neler hissettiniz, neler konuştunuz?
İlk öğrendiğimiz an tabii ki çok duygusaldı. Daha hamilelik sürecinde, bilmediğimiz bir yolun başında olduğumuzu hissettik. Korkularımız da oldu, sorularımız da... Ama sonra şunu konuştuk: "Bu bizim evladımız ve biz ona en iyi hayatı sunmakla yükümlüyüz." Zamanla korkular yerini kabule, sonra da büyük bir sevgiye bıraktı.

■ Baba olmak zor olsa gerek... Bu dengeyi nasıl kuruyorsunuz?
Zor ama çok güzel... Eve geldiğimde tamamen baba oluyorum. Eşime destek olmaya çalışıyorum.
■ Hayatta sizi en çok gururlandıran şey futbol mu yoksa babalık mı?
Futbol benim mesleğim ama babalık bambaşka bir duygu.
■ Sizce futbol camiası bu konuda daha fazla ne yapabilir?
Farkındalığı artırabilir. Down sendromlu çocukların toplumda daha görünür olması lazım. Kulüpler sosyal sorumluluk projelerine daha fazla yer verebilir. Eğitim ve destek çok önemli.

İNSANLARA FAYDALI OLMAK İSTİYORUM
■ Kızınız Defne size neler öğretti?
Hayata bakışım açım değişti. Daha çok sahip çıkma, koruma ve faydalı olma hissi geldi. Defne bize sabrı, şükrü ve yargılamamayı öğretti. Defne'nin geldiği maçlarda kazandık. İnşallah gelecek maçları da kazanıp şehrimizi mutlu ederiz.
■ Anne babalara öneriniz ne olabilir?
En önemli şey erken başlamak ve pes etmemek. Eğitim gerçekten çok fark ediyor. Bu noktada resmi raporun çıkarılması da çok önemli çünkü birçok destek ve haktan bu sayede faydalanabiliyorsunuz. Devletin sunduğu imkanları araştırmak ve aktif şekilde destek almak gerekiyor. Biz de bu süreçte Türkiye Down Sendromu Derneği'ne başvurduk, bize çok yol gösterdiler. Kurucusu Fulya Öztürk Ekmen ve ekibi gerçekten çok değerli bir iş yapıyor.
■ Bu görev bilinci nereden geliyor?
Bize ulaşan ailelere yol göstermek ve elimizden geldiğince yardımcı olmak istiyoruz. Bu konuda dernekle birlikte hareket ediyoruz. Eğer birilerine dokunabiliyorsak, bu bizim için bir görevdir. Futbol bana disiplin ve sorumluluk öğretti ama Defne'den sonra her şeye yeniden başladık. Bunun için Defne'ye minnettarız. İyi ki Defne bizim kızımız. Onunla birlikte nelerin gerçekten önemli olduğunu öğrendik.